21 Haziran 2011 Salı

SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞININ KURULUŞ YILDÖNÜMÜ TÖRENİ

Sahil Güvenlik Komutanlığının 29'uncu kuruluş yıldönümü törenle kutlandı.
Sahil Güvenlik Eğitim ve Öğretim Komutanı Deniz Kurmay Kıdemli Albay Ahmet Gür'ün ev sahibi olduğu törene, Antalya Valisi Ahmet Altıparmak, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Kemal Korkmaz, Akdeniz Üniversitesi Rektör Vekili Abit Demircan, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Şenol Yılmaz, Baro Başkanı Zafer Köken ile kurum müdürleri katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunması ile başlayan törende Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve Sahil Güvenlik Komutanı Tümamiral İzzet Artunç'un kutlama mesajları okunduktan sonra, Sahil Güvenlik Eğitim ve Öğretim Komutanı Deniz Kurmay Kıdemli Albay Ahmet Gür bir konuşma yaptı. Gün,“Türkiye Cumhuriyeti devletinin Anayasa ile belirlenmiş temel değerlerine, Atatürk ilkelerine bağlı, genç, dinamik ve özverili personeli ile görev yapmaktadır. Sahil Güvenlik Komutanlığı olarak her türlü kaçakçılık ve yasadışı faaliyetleri önlemek, denizlerin güvenliğini sağlamak ve yasadışı avlanmaları önlemek ve can kurtarma faaliyetleri ile denizde her zaman yardıma hazır olmak görevlerimizin arasındadır” diye konuştu.
Gür, Sahil Güvenlik Komutanlığının değişim ve gelişimde öncü, denizlerde güven veren etkin ve saygın bir kurum olma vizyonunu gerçekleştirmek için eğitim ve öğretim alanında yeni uygulamalar gerçekleştirdiğini ifade etti. Kaliteli eğitim için diğer kurumlarla işbirliği içinde olunduğunu belirten Gür, Antalya'da en son teknoloji ile donatılmış dershane ve laboratuvarlara sahip Avrupa'nın en modern yeni Sahil Güvenlik Eğitim ve Öğretim Okulu'nun inşa edildiğini söyledi.
Gemicilik yarışmaları, ödül töreni, sahil güvenlik botlarını ziyaret ile devam eden Sahil Güvenlik Komutanlığının 29'uncu kuruluş yıldönümü töreni, kano ve yüzme yarışmaları ile sona erdi.
SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞININ KURULUŞ YILDÖNÜMÜ TÖRENİ
SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞININ KURULUŞ YILDÖNÜMÜ TÖRENİ

'28 Şubat ayıbı' Gülen Türkiye'ye dönünce bitecek / Yiğit Bulut

Türkiye “sivilleşme-demokratikleşmehalkın iradesinin yönetime yansıması ve saygı duyulması” yolunda önemli bir mesafe aldı. Aldı ama son döneme damgasını vuran 28 Şubat sürecinin etkileri tam olarak geri döndürülemedi.
Hatırlarsanız o dönemde medyamızın bir bölümünde nereden servis edildiği belli olmayan kasetler büyük kanalların ana haber bültenlerini sarmış ve başta Fethullah Gülen olmak üzere birçok isme karşı “infaz” mekanizmaları harekete geçirilmişti. Amaç belliydi; bu insanları saygı gördükleri toplumdan ayrıştırmak, ayrı düşürmek veya tecrit etmek. Bu hedefle yola çıkanlar, o günlerde istediklerini aldılar ama aldıkları aslında Türkiye’ye verdikleri büyük zararın tespit tutanaklarıydı. O gün kazandılar ama Türk halkının vicdanını ve zorla bastırdıkları duygularını, aklını zedelediler.
Sevgili dostlar, o dönemden bugünlere birçok şey yaşandı, Türkiye’ye yapılan baskılar ters tepti ve kendi iç tehdit algılamalarını bize zorla kabul ettirenlerin makro planları ellerinde patladı. Türk halkı neye, kime, neden ve nasıl saygı duyacağını kendisi seçti ve neredeyse geçen 14 yıllık yeni süreç içinde kendini yeniden ortaya koymayı başardı. Şimdi utanç içinde hatırladığımız o günlerden bugünlere bir detay kaldı düzelmesi gereken: Başta Gülen olmak üzere bütün gidenlerin DÖNÜŞÜ... Evet çok açık ve net yazıyorum: NORMALLEŞME dinamiklerinin hızlanması, Türkiye’nin “gerçek bir demokrasi yolunda” daha hızlı ilerlemesi için Gülen‘in dönmesi ve her şeyin 28 Şubat öncesi gibi kaldığı yerden devam etmesi gerekli. Ayıbımızı temizlememiz ve unutturmamız gerekli.
Sonuç: 12 Eylül 1980’de “beden ve akıl sağlığı sakat bırakılanların” tamamını sağlığına kavuşturmak keşke mümkün olsa. Mümkün değil. 12 Eylül üstümüzden silindir gibi geçti ve hepimiz zarar gördük. 1980 uzak ama 28 Şubat çok daha yakın ve “normalleşmeyi hızlandırma” adına bu dönemin yaraları çok daha kolay sarılabilir. Bu noktada siyasi otoriteye çok önemli bir görev düşüyor; başta Gülen olmak üzere, bu ülkeden “zorla tecrit edilen” herkesin, buradaki sevdiklerine kavuşmaları için “güven verilmeli” ve Türkiye’nin NORMALLEŞMESİ adına bu “son adım” mutlaka ama mutlaka atılmalı.
Son söz: Türkiye’nin artık “normal” olduğunun güvencesi siyasi otoritedir ve bu “güven” mutlaka sağlanmalıdır...

Aselsan , Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile toplam değeri 529.1 milyon TL ve 325.1 milyon Euro olan dört sözleşme imzaladı.
    Aselsan'dan KAP'a yapılan açıklamada, Alçak İrtifa Hava    Savunma Füze Sistemi (AIHSFS) Projesi Tasarım ve Geliştirme Dönemi (Dönem-1) sözleşmesinin 278.4 milyon TL ve 193 milyon Euro bedelle imzalandığı belirtildi.
    Açıklamada ayrıca, Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi (OIHSFS) Projesi Tasarım ve Geliştirme Dönemi (Dönem-1)sözleşmesinin de 250.7 milyon TL ve 132.1 milyon Euro bedelle imzalandığı kaydedildi.

Tuğamiral Sevim ve bir grup asker adliyede

İrticayla Mücadele Eylem Planı soruşturması devam ediyor

İrticayla Mücadele Eylem Planı soruşturması kapsamında, Tuğamiral Alattin Sevim ve bir grup asker Beşiktaş'taki İstanbul adliyesine geldi.

Tuğamiral Sevim şüpheli sıfatıyla savcılığa ifade verecek.

Örtülü ödenekten orduevi tefrişatı

Soruşturma, Koşaner'i de kapsadı!


Başbakanlık Teftiş Kurulu, Ege Ordu Komutanlığı’nın 2001-2005 yıllarını kapsayan gizli “haber alma ödeneği” harcamalarını inceledi. Soruşturma talebi, ele geçirilen bir CD kapsamında Ergenekon savcılığından geldi.
Kurul, Kara Kuvvetleri’ne yazı yazarak, 2001-2005 döneminde Ege Ordu Komutanlığı’na ait yaklaşık 3 milyon TL gizli hizmet ödeneğinin nerelere harcandığını, harcama talimat onaylarını, malzeme ve demirbaş olarak nelerin alındığını sordu. Milli Savunma Bakanlığı da müfettişlere yardımcı olması için bir albayı görevlendirdi.
Soruşturma, Hurşit Tolon’un Ege Ordu Komutanlığı’nı yürüttüğü 2002-2004 dönemine odaklandı, ancak 2001-2005 yıllarında yapılan tüm örtülü harcamalar, inceleme içine alındı.
KOŞANER’İ DE KAPSADI
Ergenekon davasından tutuklu emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un komutan olduğu 2002-2004 yıllarına yoğunlaşan soruşturma, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’in Ege Ordu Komutanlığı’nı yürüttüğü bir yıllık dönemi de içeriyor. Soruşturmayı tamamladıktan sonra Başbakan Erdoğan’ın da “olur”unu alan Teftiş Kurulu dosyayı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Dosyaya göre, Ege Ordu Komutanlığı Gizli Hizmet Ödeneği/Haberalma Ödeneği’nden usule aykırı olarak 338 bin TL harcandı, ödeneğin büyük bölümü orduevlerinin tefrişatında araç ve demirbaş alımında kullanıldı. Dosyaya göre harcama yapılan yerler şöyle:
2001-11.5 bin TL Ege Ordu Komutanlığı sosyal tesisleri. 2002-40 bin TL inşaat harcamaları. 2003-274 bin TL Antalya ve Foça Özel Eğitim Merkezi. 2004 yılı ödeneği maksada uygun olarak haberalma için kullanıldı.2005-12 bin TL sosyal tesisin güvenliği için güvenlik sistemi, kamera ve demirbaş alımı.

Demokrat şefkatlidir, hafif de unutkan... / Taha Kıvanç


Demokrasiler ile askeri rejimler arasındaki en büyük farklardan biri, ilkinin şefkatli, ötekinin intikamcı olmasıdır... İlki yapılanları unutmasa da unutmuş görünür, öteki asla unutmaz...
27 Mayıs (1960) darbesinin ardından 'köpek davası' ve 'bebek davası' dahil yüzlerce dava görüldü Yassıada'da; insanlar "Kuyruklar" diye aşağılandı. 1950-1960 döneminde sorumluluk taşıyanlar uzun süre siyasi haklarından mahrum edildiler...
Benzer bir durum 12 Mart (1971) darbesi sonrasında da yaşandı. Avrupa'ya işçi göçü 1960'larda başlamıştı, ama beyin göçü 'siyasi sığınmacı' kimliğinde 1970'lerde Avrupa ülkelerinin kapısına dayandı. O dönemde açılan davalardan hâlâ sonuçlanmayanlar var.
Aynı durum daha da genişleyerek 12 Eylül (1980) darbesince yaşatıldı.
Oysa 1950'de uzun sürmüş bir tek-parti iktidarını deviren DP'nin sloganı, geçmişin hesabının sorulmayacağını ilân eden "Devr-i sabık yaratmayacağız" idi. Eşref Edib'in 'Kara Kitap' adlı eserinde sosyal, Ahmet Gürkan'ın 'İsmet Paşa'nın Beytülmali' kitabında mali boyutları sergilenen yanlışlıkların üzerine gitmedi DP iktidarı...
Yapılanları unutmuş göründü, hesabını sormadı. DP sözcüleri muhalefetin şirretliği dayanılamaz hale geldiğinde hatırlattılar eski dönemde yapılanları; o kadar...
Referandumla (12 Eylül 2010) halk tarafından yargıya görev verilene kadar 1960, 1971, 1980 ve 1997 askeri müdahalelerini gerçekleştirenlerin üzerine gitmedi hiçbir siyasi iktidar; o dönemlerde yapılan uygulamalardan mağdur olanlar hakkını arayamadı.
Unutmayalım: Darbeciler hesaplarını özel mahkemelere havale ediyorlardı. Yassıada Mahkemesi hukuk sistemi aşılarak kurulmuştu; sonraki bütün darbelerin ardından açılan siyasi davalar savcılar ve yargıçların subay olduğu Sıkıyönetim Mahkemelerinde görüldü.
Hiçbir siyasi iktidar, ne kadar kızarsa kızsın, rakibi siyasi partilerin kapatılmasını istemedi; 27 Mayıs (1960) DP'yi kapattı ilk... 12 Mart (1980) MSP'yi... 12 Eylül (1980) CHP dahil hepsini... 28 Şubat (1997) RP ve FP'yi... Daha sonra 'darbe' yapılamadı, ama yine de parti kapatmaya teşebbüs edildi; iktidar partisi (Ak Parti) postu zor kurtardı.
Her darbe öncesinde askere "Gel, gel" yapan işadamları ile darbelere gerekçe hazırlayıcı haber yapanların, "Daha ne duruyorsunuz?" çağrısında bulunan yazılar yazanların davranışları da birkaç akademisyenin merakına bırakıldı. 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren, sonunda isyan edip "Sizler değil miydiniz, kolumuzdan tutup idareye el koymaya davet eden, şimdi nasıl oluyor da dediğinizi yaptığımız için bizi eleştiriyorsunuz?" çıkışını yaptı bir kitapla; siviller yine sessiz kaldı.
Ak Parti hayli karmaşık bir dönemden sonra iktidara geldi, isteseydi önceki dönemin kirli çamaşırlarını Meclis çoğunluğunu kullanarak ortaya dökebilirdi; bunu özellikle yapmadı. Bütün yaptığı, demokrasiyi kesintiye uğratanlarla yargının uğraşmasının önünü açan anayasa değişikliği oldu...

Dahasını da yaptı Ak Parti lideri Tayyip Erdoğan; son seçim kampanyası sırasında kendisine edilen hakaretlerle ilgili olarak siyasilere ve medya mensuplarına karşı açtırdığı davaları geri çekti. Helâllaştı. Bunun önemli bir jest olduğuna hiç kuşku yok.
Halkın yarısının desteğini almış bir siyasi kadronun yapması beklenebilecek türden hiçbir taşkınlık yaşanmadı seçimden bu yana; tam tersine, gerçekten ancak 'ileri demokrasi' ülkelerinde rastlanabilecek türden bir 'sorumluluk hissi' çöktüğü fark ediliyor iktidar partisi mensuplarının omuzlarına...
Eskiden böyle siyasi ortamlar için 'bahar havası' deyimi kullanılırdı; deyim bu defa akıllara gelmiyorsa, muhalefetin tavrından... Parti içi rakiplerle uğraşmak zorunda bırakılan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu yeni durumu tam kavrayamadığını belli ediyor çelişkili mesajlarıyla... MHP lideri Devlet Bahçeli ise sanki seçim olmamış, kampanya hâlâ devam ediyormuş hissini veren açıklamalar yapıyor...
Başbakan Erdoğan'ın davaları geri çekmesinin ardından medyada güzel bir esinti fark ediliyor: Basit takılmaların yerini daha analitik, olanı izaha çalışan yazılar almaya başladı. Kimileri yanlış kişilerle omuz omuza durduğunu galiba ilk kez fark etti. Körü körüne desteklediklerinin gözlerini gerçekten kör ettiğini anlayanlar da çıkmış olmalı içlerinden...

Her devrin adamlarını hesaba bile katmıyorum; onlar şöyle bir silkinip dirsek zoruyla araya girmeye çabalıyorlar.
Çabalasınlar, hiçbir mahzuru yok; sürekli yanılttıkları okurları kendilerini okumaya devam ediyorsa, ya da okurlardan "Bizi aldattınız" nidaları yükseldiği halde patronları buna aldırmıyorsa, onlara kim ne diyebilir?
"Demokrasi şefkatli olmayı gerektirir" demiştim değil mi? Bir de bazı yanlışlıkları unutmayı...
Sizler de öyle yapın...

Çukurca'da roketatarlı saldırı

Hakkari'nin Çukurca ilçesindeki askeri birliğe terör örgütü PKK üyelerince düzenlenen roketatarlı saldırıda, ayağına cam parçaları isabet eden bir asker hafif yaralandı.

Alınan bilgiye göre, Çukurca 20. Jandarma Sınır Tugay Komutanlığına bağlı askerlerin ilçe merkezinde konuşlu bulunduğu birliğe, terör örgütü PKK üyelerince gece saatlerinde roketatarlı saldırı düzenlendi.
Teröristlerin attığı üç roketatar mermisinden birinin, birliğe ait binanın balkonuna isabet etmesi sonucu, bir asker cam kırıkları nedeniyle hafif yaralandı.
Birlikteki askerlerin, saldırıya anında karşılık vermesi üzerine teröristler geri püskürtüldü.
Saldırının ardından bölgeye çok sayıda takviye kuvvet gönderilirken, gecenin karanlığından faydalanarak kaçan teröristlerin yakalanması için bölgede hava destekli geniş çaplı operasyon başlatıldığı bildirildi.

Gece Yarısı Şüpheli İmha Operasyonu

Ölümü üzerindeki sır perdesi aralanamayan Albay Kazım Çillioğlu'nun mezarı açılmadan iki hafta önce İzmir İl Jandarma Komutanlığı'nda sabaha kadar yaklaşık bir traktör kasası evrak imha edildiği ortaya çıktı.
Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'nın ölümünün üzerinden 17 yıl sonra yeniden açtığı eski Tunceli İl Jandarma Komutanı Albay Kazım Çillioğlu dosyasıyla ilgili ilginç gelişmeler yaşanıyor.
Başsavcılığın talimatıyla Albay Çillioğlu'nun mezarı açılmadan iki hafta önce İzmir İl Jandarma Komutanlığı'nda gece yarısından sabaha kadar evrak imha edildiği ortaya çıktı.
 
SABAHA KADAR EVRAK İMHA EDİLDİ
Şaibeli bir şekilde hayatını kaybeden Çillioğlu'nun lojmandaki evine ilk giren kişi olan Tümgeneral Mehmet Çörten'in İzmir'de sabaha kadar evrak imha ettirdiği ortaya çıktı. İzmir İl Jandarma Komutanlığı'nda 25 Mayıs'ta bir traktör römorku evrakın sabah 06'ya kadar yakılarak imha edildiği öğrenildi. Jandarma Genel Komutanlığı'nın haberi olmadan yapıldığı iddia edilen imha operasyonunun Tümgeneral Çörten tarafından yürütüldüğü ileri sürüldü. Çillioğlu'nu öldürdüğü iddia edilen Yeşil Kod adlı Mahmut Yıldırım'ın 2002-2004 tarihleri arasında İzmir İl Jandarma Komutanı Mehmet Çörten'in himayesinde Jandarma bölgesinde ikamet ettirildiği kaydedilmişti.
 
DELİLLER Mİ KARARTILDI?
Şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Albay Çillioğlu'nun lojmanına giren ilk isim olan dönemin kurmay Başkanı Çörtoğlu'nun, Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığınca Çillioğlu dosyasının yeniden açılmasından kısa bir süre önce böylesine bir imha operasyonu yapması dikkat çekici bulundu. Çillioğlu'nun kabrinin açılarık cesedin yeniden otopsi yapılması için harekete geçilmeden hemen önce hayata geçirilen "İmha" şaşırttı. İddialara göre Yeşil ve Kazım Çilliğlu'nun şaibeli ölümü arasındaki bağın ortaya çıkmaması için evraklar imha edildi. Yasal olmadığı ve üst komutanlığının bilgisi dışında yapıldığı imha opresyonu ile hukuki süreçlerin sabote edilmek istendiği ileri sürüldü.
 
ÇÖRTEN PAŞA'NIN DOSYASI KABARIK
Tümgeneral Mehmet Çörten'in başında bulunan Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığının JİTEM'in devamı olduğu iddia edilmişti. Göreve geldiği günden bu yana sürekli gündemde olan Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı Tümgeneral Mehmet Çörten ile ilgili; JİTEM'in Derin Paşası olduğu, JİTEM ve Ergenekonla ilgili belgeleri imha ettiği, Albay Kazım Çillioğlu'nun şüpheli intiharında rolü olduğu, Reşadiye olayında üst makamları yanlış yönlendirdiği ve Sarıyayla Karakolunun basılmasında ihmali bulunduğu ileri sürüldü.

Rütbe alır almaz komutan olabilir

Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na aday iki ismin de tutuklanması, dikkatleri kıdem sıralamasına çevirdi


Rütbe alır almaz komutan olabilir Şimdi ‘Kim komutan olacak’ tahminleri havada uçuşuyor. En şanslı isim olarak ise şu ana kadar hiçbir davada adı geçmeyen Korgeneral Mehmet Erten gösteriliyor. Orgeneral olduğu gün Erten’e komutanlığın önü açılacak

Teammüllere göre bu yıl Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevini Org. Hasan Aksay’dan devralacak olan Harp Akademileri Komutanı Org. Bilgin Balanlı’nın ardından 1. Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Korcan Pulatsü’nün de tutuklanması, dikkatleri Hava Kuvvetleri’ndeki komutanların kıdem sıralamasına çevirdi. TSK’nın yürürlükteki Personel Kanunu’na göre, haklarında açılan dava kapsamında tutuklananlar, daha sonra salıverilseler dahi terfi edemiyor. Bu nedenle Org. Balanlı’ya tutuklama kararı nedeniyle kuvvet komutanlığı yolu kapanmış oldu. Böylece bu yıl orgeneralliğe yükselecek isim otomatikman Hava Kuvvetleri Komutanı olacak. Bu durumda Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay’ın görev süresi uzatılmazsa, Hava Lojistik Komutanı Korg. Mehmet Erten, orgeneralliğe terfi eder etmez kuvvet komutanı da olacak. Yani bu yılki yaz şurasında orgeneralliğe terfi edip komutan olma şansı en yüksek isim Mehmet Erten kalıyor. Erten 2007 yılında korgeneralliğe terfi etti, 4 yıllık rütbe bekleme süresini ise bu yıl dolduracak.

2013’te emekli olmak zorunda

Korg. Erten’in, orgeneralliğe terfi etmemesi veya uzatma almaması halinde emekliliği gündeme gelebilecek. 1948 doğumlu olan ve yaş haddini doldurmasına 2 yıl daha bulunan 63 yaşındaki Korgeneral Erten, terfi etmesi ve Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Hasan Aksay’ın görev süresinin 1 yıl uzatılmaması durumunda 2 yıl Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapabilecek. Erten terfi etse bile Org. Aksay’ın görev süresi 1 yıl uzatılırsa, Korg. Erten 1 yıl Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapacak. Ama her iki formüle göre de 2013’de emekliye ayrılmak zorunda kalacak.

Org. Aksay 1 yıl uzatma alabilir

Kuvvet komutanları, Genelkurmay Başkanı’nın teklifi , Milli Savunma Bakanı’nın uygun bularak kararnameyi hazırlaması (inha), Başbakan’ın imzası ve Cumhurbaşkanı’nın onayıyla atanabiliyor. Genelkurmay Başkanının başlattığı bu süreçte onay mercii sivil otorite olacak. 2 yıl önce Hava Kuvvetleri komutanı Orgeneral Hasan Aksay, teammüllere göre or rütbesinde 4 yılını doldurduğu için emekliye ayrılacak. Ağustos ayında emekli olması beklenilen Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Hasan Aksay’ın, orgenerallikte 4 yılını doldurmasına rağmen yaş haddi olan 65 yaşını doldurmadığı için görev süresinin 1 yıl uzatılabileceği belirtiliyor. Bu noktada Org. Aksay’ın tutumu da etkili olacak. Çünkü geçen yılki YAŞ sürecinde Org. Hasan Iğsız’ın yerine atanması gündeme gelen Jandarma Genel Komutanı Org. Atilla Işık emeklilik kararı almıştı.

‘Yaşı engel olabilir’ iddiası

Geçmişte Korg. Erten’le de birlikte görev yapmış havacı emekli bir general VATAN’a dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Korg. Erten’in yaşının 63 olması nedeniyle orgeneralliğe terfi şansının az olduğunu belirten emekli general, “Teammüllere göre orgeneralliğe terfi edeceklerin önünde rütbe bekleme süresi olan 4 sene olması gerekir. Korg. Erten’in 2 yılı kaldığı için YAŞ’ta orgeneralliğe terfisi zayıf bir ihtimal olarak görülüyor. Çünkü Hava Kuvvetleri’nde 2 yıllık orgeneral örneği yok. Mevcut Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Hasan Aksay’ın görev süresinin bir yıl uzatılması ve ardından ismi hiçbir yerde geçmeyen Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korg. Abidin Ünal’ın önümüzdeki dönemde orgeneralliğe terfi ettirilip, Hava Kuvvetleri Komutanı yapılması yüksek olasılık” dedi. Korgeneral Erten 2007’de korgeneral olduğu için 4 yıllık süresi bu yıl doluyor. Korgeneral Ünal ise 2008’de terfi ettiği için 4 yıllık süresi gelecek yıl dolacak.

SIRA ONLARDA AMA ŞANSLARI YOK

Biri Gül’ü karşılamadı diğerin adı belgelerde

Aslında Hava Kuvvetleri’nde, kıdem sıralamasında Pulatsü’den sonra 1952 doğumlu Hava Eğitim Komutanı Korg. Ziya Güler geliyor. Korg. Güler, Pulatsü’nun ardından ikinci sırada 2006 yılında korgeneralliğe terfi etti. Ancak Korg. Güler’in ismi de Gölcük’te elde edilen belgelerde geçtiği için Hükümetin terfi etmesine sıcak bakmayacağı iddia ediliyor. 2008’de korgeneralliğe ikinci sıradan terfi eden Veysi Ağar’ın da adı geçiyor. Ağar’ın 2012 yılında orgeneralliğe terfisi bekleniyor. Ancak Türkiye’nin NATO nezdindeki askeri temsilcisi Korg. Ağar’ın, NATO zirvesine katılmak üzere Lizbon’a giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü karşılamadığı iddia edilmişti. Bu iddialar üzerine Korg. Ağar’ın derhal görevden alınması gerektiğini savunan siyasiler olmuştu. Cumhurbaşkanı’nın da, hükümetin de Ağar’ın orgeneral rütbesine terfi ettirilmesine onay vermeyecekleri konuşuluyor.

SUBAYLARIN BEKLEME SÜRELERİ

Harp okullarını bitirenler, istisnalar dışında, o yılın 30 Ağustos’unda teğmenliğe tayin edilirler. Subayların normal bekleme süreleri ise şöyle: Asteğmen 8 Ay, Teğmen 3 Yıl, Üsteğmen 6 Yıl, Yüzbaşı 6 Yıl, Binbaşı 5 Yıl, Yarbay 3 Yıl, Albay 5 Yıl, Tuğgeneral - Tuğamiral 4 Yıl, Tümgeneral - Tümamiral 4 Yıl, Korgeneral - Koramiral 4 Yıl, Orgeneral - Oramiral 4 Yıl.

ERTEN GENERALLİKTE RÖTARSIZ İLERLEDİ

63 yaşındaki Hava Lojistik Komutanı Korg. Mehmet Erten, generalliğe terfisi gecikmeli olsa da general rütbesinde rötarsız terfi aldı. 1968 yılında Hava Harp Okulu’ndan mezun olan Erten, general oluncaya kadar erken terfi almadı. Bu nedenle kendisiyle aynı yaşta olan başka generaller daha üst rütbeye çıktı. 30 ağustos 1999 tarihinde tuğgeneralliğe terfi ederek Hava Kuvvetleri Komutanlığı Plan Prensipler Başkanlığı Plan Program Daire Başkanı olarak atandı. 2003 tarihinde tümgeneralliğe terfi ederek Hava Lojistik Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak atandı. 04 ağustos 2006 tarihinde 2. Hava İkmal Bakım Merkezi Komutanlığına atandı. Erten, 30 Ağustos 2007 tarihinden geçerli olmak üzere korgeneralliğe terfi etti. İngilizce bilen, evli ve bir çocuk babası olan Korg. Erten, rütbesinde bekleme süresini doldurduğu bu yıl orgeneralliğe terfi edip, Hava Kuvvetleri Komutanı olursa 2 yıl bu görevde kalabilecek. Teammüllerde, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilecek isim Harp Akademileri Komutanlığı yapıyor. Bu nedenle Korg. Erten, komutanlığa atanması halinde bu görevi atlayarak, Hava Kuvvetleri Komutanlığı şansını yakalamış olacak.

Bilvanis Paşasına 20 Yıl İstendi

Hakkında 20 yıl hapis talep edilen Balanlı, iddianame kabul edilirse, Türkiye tarihinde 'darbeye teşebbüs'ten yargılanan ilk orgeneral olacak.
Eskişehir’de ele geçirilen Balyoz belgeleriyle ilgili tutuklanan ve Türkiye tarihinde hapse giren ilk muvazzaf Orgeneral olan Balanlı ile ilgili iddianame tamamlandı. Balanlı için 20 yıla kadar hapis istendi.
Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı ile Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş’ın da aralarında bulunduğu 15’i tutuklu 28 şüpheliye ilişkin hazırlanan 2. Balyoz İddianamisi, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.
Ağustos’ta yapılacak olan 2011 Yüksek Askeri Şura toplantısında Hava Kuvvetleri Komutanı olmayı beklerken Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi’ne konulan Balanlı için “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs” suçundan 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası istendi. Balanlı’nın Hava Kuvvetleri Komutanı olmasının önü tamamen kapanmış oldu.
 
15’i tutuklu 28 şüpheli var
Eskişehir’de Emekli Albay Hakan Büyük’ün evinde ele geçirilen yeni Balyoz Darbe Planı belgeleriyle ilgili soruşturma kapsamında 30 Mayıs 2011 günü tutuklanan ve 31 Mayıs günü GATA’ya kaldırılan Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı ile ilgili iddianame 20 günde tamamlandı. Balyoz soruşturmasını yürüten İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar tarafından, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tutuklanan ilk muvazzaf Orgeneral olan Bilgin Balanlı’nın da aralarında bulunduğu 15’i tutuklu 28 şüpheliye ilişkin hazırlanan iddianame Balyoz Davası’na bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.
Savcı Hüseyin Ayar tarafından hazırlanan ve Özel Yetkili Başsavcı Vekili Fikret Seçen tarafından da onaylanan iddianemede, davanın Balyoz Darbe Planı ana davasıyla birleştirilmesi istendi. İddianamede Orgeneral Balanlı ile birlikte Korgeneral Turgut Atman, Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş, Tümgeneral Nedim Güngör Kurutaş, Tümgeneral Bülent Kocababuç, Tümgeneral Beyazıt Karataş, Tuğgeneral Mehmet Eldem, Tuğgeneral Erhan Pamuk, Tümamiral Sinan Ertuğrul ile Albaylar Ahmet Zeki Üçok, Mehmet Örgen, Ahmet Dikmen, Mehmet Erdem, Halit Nejdet Akgüner, Emin Hakan Özbek, emekli Albay Hakan Büyük ve bazı muvazzaf subaylar sanık olarak yer alıyor.
‘Darbeye Eksik Teşebbüs’ten 20 yıl
İddianamede sanıkların “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs” suçundan 15 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor. Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında açılan ve aralarında Çetin Doğan’ın da bulunduğu 102’si tutuklu 196 sanık da aynı suçlama ile yargılanıyor. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi iddianamenin kabul ya da reddine kararı vermek için 15 günlük süresi bulunuyor. Savcı Ayar’ın yürüttüğü, Eskişehir 1. Taktik Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Korcan Pulatsü ve 3 albayın da aralarında olduğu tutuklu şüphelilere yönelik soruşturmasının ise devam ettiği öğrenildi.
Planın başarısız olursa ne yaparız?
Balanlı’nın Balyoz’la irtibatını ortaya koyan ilk belge Gölcük’te ele geçirilmişti. Sözkonusu belge, dönemin Harp Akademileri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtınanın 10 Şubat 2003 tarihli sözlü direktifi ile hazırlanmıştı. İddiaya göre, Fırtına’nın sözlü emrinin ardından “İhtimalat Planı Hazırlama grubu” oluşturuldu ve bilgi şubat ayında Balanlı tarafından Fırtına’ya iletildi. Balanlı’nın hazırladığı İhtimalat Planı, Oraj Harekat Planı’nın uygulanamaması veya başarısız olması durumunda uygulanacak tedbirlerle ilgili planları içeriyordu. Planın başarısız olması durumunda hukuki prosedürün de araştırıldığı, iddianemede sanık olan askeri hakim ve savcılardan bir çalışma grubu oluşturulmuştu. Bilgin Balanlı tarafından hazırlanan İhtimalat Planı’nda “yeniden yapılanma, yeni plan hazırlama, muhtemel soruşturmaları boşa çıkarmak için soruşturma komisyonlarında yer alma ve kamufule olma, plan deşifre olmazsa hayata geçirme ve plana muhalif olanları tasfiye etme” başlıkları vardı.
 
Bilvanis ve delil yok etme iddiası
Bilgin Balanlı’nın, Eskişehir’deki Bilvanis Çiftliği’ni havadan savaş jetleriyle gözetlediği ve gerekli durumda buraya hava operasyonu yapmayı planladığı ortaya çıkmıştı. Oraj’da aktif görev aldığı iddia edilen Balanlı, Balyoz delillerini yok etmeye çalışmakla da suçlanmıştı. Balanlı’nın Harp Akademileri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümg. Ahmet Yavuz’a tutuklanmadan 15 gün önce, arşivlerdeki gerçek isimlerle hazırlanan tüm “Harp oyunu ve plan seminerlerini” imha etmesi yönünde emir verdiği ortaya çıkmıştı.
 
Deşifre edenleri tasfiye edecekti deşifre edilince tasfiye edildi
BİLGİN Balanlı, hazırladığı ‘İhtimalat Planı’nda darbe girişimi deşifre edecek olanların daha sonra takip edilip tasfiye edilmesi isteniyordu. Ancak darbe girişiminde bulunduğu ortaya çıkan Balanlı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı beklerken kendisi tasfiye oldu. Hakkındaki iddianamenin kabul edilmesi durumunda Balanlı’nın Kuvvet Komutanı olmasının yolu tamamen kapanmış olacak. Mevcut durumda Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda orgeneralliğe terfi için kıdemleri yeten 3 korgeneral bulunuyor. Terfi eden isim Hava Kuvvetleri Komutanlığı koltuğuna da oturmuş olacak. Kıdemi yeten isimlerden biri olan Korgeneral Korcan Pulatsü da geçtiğimiz hafta Balyoz soruşturması çerçevesinde tutuklandı. Hava Eğitim Komutanı Korgeneral Ziya Güler’in adı da Balyoz belgelerinde geçiyor. Terfi için kıdemi yeten diğer isim Korgeneral Mehmet Erten en şanslı isim oldu.

Dağlıca Komutanına Emeklilik Kıyağı

Askeri Yargıtay, 1 yıldan fazla beklettiği Dirik’in, Üsteğmen’in ölümüne neden olma dosyasını YAŞ’tan kısa süre önce ‘eksik soruşturma’ gerekçesiyle bozdu. Dirik’e emeklilik hakkı doğdu.
13 askerin şehit olduğu Dağlıca baskınındaki ihmalleri ile gündeme gelen dönemin Dağlıca Taburu Komutanı Yarbay Onur Dirik’in bir üsteğmenin ölümüne sebep olmaktan aldığı 3 yıl hapis cezasını bir yıldır karara bağlamayan Askeri Yargıtay, Yüksek Askeri Şura’ya kısa süre kala yerel mahkemenin kararını bozdu.
Şehit Üsteğmen Çağlar Canbaz’ın avukatı Abdullah Atilla Bingöl “Karar henüz bize ulaşmış değil ancak edindiğimiz bilgilere göre Yargıtay cezayı eksik soruşturma gerekçesi ile bozmuş” dedi.

Dağılıca baskınında 13 askerin şehit olması 8 askerin de teröristlerce Kuzey Irak’a kaçırılmasının ardından ismi kamuoyu tarafından ilk kez duyulan Onur Dirik’in adı pek çok skandala karışmıştı.
Baskın günü bir düğünde olduğu ortaya çıkan Dirik’in baskından kısa süre sonra taburda dansözlü yılbaşı eiğlyencesi düzenlediği iddia edilmişti. Dirik ismi, Ağustos 2007’de Üsteğmen Çağlar Canbaz’ın şehit olmasının ardından da gündeme geldi. Dirik’in, hava karardıktan sonra PKK’nın döşediği mayını elle imha etmesi için Üsteğmen Canbaz’a baskı yaptığı ve şehit olmasına neden olduğu ortaya çıkmıştı.

‘Eksik soruşturma’dan bozuldu
Genelkurmay önce Canbaz’ın PKK’nın döşediği mayına basması sonucu şehit olduğunu açıklamış ancak ölümünün üzerinden aylar geçtikten sonra Üsteğmen Çağlar Canbaz’ın silah arkadaşları tarafından ailesine, Onur Dirik’in oğullarını nasıl bile bile ölüme gönderdiğine dair bazı bilgi ve belgeler gönderilmişti. Canbaz Ailesi’nin açtığı dava sonucu Van Askerî Mahkemesi, 22 Haziran 2010’da Albay Onur Dirik’e üç yıl hapis cezası verdi. Heyet, daha sonra cezayı iki yıl 11 aya indirdi. Temyiz için Askeri Yargıtay’a gönderilen dosya yaklaşık bir yıl boyunca bekledikten sonra YAŞ’a kısa süre kala Askeri Yargıtayca bozuldu. Böylece Dirik’in terfi etmesi ya da kendi isteğiyle emekliliğini isteyerek özlük haklarını korumasının önü açıldı. Canbaz ailesinin avukatı A. Atilla Bingöl “Karar henüz bize ulaşmış değil ancak edindiğimiz bilgilere göre Yargıtay cezayı eksik soruşturma gerekçesi ile bozmuş. Bazı sanık ve tanık ifadelerindeki eksiklikler gerek gösterilmiş” dedi.

20 Haziran 2011 Pazartesi

TSK Çanakkale'de seferberlik tatbikatı yapacak

Genelkurmay Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Çanakkale'de 21-28 Haziran 2011 tarihleri arasında YILDIRIM-2011 Seferberlik Tatbikatı isimli tatbikat yapılacağını bildirdi.


Genelkurmay Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Çanakkale'de 21-28 Haziran 2011 tarihleri arasında YILDIRIM-2011 Seferberlik Tatbikatı isimli tatbikat yapılacağını bildirdi.
Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada seferberlik sistemin denenmesi, askeri ve mülki makamlar arasında koordinasyonun ve yükümlülerle iletişimin tesis edilmesi amacıyla bir seferberlik tatbikatı yapılacağı kaydedilerek, "Türk Silahlı Kuvvetlerinin 2011 yılı planlı tatbikatlarından olan YILDIRIM-2011 Seferberlik Tatbikatı 21-28 Haziran 2011 tarihleri arasında, Dz. K.K.lığının Çanakkale Boğaz K.lığı/Çanakkale'de icra edilecektir" denildi.

Korkunç tasfiyeyi anlattı


Kendisi de 'YAŞ’'zede olan Adaleti Savunanlar Derneği Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Hacımustafaoğulları, “Çetin Doğan’ın başkanlığını yaptığı Batı Çalışma Grubu, 10 bin insanı tasfiye etti” dedi.




Balyoz Darbe Planı” davasının tutuklu sanıklarından eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın, Silivri’de görülen 33. duruşmada, bir askerin düşüncelerinden, itikatlarından dolayı cezalandırılmasına, mükafatlandırılmasına hiç göz yummadığını belirterek, “Çalışanları, ‘Hangi mezheptensin, oruç tutuyor musun, namaz kılıyor musun?’ diye sorgulamadım. Vicdan sahibi olarak doğru bildiğimi yaptım” şeklindeki açıklaması, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla TSK’dan ihraç edilen askerler tarafından yalanlandı.

10 BİN KİŞİYİ MAĞDUR ETTİLER

Kendisi de YAŞ’zede olan Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Hacımustafaoğulları, emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın savunmasına tepki gösterdi.
Hacımustafaoğulları, Çetin Doğan’ın başkanlığını yaptığı Batı Çalışma Grubu’nun 10 bin kişiyi mağdur ettiğini söyledi. Tasfiye edilen kişilerin dürüst insanlar olduğunu söyleyen Hacımustafaoğulları, “BÇG, organize bir şekilde çalışarak kendilerine engel olabilecek kişileri devletin kendilerine verdiği, komuta kademesinin kendilerine tanıdığı yetkileri kullanarak tasfiye etti. Tasfiye edilenlerin sayısı yaklaşık 10 bindi. Bunların bin 600’ü YAŞ kararı ile, binlercesi üçlü kararnameyle tasfiye edildi. Büyük bir kısmı ise mobbing ile istifaya zorlandı” dedi.

“O GÜNLERİ YAŞAYAN BİZLERİZ”

Hacımustafaoğulları, Balyoz tutuklularının devletin kendilerine verdiği yetkiyi kötüye kullanan kişiler olduğunu söyledi.

Balyoz sanıklarının yaptıklarını inkar etmelerinin suçu ortadan kaldırmayacağını kaydeden Hacımustafaoğulları, “O günleri yaşayan bizleriz. Geçmişte kurulan Batı Çalışma Grubu illegal oluşumların su üstüne çıkan örneğiydi. BÇG ilk kuruluşunda mezhepsel bir örgütlenmeydi. Alevi kesimden olan personelin oluşturduğu bir örgütlenmeydi ve Sünni olan personel mağdur edildi” diye konuştu.

Hacımustafaoğulları, Çetin Doğan’ın BÇG içerisinde ön plana çıkan ve etkili olan bir kişi olduğunu söyledi.

“BALYOZ PLANI TSK’DA UYGULANDI”

O dönemde TSK’da çok ciddi bir tasfiyenin yaşandığını belirten Hacımustafaoğulları, “Balyoz planları gelişen demokratik hareket dolayısıyla siyasi olarak uygulanamadı ancak TSK’da uygulandı” dedi.

Ronaldo güneşlenirken SAT komandoları geldi


Yata binip bir süre açıldıktan sonra yatın üzerine Rus manken sevgilisi ile çıkan Ronaldo DHA muhabirleri tarafından görüntülendi.
İspanyol futbol devi Real Madrid'in dünyaca ünlü Portekizli futbolcusu Cristiano Ronaldo, Demirören Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili, Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören'in daveti üzerine ilk olarak İstanbul’a ardından da geçen Pazar günü öğle saatlerinde özel jetle Bodrum'a geldi. Yanında 25 yaşındaki Rus sevgilisi İrana Shayk'la birlikte Yalı Beldesi’ndeki Kempinski Barbaros Bay Hotel'e yerleşen Ronaldo ilk gününü otelde dinlenerek ve otelin SPA’sında bitkisel yağlarla masaj yaptırarak geçirdi.
Ronaldo'yu görmek isteyen futbolseverler ise bugün sabah saatlerinden itibaren otelin bulunduğu Barbaros Koyu’nda kamp kurdu. Ronaldo’yu görmek için kayalıklara tırmanarak otele yaklaşıp fotoğraf çekmek isteyen bazı vatandaşlar ise özel güvenlik ekipleri tarafından uzaklaştırıldı. Bazı Ronaldo hayranlarının koya çadır kurduğu görüldü.
SAT KOMANDOSU SAŞKINLIĞI    
Öğle saatlerinde otelin bulunduğu Barbaros Koyu’na gelen SAT  komandaları ise heyecan yaşanmasına neden oldu. Bazı vatandaşlar SAT korumalarının Ronaldo için geldiğini iddia etse de yetkililer, komandoların Güllük'teki Sualtı Taaruz Eğitim Komutanlığı'ndan bölgeye eğitim amaçlı geldiklerini eğitimin Ronaldo ile ilgisinin olmadığını açıkladı.

Davet Karargâh’tan / Mehmet Baransu / TARAF


AK Parti’nin oylarını arttırarak üçüncü kez iktidar olmasının yankıları sürerken, geçen hafta önemli bir gelişme daha yaşandı. Emekli Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, seçimlerden dört gün sonra 16 Haziran 2011 günü Genelkurmay Başkanlığı’nda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir numarası Orgeneral Işık Koşaner’le görüştü.


Ziyaret Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinden kısa bir açıklamayla duyuruldu. Açıklama kısa olunca da akıllara bir dizi soru geldi. Görüşmenin amacı neydi? Talep kimden gelmişti ve de en önemlisi içeride neler konuşuldu?

Görüşme kamuoyuna rutin bir gelişme olarak yansımasına rağmen, Karargâh’ın kodlarını yakından takip etmeye çalışan biri olarak, ziyareti anlamlı bir o kadar da sürpriz buldum. Ziyaret sürprizdi çünkü; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Koşaner, göreve geldikten sonra Fenerbahçe Cumhuriyeti’nde ikamet eden emekliler tarafından yakın markaja alınmış, bir yıllık görev süresince de bu markajdan kurtulamamıştı. Askeri çevrelerde, “emeklilerin her isteğini yerine getiren komutan” olarak anılmaya başlanmıştı.

Bir tarafta Fenerbahçe Cumhuriyeti sakinleri, diğer tarafta onların “düşman” olarak gördükleri eski “komutanlarının” Karargâh’ta yaptığı görüşme, haliyle benim açımdan olağandışı bir gelişmeydi.
İşte bu olağandışı gelişmenin perde arkasında yaşananları öğrenmek için Karargâh’a yakın bazı isimlerle görüştüm. Haber kaynaklarımdan görüşmenin içeriğiyle ilgili “şimdilik” bilgi alamasam da en az içerik kadar önemli başka bir bilgi öğrendim.
Görüşme isteği emekli Orgeneral Özkök’ten değil, bizzat Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’den gelmiş.

Balyoz soruşturması kapsamında muvazzaf orgenerallerin tutuklanmasının hemen ardından Karargâh tarafından davetin yapılması da en az görüşme kadar önemli. Hem davetin hem görüşmenin neden önemli olduğunu anlamak için de birkaç ay öncesinde yaşanan gelişmelere bakmak gerekiyor.
Hatırlanacağı gibi Genelkurmay Başkanlığı 6 Nisan 2011 tarihinde kamuoyunda çok tartışılan bir açıklamaya imza atmıştı. Tutuklu Balyoz sanıklarının mahkemeye yaptıkları itirazın reddedilmesi üzerine, Genelkurmay sitesinden zehir zemberek bir açıklama yapılmıştı. Yapılan açıklama şöyleydi:

“5-7 Mart 2003 tarihinde 1’inci Ordu Komutanlığı’nda yapılan bir plan semineri ve bu seminerle ilişkilendirilmeye çalışılan ve bir darbe planı olduğu iddia edilen planla ilgili olarak başlatılan kovuşturma işlemi devam etmektedir. Halen tutuklu bulunan 163 askeri personelin, tutuksuz yargılanmak üzere yaptıkları müracaat 5 Nisan 2011 tarihinde itiraz mahkemesi tarafından ikinci kez reddedilerek, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir.

Devam eden yargı sürecine müdahale anlamına gelebilecek davranışlardan özellikle kaçınan Türk Silahlı Kuvvetleri, yargılamayı etkilemeyecek şekilde, çeşitli defalar açıklamalar yaparak, ilgili makamları bilgilendirerek, yapılan seminerin ne olduğunu, nasıl yapıldığını, neleri kapsadığını ve kimlerin hangi emirlerle katıldığını tereddüde yer bırakmayacak şekilde izah etmiştir. Benzer hususlar, savcılık makamlarınca görevlendirilen bilirkişi raporlarında da açık bir şekilde yer almaktadır. Hal böyle iken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görevli ve emekli 163 personelinin tutukluluk halinin devamını anlamakta güçlük çekilmektedir.”
Kamuoyunda tepkilere neden olan bu açıklama tam unutuldu derken, bu kez de tatbikat krizi gündeme bomba gibi düşmüştü. Genelkurmay Başkanlığı 16 Mayıs’ta yaptığı basın açıklamasında Efes ve Denizkurdu 2011 tatbikatları için basın mensuplarının akreditelerini yapmaları istemiş ancak aradan sekiz gün geçtikten sonra ikinci bir açıklamayla tatbikatların iptal edildiğini kamuoyuna duyurmuştu. Açıklamada iptalin gerekçesi ise belirtilmemişti.

Genelkurmay iptalin gerekçesini belirtmese de kamuoyu Harp Akademileri Komutanı Bilgin Balanlı ve bazı muvazzaf askerlerin Balyoz soruşturması kapsamında ifadeye çağrılmalarına tepki olarak böyle bir kararın alındığını tahmin ediyordu. Tıpkı tutuklu sanıklara yönelik yapılan açıklamada olduğu gibi bu kararda da Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin izlerini görmek mümkündü.

Cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak, görevdeki muvazzaf orgeneralin tutuklanması ise Karargâh’ın tüm kimyasını bozdu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Koşaner her ne kadar Bilgin Balanlı’ya tutuklanmayacağı yönünde teminat verse de Balanlı, savcılık sorgusunun ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanıp cezaevine kondu.
Son bir aydır bu gelişmelerle sarsılan Karargah’ın bir numaralı isminin, Balyoz, Sarıkız, Ayışı, Eldiven darbe planlarının hedefi olan dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ü Karargâh’a davet etmesi işte bu gelişmeler göz önüne alındığında önemli. Sanırım Koşaner, yaşanan süreci bir de Hilmi Özkök’ün gözüyle anlamaya çalışıyor. Umarım cuntacı ve darbecilerin hedefi olan emekli Orgeneral Özkök, TSK’nın bir numarasına gerekli tüm bilgileri, yaşadıklarını ve kendisine yaşatılanları aktarmıştır. Ve yine umuyorum Genelkurmay Başkanı, öğrendiği doğrularla Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin etkisinden kurtulur.

5 kişilik cunta bir cipe sığardı! / Umur Talu


Bir alay şey yazıyor, konuşuyor, tartışıyoruz.
Esasında basit bir durum:
Milyonlarca ferdini aşağıladığı milletin vesıradan insanların genellikle yoksul çocuklarına hükmedemeseydi...
Evren mevren darbe marbe yapamazdı!
İşin sırrı hep bu:
Millet adına, emirleri altına; yurt savunması ve eğitim için verilmiş profesyonel astlar ile geçici eratı “kendi planları” için kullanamasalar, 300 general ancak 300 kişi yapar!
Koşulsuz itaate zorlanmış ve kabullenmiş 500 bin asker, astsubay, subay olmasa; 5 konsey üyesi sadece 5 kişiydi!
Milletin kaynaklarıyla sağlanmış cemse cemse, tank tank, uçak uçak, gemi gemi, garnizon garnizon 500 bin halk çocuğu emirlerinde kilitli bulunmasaydı; 5 kişilik “koca” cunta küçük bir cipe bile sığardı!
***
Kiminin feleğinin şaştığı nokta bu oluyor:
Emri altındakileri...
Oyunu aldıklarını (almadıklarını da)...
Millet adına, kamu namına edindiği “geçici” makam ve rütbeleri “kendi malı” sanıyor.
Oysa, “kamu kaynakları”yla yetişen; seçimle veya kıdemle edindikleri makamlarda, maaşı ve icraatı için kamu kaynaklarını kullananlar, milletin sahibi yahut patronu değil, ancak görevlisidir!
***
Sonradan başka yerlerde yahut buralarda ne şekiller aldığı bir yana...
Bir ideal olarak cumhuriyet de budur!
Bu arkadaşların da, geçici görev, görev icabı yetki ve sorumluluk, geçici yöneticilik dışında; halka hep hesap vermesi gereken birer “yurttaş”tan ibaret olmalarıdır cumhuriyet.
öyle hanedanlık kalkınca hanedan gibi davranmak değil...
İmparatorluğun paşalarından sonra, basitçe “halkın, halk için, halk tarafından” diye özetlenen cumhuriyeti de “Paşaların imparatorluğu” kılmak değil...
“Aydınlanma” deyip düşünceyi, eleştiriyi, tartışmayı kısıtlayarak, kıstırarak zihinleri karartmak hiç değil.
***
Peki “siviller”, mucizevi sandıklardaki “halk iradesi”nin kıymetini ne derece anlarlar?
“Halk iradesi” sadece birilerine sınırsız “halk idaresi” üstünlüğü ve imtiyazı vermek için midir?
Hoşlanmadığını, eleştireni, karşı çıkanı, itiraz edeni; “halk iradesi”yle edindiği makamın gücünü ve emrindeki kolluk güçlerini kullanarak ezmek, tahrip etmek, hırpalamak, sindirmek nasıl bir “demokrasi” olabilir?
Askerliğin emir ve otorite terkibini alıp aynen sivilde de uygulamak nasıl bir sivillik sayılabilir?
***
Hep yanlış bir tartışma yaptık:
Demokratların cumhuriyetçi olmadığını...
Veya cumhuriyetçilerin demokrat olmadığını söyleyip durduk!
Birileri cumhuriyete ihanet ediyordu; ötekiler demokrasiye.
Oysa sorun şunu sorabilmekti:
Cumhuriyetçiler hakikaten cumhuriyetçi mi?
Demokratlar hakikaten demokrat mı?
Ortak paydaları; halkın, kamunun verdiği güce abanıp birilerini ezmek, sindirmek, baskı altında tutmak ise...
İster cumhuriyetçi yazılsın, ister kendini demokrat buyursun...
Cumhuriyet ve demokrasinin en değerli ortak paydası olan, “İnsanın insan tarafından ezilmemesi” idealinin içine edenlerin tek ciddi farkı, seçilmiş ile atanmış mışmışıdır!
***
Bir kitleyi yahut tek bir kişiyi bile ezen...
İster seçilerek gelmiş olsun kamusal göreve; ister kıdemle, tayinle vesaire...
Ezen, ezendir...
Ezilen de, ezilen!
Tut ki, ezilen, ama gönüllü ama korkudan, razı olsun...
Değişmez!
Ancak kendileri, hep birlikte isterlerse, bunu (bir ihtimal) değiştirebilirler!
Değiştirmeyi hayal edebilmek bile epey bir şeydir bazen.

''BALYOZ PLANI'' DAVASI

         -DURUŞMADA EMEKLİ KORGENERAL METİN YAVUZ
         YALÇIN'IN ÇAPRAZ SORGUSU YAPILDI
         ''Balyoz Planı'' davasının tutuklu sanığı 
 emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın'ın çapraz sorgusu yapıldı.
         İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan Metin 
 Yavuz Yalçın'ın avukatı Salim Şen, duruşma salonunda tavana asılı mikrofonların 
 bulunmasını eleştirdi.
         Mahkeme heyetine seslenen Şen, ''Siz daha önce savunmalık yapmadınız. Biz 
 burada yargılananlarla özdeşleşiyoruz. Onlarla özdeşleşmeden savunma yapamayız. 
 Buradaki insanların geçmişini de biliyorum. Ne kadar düzgün insanlar olduklarını 
 da biliyorum'' dedi.
         Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken de, mikrofonların güvenlik nedeniyle 
 salona yerleştirildiğini söyledi.
         Şen'in ''O zaman siz bir avukat yüzünden bütün toplumu 
 cezalandırıyorsunuz'' sözlerine de Başkan Diken, ''Biz güvenliği sağlamak için 
 tedbir alıyoruz. Kimsenin yatak odasına da mikrofon yerleştirmedik. Duruşmaya ara 
 verildiğinde bu mikrofonlar kapanıyor'' diye konuştu.
         Savcı Kırbaş'ın, en az 30 sanığa ''Siz olsanız ne yapardınız? Yapar 
 mıydınız?'' diyerek şahsi kanaatlerini sorduğunu ifade eden Şen, maddi deliller 
 ya da eylemlerle ilgili sorular sorulabileceğini kaydetti.
         Kırbaş'ın, sanıkların lehine delilleri toplama görevini yerine 
 getirdiğine inanmadıklarını ileri süren Şen, ''Mahkeme olarak bu duruma nasıl 
 izin veriyorsunuz? Hukukçuluğunuzdan şüphem yok ama niyetinizden şüpheliyim. Bu 
 tarz sorular sorulmasın. Müvekkilimden de rica ediyorum bu tarz sorulara cevap 
 vermesin'' dedi.
         
         -SES KAYDI-
         
         Çapraz sorgu sırasında Savcı Kırbaş'ın bir ses kaydına ilişkin dökümleri 
 okumasına, Yalçın ''Dava ile ilgisi yok'' diye itiraz etti. Avukat Şen de, bu 
 kaydın ortam dinlemesi yoluyla elde edildiğini ve yasal olmadığını ifade etti.
         Şen'in, savcının ses kaydını okuduğu sırada sık sık müdahale etmesi 
 üzerine Başkan Diken, ''Sabredin bakalım, ne soracak. Bir dinleyelim'' uyarısında 
 bulundu.
         Savcının soru sormadığını, kanaat oluşturmaya, kamuoyunu yönlendirmeye 
 çalıştığını öne süren Şen'i uyaran Diken, ''Cumhuriyet savcısıyla ilgili suç 
 isnadında bulunuyorsunuz. Böyle konuşamazsınız. CMK 252-1'i uygularım'' diyerek 
 duruşma düzenini bozanların salondan çıkarılacağına ilişkin yasa maddesini 
 hatırlattı.
         Başkan Ömer Diken, Savcı Kırbaş'ın okuduğu metnin ikinci ''Ergenekon'' 
 davası sanıklarından emekli Albay Levent Göktaş'ın Ankara'daki bürosunda 
 soruşturma sırasında yapılan aramada bulunan 51 numaralı DVD içeriğinde ''Metin 
 Yavuz Yalçın'' ismiyle kayıtlı olduğunu söyledi.
         Ses kaydının dökümünün İstanbul TEM Şube Müdürlüğü tarafından gönderilen 
 tespit tutanağı olduğunu ve dosyada bulunduğunu ifade eden Diken, ''Ergenekon'' 
 soruşturması sırasında nöbetçi hakim olduğunu ve Göktaş'ın kendisine ifade 
 vermesi nedeniyle konuyu bildiğini anlattı.
         Yalçın da, ''O DVD yok, kırık. Konuşmaların hepsi montaj'' diye tepki 
 gösterdi.
         Duruşmada savunmasını yapan Hamdi Poyraz da, ''Türkiye Cumhuriyeti'ni 
 yıkmak için değil, vatanımı korumak, düşmanla savaşmak için görevlendirildim'' 
 diyerek suçlamaları reddetti.
         Tutuklu sanık Fatih Musa Çınar da, Ekim ayında eşini kaybettiğini ve iki 
 oğlu olduğunu belirterek, büyük oğlunun okuduğu Harp Okulu'ndan 13 yaşındaki 
 kardeşine bakmak için ayrıldığını anlattı.
         Tutuklu sanık Gökhan Gökay da tahliyesini istedi.
         Duruşma, sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.