25 Ocak 2010 Pazartesi

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL BAŞBUĞ: (2)

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, medyada yer alan ''Balyoz Planı''na ilişkin iddialar konusunda Kara Kuvvetleri Komutanlığının ''derinlemesine incelemesinin sürdüğünü'' ifade ederek, ''Bunun da bir hafta içinde neticelenmesini istiyoruz, fazla uzaması doğru değil. Bunları tabii ki sizlerle paylaşacağız'' dedi.
Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda düzenlenen ''Merhum Korgeneral Kazım Karabekir'i Özel Anma Töreni'' sonrasında, gazetecilerin soru sormakta ısrar etmeleri üzerine açıklamalarda bulundu.
Orgeneral Başbuğ, bir gazetede, 2003 yılında 1. Ordu Komutanlığı'nca icra edilen bir plan seminerine ilişkin iddialar ortaya atıldığını ifade ederek, bu çerçevedeki bir seminerle ilgili belgelerin 5 yıl sonra imha edildiğini tutulduğunu kaydetti.
İddiaların gazete yer almasından yaklaşık 24 saat sonra, o anda elde olan bilgiler ışığında açıklama yapıldığını anlatan Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu:
''Bu açıklamada 'her şeye cevap verin, bütün suallere cevap verin her kesin aklındaki...' Bunda biraz sabırlı olmak lazım. Biz, Silahlı Kuvvetler olarak, doğru bilgilere, sağlıklı bilgilere dayanarak kamuoyunu bilgilendirmek zorundayız. Bizim şöyle bir lüksümüz yok: 'Bugün A diyelim, ertesi gün çıkalım B diyelim'. Biz bunu yapamayız. Kimse de bizden bunu beklemesin. Bu 'plan semineri', efendim 'yok plan semineriyle bağlantılı bir plan' konusunda çeşitli şeyler söyleniyor.
Biz ciddi bir kurumuz. O günden itibaren gelen her iddiayı ciddiye alıp incelemek durumundayız. Bir şeyin incelenmesi o iddiaların kabul edilmesi anlamına da gelmez elbette. Ama gayet tabii ki incelemek durumundayım. Gerçeği bütün açıklığıyla ortaya çıkarıp, zamanı geldiğin zaman da bunu elbette kamuoyu ile paylaşmak durumundayız. Bu kapsamda çalışmalar devam ediyor. Özellikle Kara Kuvvetleri Komutanlığımız konuya ilişkin derinlemesine incelemelerine devam ediyor. Bu incelemeler sonuçlandıktan sonra... Bunun da bu hafta içinde neticelenmesini istiyoruz, fazla uzaması da doğru değil. Bunları tabii ki sizlerle paylaşacağız.''
-''HİÇ Mİ VİCDANINIZ YOK''-
Orgeneral İlker Başbuğ, ortaya atılan iddiaları ''vahim iddialar'' olarak niteleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''TSK'nın, eğitimde kullandığımız dokümanlara 'talimname' deriz. Talimnamelerimizden taarruzla ilgili bölüme baktığımız zaman, ki tahmin ediyorum çoğunuz da askerlik hizmetini yaparken bunları görmüşsünüzdür. Talimnamelerimize baktığımız zaman, taarruz bölümü, özellikle hücum bölümünde... Hücum bölümü ne demek? Taarruzun en son safhası... Biz askere ne dedirtiyoruz biliyor musunuz? Allah, Allah diye asker taarruz ediyor. Şimdi ben sizlere soruyorum, vicdansızlara soruyorum. Allah, Allah diye askerine hücum ettiren bir ordu nasıl Allah'ın evi camiye bomba attırmayı düşünür. Vicdansızlıktır, lanetliyorum bunları. Bu kadar vicdansızlık olur mu? Çanakkale'de de böyleydi, İstiklal Savaşı'nda da böyleydi, bugün de böyle. Bugün de bu ordunun Mehmetçiği, Allah Allah sesleriyle eğitim yapıyor. Talimnamemizde var. Böyle bir ordu, böyle bir ordunun kişileri çıkacak Allah'ın evi camilere bomba atacak, oradaki dini ibadetini yapan kişileri şey yapacak. Lanetliyorum...
Yine bu ordunun kişileri çıkacak, kendi uçağını ve saire yapacak. Lanetliyorum... Türk Ordusu'nun da bir sabrı var. Bu asker şimdi bölgede, elinde silah bekliyor milleti. Siz bu orduyu, tümü nasıl böyle itham edersiniz. Hiç mi vicdanınız yok. Yapanlara söylüyorum.''
Orgeneral Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığının konuya ilişkin incelemelerinin sürdüğünü ifade ederek, ''İnceleme sonuçlarını daha açık net olarak sizlerle paylaşacağız'' dedi.

BİRİNCİ ''ERGENEKON'' DAVASI

Birinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Osman Yıldırım, ''Alparslan Arslan, 2004'te 'devlette temizlik yapılacak' diyordu. Temizlik, 'Balyoz temizliği'. Her şey çok net anlaşılıyor'' dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada Yıldırım, çapraz sorgusuna geçilmeden önce bir açıklama yapmak istediğini belirterek, ikinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Tuncay Özkan'ın, ''Danıştay Cinayeti, Cumhuriyet'e saldırı'' adlı kitabında kendisine saldırı ve hakarette bulunduğunu öne sürdü.
Özkan'ın kitabını ''Danıştay gazilerine atfettiğini'' söylediğini ileri süren Yıldırım, ''Eğer bu sözünde samimiyse, bana alçakça saldırmak yerine beni sahiplenirdi'' dedi. Tuncay Özkan'ın kitabında yayınladığı örgüt şemasını da eleştiren Yıldırım'a, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, konuyu dağıtmaması konusunda uyarıda bulunarak, ''Net ve açık konuş. Yargılandığın konuya gel'' dedi.
Ankara'daki yargılama sırasında savcılara şifreli bir mektup gönderdiğini belirten Yıldırım, mektubunda yer verdiği konu ve kişilerle ilgili bilgileri 14 başlık altında anlattı.
Yıldırım, kendisine göre 29 harfi kullanarak şekillerle mektup yazdığını ifade ederek, ''Bir takım kendim şahit olduğum olaylar ile duyduğum bilgileri savcıya açıkladım. Bana kötülük yapan insanlarla ilgili duyduğum bilgileri gizlemek ters geliyor. Bu yüzden o bilgileri devlete verdim. Değerlendirilsin, gerekli tedbirler alınsın diye'' şeklinde konuştu.
Yıldırım, yazar Orhan Pamuk'a, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'e suikast yapılacağını anlattığını öne sürerek, daha sonra bu iddiaların bu davanın iddianamesinde de yer aldığını kaydetti. '' 'Bülent Eczacıbaşı'na çökecekler' dedim, yurt dışından arayıp tehdit ettiler onu'' diyen Yıldırım, şöyle devam etti:
''(Vural Savaş, Sabih Kanadoğlu) dedim. İşçi Partisi'nden kroki çıktı. 'Deniz Baykal'a suikast yapacaklar' dedim. MİT kendisi uyarmış. 'Sinagoglara, patrikhanelere saldıracaklar' dedim. İbrahim Şahin'den böyle bir saldırı planı çıktı. Tuncay Özkan bana değil, kendisini öldürtmeye çalışan suç ortağına saldırsın. 'Başbakan'a suikast yapacaklar, AK Parti iktidarını devirecekler'
dedim. Suikast planları çıktı. Sarıkız, Yakamoz, Eldiven, Ayışığı... En son Balyoz. Bulut da gelebilir. Dikkat edelim, Balyoz'a şükür. Ergenekon'un sağ yanağına dikkat çektim.''
Başkan Şengün'ün tekrar konuyu dağıtmaması yönündeki uyarısı üzerine Yıldırım, ''Alparslan Arslan, 2004'te 'devlette temizlik yapılacak' diyordu. Temizlik, 'Balyoz temizliği'. Her şey çok net anlaşılıyor'' diye konuştu. Başkan Şengün tekrar müdahale ederek, ''Senin tarafından her şey net
anlaşılıyor. Kendine göre anlıyorsun. Kendine göre konuş'' dedi. Alparslan Arslan'a, Danıştay saldırısının ardından ''Bu çocukları İstanbul'da teslim edelim'' dediğini, Arslan'ın bunu kabul etmediğini ifade eden Yıldırım, ''Alparslan Arslan, 'Çocuklar yanımda bulunsun. Yakalanan arkadaşlarımı kurtarmak için devletin önemli kurumlarına patlayıcı yerleştirerek kurtaracağız'
dedi'' şeklinde konuştu. Başkan Şengün de ''Kaç gündür niye bunları söylemedin, yeni mi aklına geldi?'' diye tepki gösterdi.
Üye Hakim Hasan Hüseyin Özese, Yıldırım'a, şifreli mektup yazdığını söylediğini hatırlatması üzerine Yıldırım, cezaevi idaresinin bazı mektuplarını sakıncalı gördüğünü belirterek, bu nedenle mektubunda şifre kullandığını kaydetti.
Yıldırım, Danıştay saldırısıyla ilgisinin olmadığını ileri sürerek, alacağı cezanın 2 yıl olacağını, ancak 4 yıldır cezaevinde bulunduğunu ifade etti. Yıldırım, ''Beni niçin tahliye etmiyorsunuz? İşlediğim suçlardan dolayı beni en ağır şekilde cezalandırın. Bu zalimlerin zulmü üzerimden kaldırılsın'' diye konuştu.
Daha sonra duruşmaya ara verildi.

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL BAŞBUĞ:

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Biz diyoruz ki demokrasilerde en ideal husus iktidarların seçimlerle, demokratik yöntemlerle yer değiştirmesidir'' dedi. Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda düzenlenen Kazım Karabekir'ı anma toplantısının ardından gazetecilerin gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
Kazım Karabekir'in ''vatandaş! yanlış bilgi felaket kaynağıdır. her işin evvela hakikatini ara ve öğren, sonra münakaşasını istediğin gibi yap'' sözlerini anımsatan Orgeneral Başbuğ, ''Bugün buna çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum'' dedi.
''Biz diyoruz ki demokrasilerde en ideal husus iktidarların seçimlerle, demokratik yöntemlerle yer değiştirmesidir'' diyen Orgeneral Başbuğ, ''Darbe iddialarının gündemde kalmasından kim menfaat sağlıyor?'' diye sordu.
Orgeneral Başbuğ, ''Balyoz Planı''na ilişkin iddiaların 7 yıl önceki bir tatbikat planı çerçevesinde olduğunu ifade ederek, iddialarla ilgili soruşturmanın sonuçlarının en kısa zamanda açıklanacağını bildirdi.
Silahlı Kuvvetler'in talimnamelerinin hücumla ilgili bölümlerinde, ''Allah, Allah'' diye askere taarruz ettirildiğini belirten Orgeneral Başbuğ, ''Nasıl olur da TSK camiyi bombalattırmayı düşünür. Bu vicdansızlıktır'' ifadesini kullandı.
Orgeneral Başbuğ, bugüne kadar TSK içinde bilgi sızdırmalar kapsamında açılan soruşturma sayısının 61 olduğunu belirterek, bunlardan 9 tanesinin yargı safhasına dönüştüğünü, 3 yıl hapis cezası alan bir subayın da TSK'dan uzaklaştırıldığını kaydetti. Orgeneral Başbuğ, şu anda 10 kişinin de bu suçlamalardan tutuklu olduğunu söyledi.

ERDOĞAN, MGK GENEL SEKRETERİ BURCUOĞLU'NU KABUL ETTİ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri Tahsin Burcuoğlu'nu kabul etti. Başbakanlık Merkez Bina'daki kabul yaklaşık 45 dakika sürdü. Türkiye'nin Paris Büyükelçiliğine atanan Burcuoğlu, Başbakan Erdoğan'a veda ziyaretinde bulundu.
CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ OKAY: -''BANA VE CHP GRUBUNA, YASANIN KABULÜNÜN ARDINDAN BİR TEK ASKER GELMEDİ''
CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay, askere sivil yargı yolunu açan kanunun kabulünden sonra ''iki subayın Mecliste kendileriyle görüştüğü'' haberlerini, ''Bana ve CHP grubuna, o gün bir tek asker kişi gelmedi'' diye yalanladı.
Okay, Devlet Bakanı Faruk Çelik'in ziyaretinin ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Askere sivil yargı yolunu açan kanunun kabul edilmesinden sonra ''iki subayın Meclise gelerek kendileriyle görüştüğü'' yolundaki haberlerin anımsatılması üzerine Okay, ''Zaman gazetesi, Taraf gazetesiyle senaryoda yarışıyor'' dedi. Okay, senaryo yarışının başladığını, sabah erken kalkanın, bir senaryo hazırladığını savundu.
Gazetecilerin, ''Böyle bir görüşme gerçekleşti mi?'' sorularını Okay, ''Kendi aranızda birbirinize sorun. Bana ve CHP grubuna, o gün sabah 08.30, 09.30, 10.30, 11.30'da veya o gün, cuma günü bir tek asker kişi gelmedi. Basın mensupları, bu olayın ortaya çıkışının hangi zaman diliminde olduğunu çok iyi biliyor. Ama maalesef TSK üzerinde böylesine senaryo hazırlamada mahir olan gruplar, bu tür şeyleri ifade ediyorlar'' diye yanıtladı.
Okay, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın, ''AK Parti'yi ziyaret etmişler'' açıklamasının hatırlatılması üzerine, bunun muhataplarına sorulması gerektiğini söyledi.
Daha sonraki günlerde bir görüşme olup olmadığı sorusunu Okay, ''Ben Ankara dışına çıktım'' diye yanıtladı. Yasanın gece yarısı saat 00.59'da çıktığına işaret eden Okay, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ertesi gün Cumaydı, daha sonraki günlerde Meclis tatile girdi. Bunu haber haline getireceksiniz...Böylesine gerçek dışı bir olayı, haber yapabilmek için yoğun çaba gösteriyorsunuz, gerçeklerle meşgul olsanıza. Bu yasal düzenleme sonrası ortaya çıkan tabloya baksanıza. Bir kelimeyle, bir maddeyi felç haline getiren AKP'ye sorsanıza. CHP bir kelimenin iptalini istedi, Anayasa Mahkemesi 4 kelimeyi iptal etti. 4 kelimenin iptali nedeniyle ortaya çıkan tablonun sorumlusu AKP'ye, 'niye bu hale getirdin, niye laf cambazlığı yaptın' diye sorsanıza.''
Okay, ''Sizdeki bu dönüşü neye bağlıyorsunuz? Yasaya önce destek verdiniz'' diyen gazeteciye, ''Ne demek dönüş? Kim çıkardı, onu sen söylüyorsun. Başbakan, 'uyanık olsaydınız', 'baskına hazır olun' dedi. Madem böyle bir uzlaşı oldu, niye bunları söylüyorsun? Niçin 7. maddenin Meclis TV'deki oylamasını, hiçbir ekranda göremedik. Başbakan, 'kabul oyu' verdiler dedi, bir tek CHP'nin eli havada değil. Gerçek dışı bir olayı haber haline getirip, kendi haberine inanıp, bunun peşinden gidiyorsunuz. Önce gelen düzenlemeyle yaşanan gerçekleri kronolojik bir sıraya koyup, ondan sonra fotoğraf çekmek daha doğru olur'' karşılığını verdi.

ASKERE SİVİL YARGI YOLUNU AÇAN KANUN...

MHP Grup Başkanvekilleri Mehmet Şandır ve Oktay Vural, askere sivil yargı yolunu açan kanunun kabul edilmesinden sonra ''iki subayın Meclis'e gelerek kendileriyle görüştüğü'' iddiasının gerçeği yansıtmadığını bildirdiler.
Meclis'de yaptığı açıklamada, iddiaları ''kuyruklu yalan'' şeklinde nitelendiren Vural, ''Benimle görüşülmedi. Sadullah Ergin'in görüştüğü söyleniyor. Ben o gün gece yarısı geldim zaten. Bu konuyla ilgili görüşme yapmış değilim. Böyle bir ziyaret olmamıştır'' dedi.
Vural, söz konusu iki askerin AK Parti Grubunu ziyaret ettiğini ileri sürerek, şöyle konuştu: ''AKP Grubunu ziyaret ettiklerini biliyorum. Ama öyle bir konuyla ilgili bize herhangi bir ziyaret olmadı. Bu zeminde, o tartışmayla ilgili bir görüşme olmuş değildir. Bunu yazanı ispata davet ediyorum. Sadullah Ergin, Oktay Vural ile ne zaman görüşmüş? Sadullah Ergin'in benimle görüştüğü hususu külliyen yalandır. Ergin'i bunu açıklama yapmaya davet ediyorum. Söylenenin bir tarafı yalansa diğer tarafı da yalan. Sadullah Ergin'in benimle görüştüğü yalan mı, yalan. Benimle görüşen herhangi bir asker de yok; bu da yalan mı, yalan. AKP ile görüşmüş olabilirler. Benimle böyle bir görüşme yapılmış değil. Ben kuyruklu yalanı ifşa ettim.''
Konuyla ilgili soru yönelten gazetecilere ''Sizi ziyaret etmiş olabilirler belki'' karşılığını veren Vural, ''MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın, o konuyla ilgili Sadullah Ergin ile konuştuğu yalandır, herhangi bir askeri şahısla görüşmüş değildir, yalandır. Teyyo Pehlivan yalanlarından...'' diye konuştu.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır ise gazetecilerin konuyla ilgili sorularına ''O yönde bir iddia mı var?'' sorusuyla karşılık verdi.
Şandır, ''Birileri Türk milleti, Türk halkı ve Türk medyası ile alay ediyor. Bu oyuna gelmemek lazım. Kim görüşmüş, nerede görüşmüş, adam gibi çıkıp açıklanması lazım. Görüşme yalandır'' dedi.

POYRAZKÖY'DE BULUNAN MÜHİMMATLA İLGİLİ HAZIRLANAN İDDİANAME

Anayasa Mahkemesinin ''askere sivil yargı yolunu açan düzenlemenin iptaline ilişkin kısa kararı''nın ulaştığı İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Poyrazköy'de ele geçen mühimmata ilişkin hazırlanan iddianamenin kabul edilip edilmeyeceğine çarşamba günü karar verecek.
Alınan bilgiye göre, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca 21 ve 28 Nisan 2009 tarihleri arasında Poyrazköy Keçilik mevkisinde yapılan kazılarda ele geçirilen mühimmatla ilgili 5'i tutuklu 17 kişi hakkında hazırlanan iddianamenin açıklanması için beklenen Anayasa Mahkemesinin ''askere sivil yargı yolunu açan düzenlemenin iptaline ilişkin kısa kararı'', 12. Ağır Ceza Mahkemesine ulaştı.
Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararını inceleyen mahkeme, iddianamenin kabul edilip edilmeyeceğini 27 Ocak Çarşamba günü açıklayacak.

İŞTE CUNTANIN 'İŞBİRLİĞİ' YAPMAYI PLANLADIĞI O 137 GAZETECİ:

Abbas Güçlü
Adnan Bulut
Ali Baransel
Ali Can Değer
Ali Kırca
Ali Sirmen
Alper Turgut
Altemur Kılıç
Arslan Bulut
Ayşe Nur Bulut
Ayşe Nur Arslan
Ayşe Özgün
Baki Şehirlioğlu Behiç Kılıç Bekir Coşkun Bülent Özdemir Can Ataklı Cem Aydın Cüneyt Arcayürek Coşkun Kırca Emin Çölaşan Enis Berberoğlu Erdal Güven Erdal Şafak Erdem Arif Sürek Ergun Ayaz Erol Manisalı Erol Mütercimler Ertuğrul Özkök Esin Dalay Faruk Kırtay Fatih Altaylı Fatih Çekirge Fikret Bila Filiz Güler Gül Sülün Güler Kömürcü Gündüz Aktan Güneri Civaoğlu Güngör Mengi H. İbrahim Büyükfuran Hakan Aygün Haluk Şahin Hasan Pulur Hasan Ünal Hayati Arıgan Hayrullah Mahmud Hikmet Bila Hulki Cevizoğlu İbrahim Yıldız İclal Aydın İlhan Selçuk İlker Sarıer İsmail Küçükkaya İsmail Polat İsrail K. Kumbasar Kadri Gürsel Kemal Yavuz Kemal Yurteri
Kerim Can Kamal
Levent Gençelli
Leyla Umar
Mehmet Ali Kışlalı
Mehmet Faraç
Mehmet Güler
Mehmet Soysal
Mehmet Şehirli
Mehmet Tezkan
Mehmet Yakup Yılmaz Melih Aşık Metehan Demir Metin Uca
Mine Kırıkkanat Mine Şenocaklı Muharrem Sarıkaya Murat Çelik Murat Demirel Murat Yetkin Mustafa Bağdiken Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mümtaz Soysal N. Oktay Apaydın Nail Güreli
Namık Kemal Zeybek Necati Doğru
Necdet Sevinç Nejdet Coşkun Nuray Başaran Nuri Çolakoğlu Nuri Elibol Nuri Sefa Erdem Oktay Ekşi Olga Ünaydın Orhan Birgit Orhan Saat Özdemir İnce Rahmi Turan Rıza Zelyut Ruhat Mengi Ruşen Çakır Sabahattin Önbikar Saygı Öztürk Sedat Ergin Sefer Darıcı Serdar Akinan Serhar Alaattinoğlu Soner Yalçın Sultan Uçar Süheyl Batum Süleyman Arat Şenol Demirci Şükran Pakkan Şükrü Küçükşahin Taki Doğan Taşkın Şenol Tayfun Devecioğlu Taylan Sorgun Tufan Türenç Tuncay Özkan Ufuk Büyükçelebi Ugur Cebeci Uğur Dündar Uğur Şefkat
Ümit Özdag
Ümit Zileli
Ünal İnanç
Yalçın Bayer
Yalçın Bel
Yaşar Nuri Öztürk
Yavuz Gökalp Yıldız
Yazgülü Aldoğan
Yılmaz Özdil
Yücel Yener
Zafer Mutlu
Zafer Tokuş
Zekeriya Beyaz
Zübeyir Kındıra

Tutuklanacak Gazeteci Listesi

Düşmanın bile akıl edemeyeceği bir şekilde kendi milletinin kanını akıtmayı planlayan Balyoz cuntası 36 gazetecinin tutuklanmasını istemiş. 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan tarafından hazırlanan darbe planında gazetecilere ilişkin ayrıntılar da yer alıyor. Gazetecileri iki gruba ayıran cunta, tutuklanacak 36 gazetecinin ismini sayarken, 137 gazeteciden de faydalanmayı umuyor.
İŞTE CUNTANIN TUTUKLAMAYI DÜŞÜNDÜĞÜ 36 GAZETECİ:
Abdullah Aymaz
Abdullah Yıldız
Abdurrahman Dilipak
Ahmet Altan
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Bayramoğlu
Ali İhsan Karahasanoğlu
Cengiz Çandar
Ekrem Dumanlı
Emre Aköz
Etyen Mahçupyan
Fehmi Koru
Gülay Göktürk
Haluk Örgün
Hasan Celal Güzel
Hasan Karakaya
Hidayet Karaca
Hrant Dink
Hüseyin Gülerce
Kazım Güleçyüz
Mehmet Altan
Mehmet Ocaktan
Murat Belge
Mustafa Erdoğan
Mustafa Kaplan
Mustafa Karaalioğlu
Nazlı Ilıcak
Nuh Gönültaş
Perihan Mağden
Sadık Albayrak
Serdar Arseven
Sibel Eraslan
Umur Talu
Yavuz Bahadıroğlu

EN KANLI DARBE PLANI BALYOZ

Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan cuntasının 2003 yılındaki darbe planlarını Taraf ele geçirdi.
FATİH CAMİİ BOMBALANACAKTI
2003 tarihli Çarşaf ve Sakal kodlu eylem planlarına göre, darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camilerinde cuma günü bombalı saldırı düzenlenecekti
FATİH’E DOKUZ KİŞİLİK ÖZEL TİM
Jandarma Yüzbaşı H.T. komutasındaki dokuz kişilik eylem timi, cep telefonu düzenekli patlayıcıyı cemaate en yakın ayakkabılığa yerleştirecek ve cuma namazının farzının kılınmasının ardından düğmeye basılacaktı. Bölgedeki ajanlar da provokasyon amacıyla harekete geçecekti.
EZAN ÖNCESİ KAN DÖKÜLECEKTİ
Beyazıt Camii’ne yönelik Sakal Eylem Planı’na göre tahrip düzeneği, bir çantaya yerleştirilecek ve şadırvanda unutulmuş görüntüsü ile bırakılacaktı. Jandarma Binbaşı H.Ö. komutasındaki tim, bombayı yine cuma günü, ezandan 10 dakika önce patlatacaktı. Eylemde özellikle yaralı sayısının fazla olması isteniyor.
ÖFKELİ KALABALIĞI AVLUDA TOPLAYIN
Çarşaf Planı'na göre, patlama sonrası oluşacak panik havası iki kamera ile görüntülenecek, avluda toplanacak öfkeli kalabalığın da caddeye taşması sağlanacaktı. Ayrıca operasyonda kiralık araç kullanılması ve kiralamada gerçek isimle kayıt yapılmaması isteniyor.
KENDİ JETİMİZİ DÜŞÜRECEKTİK
Sıkıyönetim ilan edilmesini sağlamak için hazırlanan Oraj Hava Harekât Planı’nda, Ege’de uluslararası kriz çıkarmak amacıyla gerekirse bir Türk jetinin düşürülmesi yer alıyor.
AMAÇ AK PARTİ’Yİ ZORDA BIRAKMAK
Org. İbrahim Fırtına’nın Harp Akademileri Komutanlığı sırasında hazırlanan plandan: Mümkünse bir Türk jetinin Yunan uçaklarınca düşürülmesi sağlanacak.
ÖZEL FİLO PERSONELİNE GÖREV
Planda bu gerçekleşmediği takdirde, Özel Filo personelinden bir pilotun, uygun bir yer ve uçuş sırasında kendi jetlerimizden birini düşürmesi hedefleniyordu.
HAVA MÜZESİ BASILSIN
Planın icra bölümünde 134. Filo’nun Kadıköy ve Fatih’te iki gösteri yapması hedefleniyor: Gösterilerin yapıldığı gece, cübbeli ve sarıklı grupların Hava Müzesi’ni basması sağlansın...
MODELLLERİ 12 EYLÜL'DÜ
AKP'nin 2002'de hükümet kurmasından rahatsız olan bir grup üst rütbeli subay "Balyoz Harekatı" aldı altında çok ayrıntılı bir darbe planı hazırladı. Bu planın her veçhesini anlatan elektronik, sesli ve yazılı askeri belgeler, amacın Türkiye çapında sıkıyönetim ilanı, ardından da Meclis'in kapatılması ve hükümetin devrilmesi olduğunu ortaya koyuyor. 12 Eylül'ü model alan darbe planı, kaos amaçlayan bir dizi eylem planıyla destekleniyor.
Bu eylem planları, halkın kanını akıtmayı ve Türkiye'yi Yunanistan'la savaşa sokmayı göze alan dehşet verici senaryoları en ince ayrıntısına kadar tarif ediyor. Darbe planını destekleyen Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj başlıklı eylem planlarının 2003'te Birinci Ordu Komutanlığı'nın öncülüğünde, Karacıların yanı sıra Hava, Deniz ve Jandarma'dan üst rütbeli personelin katılımıyla gerçekleştirilmesini öngören beş bin sayfadan fazla belge var.
29'U GENERAL 162 SUBAY VAR
Darbe öncesi dört, darbe için tek plan var
Darbe öncesi kaos ortamı yaratmak içni yapılan dört eylem planı ile darbenin bizzat kendisini nasıl organize edileceğini öngören Balyoz Güvenlik Harekat Planı'nda 29'u general, 133'ü subay olamk üzere toplam 162 askerin isimleri yer alıyor.
ÖZDEN ÖRNEK DE VAR, SAYGUN DA, FIRTINA DA...
Bu isimler arasında Darbe Günlükleri'nin yazarı Özden Örnek, Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına, Ergin Saygun, Süha Tanyeri, Nejat Bek, Hayri Güner, Şükrü Sarıışık ve Ergenekon sanığı Fikri Karadağ dikkat çekiyor.
BASINDAKİ DOST VE DÜŞMANLAR
Darbe planlarında tutuklanacakların isimleri, kurulacak yeni kabinenin üyeleri, işbirliği yapılacak 137 gazetecinin ismi, tutuklanacak 116 gazetecinin ismi, görevden alınacak belediye başkanları dahil herşey var.
TÜRKİYE'Yİ 'BALYOZ'LA EZECEKLERDİ
2002 yılının son günleriydi. 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden yirmi iki yıl geçmiş, 28 Şubat 1997 post modern müdahalesinin hedefi olan siyasetçilerin bir bölümünün kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidara gelmişti.
Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bir grup bu sonuçtan çok rahatsızdı. Bu grup, 12 Eylül'deki Bayrak Harekâtı'nı birebir model alan çok kapsamlı bir darbe planı için düğmeye bastı ve yaptığı çalışmaya Balyoz Güvenlik Harekât Planı adını verdi.
Balyoz, daha önce basına yansıyan Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planlarından farklı olarak, icra sürecinin bütün aşamaları en ince ayrıntılarına kadar tasavvur edilmiş bir darbe planı.
Her şey hazır ve kayıtlıymış
Bu planın her veçhesi bilgisayar ortamında belgelere dökülmüş durumda. Darbe hazırlık toplantılarının ses kayıtlan, bu toplantılara kanlan üst rütbeli muvazzafların ellerinden çıkma notlar, "çok gizli" kaydı altındaki resmî harekât emirleri, sıkıyönetim ve darbe zeminini hazırlama amaçlı Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj kod adlı eylem planlan, darbe sırasında gerçekleştirilecek gözaltı ve el koyma süreçleri ile darbe sonrasında uygulanacak hükümet programı bu belgelerde en ince ayrıntısına kadar yer alıyor.
Ayrıca, darbe sırasında görev alacak personel ve sorumlulukları, gözaltına alınacak gazetecilerin ve darbecilerin öngördüğü bakanlar kurulunun üyeleri de bir bir listelenmiş.
5000 sayfadan çok belge var
Taraf Balyoz Darbe Planı'nın 2002 sonunda başlayan ve 2003 martına kadar süren çalışmalarının, basılı haliyle toplam beş bin sayfayı aşan belgelerine ulaştı. Bu belgeler arasında, "ıslak" yazışmalar, pover point sunumları ve orijinal antetli askeri CD'ler var. Dönemin Birinci Ordu Komutam Orgeneral Çetin Doğan'ın, dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına'nın ve Dönemin Donanma Komutanı Oramiral özden örnek'in imzasını taşıyan harekât planlan ile Birinci Ordu Harekât Başkanı Kurmay Albay Süha Tanyeri'nin darbe hazırlıklarının konuşulduğu toplantıda aldığı özel notlar, darbe planının konuşulduğu kapsamlı bir toplananın kesintisiz ses kayıtlan ve planın icra aşamasına geçtiğini gösteren çok kapsamlı fişleme tutanakları da bu belgeler arasında yer alıyor.
Taraf, 2004'te emekliye ayrılan Orgeneral Çetin Doğan önderliğinde yürütülen ve Kara Kuvvetleri'nin yanı sıra Hava, Deniz ve Jandarma'dan adları belirlenmiş personelin katılımı sağlanan darbe planının, Türkiye'nin sadece yakın geçmişine değil güncel meselelerine de ışık tutan ayrıntılarını bugünden itibaren okurlarına sunacak.
İzleyen paragraflarda, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grubun sıkıyönetim ve darbe hevesini gerçekleştirebilmek için İstanbul'un büyük camilerinde Cuma namazı kılan cemaatin havaya uçurulmasından bir Türk askerî uçağının yine Türk askerlerince düşürülmesine varan bir dizi suçu nasıl planladığının ibretlik hikâyesini okuyacaksınız.
Org. Çetin Doğan'ın öncülüğünde
Balyoz Güvenlik Harekât Planı'nın bir babası varsa, o da dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan.
Doğan, AKP'nin iktidara gelişinden hemen sonra tüm birliklere tebliğ ettiği "Laik Cumhuriyet İlkelerine Karşı Son Zamanlardaki Davranışlar" konulu, belgesi Tarafta mevcut yazıyla doğrudan AKP'yi hedef alıyor.
Hükümeti devirme amaçlı girişimlere zaman kaybetmeden başlanması gerektiğini ifade eden Doğan, bu hedefe yönelik olarak, her yıl düzenlenen rutin Birinci Ordu Plan Seminerleri'nde değişikliğe giderek "iç tehdit" olgusunu dış tehdidin önüne alıyor ve söz konusu semineri de hazırlattığı darbe planını kamufle eden "jenerik bir senaryo çalışması" olarak lanse ediyor.
Rutin toplantıda örtülü görev
Ayrıntılarını yan sayfada yayımladığımız Balyoz Güvenlik Harekât Planı, Türkiye genelinde sıkıyönetim ilân edilmesi yöntemini tarif ediyor ve 12 Eylül'deki Bayrak Harekât Planı'nın 2003 Türkiye'sine uyarlanması esasına dayanıyor.
Planın altında "Balyoz Sıkıyönetim Komutanı" unvanıyla imzası olan Orgeneral Doğan, yukarıda sözü geçen Birinci Ordu Plan Semineri'nin "kamuflaj" işlevini ve öncesinde yapılmasını emrettiği hazırlıkları şöyle anlatıyor:
"Balyoz Planı'nın, 'Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo' isimli jenerik bir plan şeklinde oynanacağı plan seminerine kadar, irticai, yıkıcı ve bölücü gruplara ait mevcut tüm listeler ile teşkil edilecek olan özel görev timlerinin listeleri güncellenecek ve devamlı olarak güncel tutulacak. Buna paralel olarak, Balyoz Güvenlik Harekât Planı, 'Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo' isimli jenerik bir plan şeklinde, 'GİZLİ' gizlilik derecesinde ve özel olarak seçilmiş, sınırlı sayıda personelin katılımıyla icra edilecek bir plan seminerinde denenecek ve müzakere edilecek."
Bu ifadeler ve toplam 29 generalle 133 subayın katıldığı toplantı esnasındaki konuşmalar, söz konusu rutin seminerden bir "örtülü görev" çıkarıldığının da kanıtı.
12 Eylül'ü model aldılar
Tarafın, akışını gerek yazılı dökümden gerekse, bizzat Doğan'ın emriyle yapılan ses kayıtlarından takip ettiği 4-6 Mart 2003 tarihli Birinci Ordu Plan Semineri'nin bir "darbe provası" olarak cereyan ettiğini, seminer esnasında kurmay bir subayın sarf ettiği şu sözler de kanıtlıyor:
"12 Eylül darbesiyle ülke süt liman hale geldi. Şimdi böyle bir tehdidin ortadan kaldırılması için fazla uğraşa gerek yok. Yani kuvvetleri sağa sola göndermenin... Bana göre yapılacak en kolay hareket tarzı, 12 Eylül gibi bir harekâtın baştan itibaren organize edilmek suretiyle, bir anda söndürülmesine imkan sağlar diye düşünüyorum. Tabii, bunu burada söylemek istemedik ama sonunda bunu vurgulamaya çalışıyoruz."
Sıkıyönetim uğruna katliam
Birinci Ordu Plan Semineri öncesinde hazırlanan hareket planları "Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesi" ve "darbe için elverişli koşulların oluşturulması" hedeflerini taşıyor. Bu hedeflerle çok sayıda insanın ölmesine yol açabilecek, büyük tepki ve kaos yaratacak, Türkiye'yi Yunanistan'la savaşa sokabilecek eylemler öngörülüyor.
Bu planlardan biri "ÇOK GİZLİ" damgasını, Şubat 2003 tarihini ve Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına'nın imzasını taşıyan Oraj Hava Harekât Planı.
Planın "Vazife" bölümünde aynen şöyle deniyor:
"Hava Kuvvetleri Komutanlığı olarak Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesini sağlamak ve Sıkıyönetim Komutanlıklarının faaliyetlerinin başarıya ulaşmasını sağlamak maksadıyla; Yunanistan'la gerginliği artıracak ve irtica yanlılarını tahrik ederek TSK aleyhine faaliyetlere başlamalarını sağlayacak, envanterindeki mevcut silah sistemlerini kullanarak psikolojik etki yaratarak hükümet ve TBMM üzerinde baskı kuracak, personel görevlendirmesi destek verecektir."
Jetimizi düşürtelim ya da düşürelim
Oraj Hava Harekât Planı, "Türk Hava Kuvvetleri'nin Ege Denizi'ndeki uçuşlarının sayısının arttırılmasını" ve "Türk savaş uçaklarının Yunanistan tarafından engellendiğinin ve taciz edildiğinin gündeme getirilmesini" öngörüyor.
Oraj'in "İcra" bölümünün tüyler ürpertici ikinci maddesi aynen şöyle:
"Emirle Ege uçuşları sırasında Yunan Hava Kuvvetlerine ait uçaklar taciz edilerek tahrik edilecek bir çatışma ortamı oluşturulacaktır. Mümkünse bir uçağımızın Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi sağlanacak, bu gerçekleşmediği takdirde yeniden teşkilatlandırılan ÖZEL FİLO personelinden bir pilotun uygun zaman ve yerde kolundaki uçağa atış yapmak sureti ile kendi uçağımızın düşürülmesi sağlanacaktır. Uçağın, Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldüğü yönünde medyada haberler yaptırılarak, AKP Hükümetinin bu konudaki acizliği ortaya konulacaktır."
Ege'de savaş provokasyonu
Orja'nın devamında, Türkiye ile Yunanistan'ı savaşın eşiğine getirebilecek gerilim planı şöyle ayrıntılandırılıyor:
"Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde ve özellikle Filolarda Yunan Hava Kuvvetleri'ne yönelik husumet ve gerginlik kontrollü olarak artırılacak, pilotların uçuşlarda daha agresif olmaları sağlanacaktır. Benzer olaylarda meşru müdafaa kapsamında atış dahi yapabileceği gayri resmi olarak pilotlara deklare edilecektir."
Bu provokasyon havada devam ederken, Trakya sınırında gerginliğin arttırılması ve bütün bölgede seferberlik havası yaratılması da hedefleniyor:
"Gerginlik Trakya sınırında da arttırılacak, Trakya sınırına yakın bölgelerde devriye görevleri icra edilecek, Deniz Kuvvetleri ile Ege Denizinde sürekli müşterek eğitim yapılacaktır. Balıkesir, Bandırma, Çiğli, Çorlu ve Dalaman meydanlarında 24 saat esasına göre yerde uçak bekletilecek, en küçük olaylarda dahi scramble uçakları kaldırılacaktır. 134 üncü Filo K.lığı (Türk Yıldızları) iki günde bir sanayi odaları, iş adamları, barolar vb. davetlisi olarak farklı şehirler üzerinde gösteriler yapacak, halkın TSK'ne duyduğu sempati pekiştirilecek, gösteriler sırasında halka ve özellikle de çocuklara hediyeler dağıtılacaktır."
Hava Müzesi'ne cübbeli baskın
Orja'nın Türk-Yunan gerilimi senaryosunu iç karışıklığa tahvil etme ve ordu ile "irticacı" tabir edilen kesim arasında çatışma ortamı yaratma amaçlı icra hükümleri, Fatih ve Kadıköy semalarındaki gösterileri de kapsıyor. Bu gösteriler ardından, "cübbeli, sarıklı, çarşaflı" gruplar oluşturularak Hava Müzesi'ne saldırılması planlanıyor:
"34'üncü Filo Komutanlığı İstanbul'da birer gün ara ile iki gösteri yapacaktır. İlk gösteri Kadıköy Meydanı üzerinde olacak ve büyük bir kalabalığın katılması sağlanacak İstanbul garnizonu içerisinde bulunan askeri öğrenciler ile er ve erbaşlar sivil kıyafetli olarak gösteriye katılacaktır. İkinci gösteri ise Fatih'te Çarşamba semti üzerinde gerçekleştirilecektir. Gösterinin yapıldığı gece yarısı cübbeli, sarıklı ve çarşaflı gruplar ellerindeki yeşil bayrakları ve molotof kokteylleri ile Hava Müzesini basarak müzedeki uçakları tahrip etmeleri sağlanacaktır."
Şiddete şiddetle karşılık verilecek
Planın devamında şöyle deniyor: "3'üncü ve 8' inci Ana Jet Üs Komutanlıkları başta olmak üzere tüm hava birlikleri nizamiyelerine şeriat isteyen gruplar tarafından saldırılar düzenlenecek, mülki amirlerin izinleri beklenmeden olaylara müdahale edilecek geçici süreler ile hava birlikleri etrafındaki bölgelerde sokaklarda, caddelerde ve çevre yolu ve karayollarında güvenlik bölgeleri oluşturularak denetim sağlanacak, arama yapılacak, şüpheli olduğu gerekçesi ile bazı şahıslar belli süreler alıkonulacaktır. Şiddet gösterenlere şiddetle cevap verilecek gerekli durumlarda silah kullanmaktan çekinmeyecektir."
Ankara Ticaret Odasının davetiyle
"Tek yol sıkıyönetim" şiarını taşıdığı izlenimi veren Orja, hedefini açıkça ortaya koyuyor:
"Hükümetin sıkıyönetim ilan etmesi sağlanıncaya kadar faaliyetlere aralıksız devam edilecektir. Meclisin sıkıyönetim ilan etmesi için gerekli oy oranı yakalanamazsa, Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) davetlisi olarak Ankara şehir merkezi üzerinde hava gösterileri yapılacak, TBMM'nin çalıştığı gün ve saatlerde meclis üzerinden çok alçak uçuşlar yapılmak sureti ile TSK'nin varlığı hissettirilecektir.
Sıkıyönetim ilan edildikten sonra Ege ve Trakya'da faaliyetler tedricen azaltılacak ve gerilim ihtiyaç nispetinde düşürülecektir. Özellikle İstanbul'daki sivil itaatsizliğe karşı Bandırma, Çorlu Meydanlarında 4'er uçak 24 saat hazırlık durumunda gösteri uçuşu ve gerçek atış yapabilecek şekilde yerde karışık yükle hazır bekletilecek, bu maksatla 162'nci Filo Komutanlığı'nın yarısı Çorlu Meydanı'na intikal ettirilecektir."
İSTANBUL'UN CAMİLERİNİ HAVAYA UÇURACAKLARDI
Balyoz Güvenlik Harekât Planı'yla bağlantılı eylem planlarından en vahim ikisi "Çarşaf ve "Sakal" adlarını taşıyor.
Çarşaf Eylem Planı Harekât Emri'nde Jandarma Yüzbaşı Hüseyin Topuz'un, Sakal Eylem Planı Harekât Emri'nde ise Jandarma Binbaşı Hüseyin Özçoban'ın imzaları var. Belgeleri Taraf'ın elinde bulunan her iki eylem planı da, İstanbul'daki camilere saldırı düzenlenmesini öngörüyor.
Çarşaf Planı
İstanbul Fatih, Sakal Plan ise Beyazıt Camii'ni hedef alıyor ve her iki plan da hemen hemen aynı keşif taarruz ve tahrip talimatlarını içeriyor.
Bu talimatları Çarşaf Planı'ndaki haliyle, ilgili belgeden aktarıyoruz:
Fatih ve Beyazıt'a Cuma saldırısı
Vazife bölümünde "Darbe için elverişli koşulları oluşturmak maksadıyla, İstanbul Fatih Camii'nde G Günü S Saatinde tedhiş faaliyetler icra edilecektir" yazan Çarşaf Eylem Planının 'İcra" hükümleri şöyle:
"Keşif Emniyet Timi tarafından faaliyetten bir hafta ve bir gün önce Cuma namazı vaktinde yapılan keşif neticeleri Keşif Emniyet Tim Komutanı tarafından Ekip Liderine bildirilecek ve hedef bölgesindeki son değişikliklere göre faaliyet planı güncellenecektir. Faaliyetten bir saat önce bölgenin son keşfi yapılacak, faaliyeti etkileyebilecek herhangi bir husus varsa ivedi olarak Ekip Liderine bildirilecektir. Üç kişiden oluşacak olan Keşif Emniyet Timinin iki personeli hedef bölgesi dışında, bir personeli ise içeride (cami avlusu ve cami içerisinde) keşif yapacaktır. Dış keşifte; bir personel camiin yakın çevresinin keşfini (Cami avlusu yakın çevresi) diğer personel ise uzak keşfini (Cami 500 m. Çevresi) yapacaktır. Hedefte tahrip, cep telefonu düzenekti patlayıcı ile gerçekleştirilecek, patlayıcı madde aynı bir Ekip tarafından hazırlanacak ve faaliyetin icra tarihinden bir gün önce Taarruz Tim komutam tarafından teslim alınacak ve faaliyet zam anına kadar Tahrip Unsuru tarafından eğitim ve provaları yapılacaktır."
Çarşaf'ın devamında şöyle deniyor: "Tahrip düzeneği Cuma namazının farzının kılınmasını müteakip patlatılacaktır. Tahrip düzeneğini patlatacak Taarruz timi en geç S saatinde yerlerini almış olacaktır. Taarruz timi icra edeceği faaliyetin provasını bir gün önceden aynı saatte aynı mekânda yapacaktır. G günü sabah S-2 saatinde tüm hazırlıklar yapılmış ve malzemeler alınmış olarak hedef bölgesine hareket edilecek, (hedef bölgesi ve civarı G günü kalabalık olacağından) araçlar tenha bir yerde park edilecek ve hedef bölgesine yaya olarak yaklaşılacaktır. Keşif Emniyet Timi hedefte son keşfini yapmasını müteakip Emniyet görevi için tertiplenecek Keşif Emniyet -A Camiinin kuzeyinde, Keşif Emniyet -B camiinin güneybatısında Keşif Emniyet-C Camiinin güneydoğusunda hedef bölgeyi gözlemleyecek şekilde yerleşecektir. Keşif Emniyet Timinin yerleşmesini müteakip Taarruz Timi yerini alacaktır.
Tahrip düzeneği bir çanta içerisine yerleştirilmiş olarak Tahrip -A tarafından camii içerisinde caminin iç kısımlarındaki cemaate yalan ayakkabılığa bırakılacak kendisi de cami çıkışında kapıya yakın bir yerde yerini alacaktır.
Keşif Emniyet Timi en geç S saatinden 10 dakika evvel yerleşmiş olacaktır. Tahrip düzeneğini patlatacak Taarruz Timi en geç S saatinden 5 dakika önce yerlerini almış olacak, faaliyet Cuma namazının farzının kılınmasından sonra icra edilecektir. Tahrip-A farzın kılınmasını müteakip süratle camiden çıkacak ve "Tahrip Hazır" İşaretini verecektir.
Tahrip-A'nın camiden çıkmasını müteakip avluyu terk etmesi "Tahrip Hazır" camiden çıkmayı müteakip avluda şadırvanda ellerini yıkaması ise "Tahrip İptal" işareti olacaktır. Tahrip -A'nın "Tahrip hazır işaretini" gören ve camii avlusunda bekleyen Tahrip-B, camii avlusundan çıkıp 300 m. kadar uzaklaştıktan sonra ilgili telefon numarasını arayarak tahribi gerçekleştirecektir. Tahrip timi patlamayı müteakip bölgeden süratle sıyrılacaktır. Patlama esnasında; Kayıt -A camii üst katından, Kayıt-B camii alt katından patlama ânını ve sonrasında oluşan panik havasını çekecek, patlama sonrası önce camii avlusunda toplanan ve sonra ana caddeye intikal ederek caddeyi kapatan öfkeli kalabalığın camii avlusunda toplanmasını ve caddedeki eylemlerini hem Kayıt-A hem de Kayıt-B birbirlerinden bağımsız ayrı noktalardan üzerlerindeki video kayıt cihazlarıyla kaydedeceklerdir. Kayıt timi (Kayıt-A ve Kayıt-B) kaydettikleri görüntü kayıtlarını Keşif Emniyet Tim Komutanına teslim edecek ve müteakiben bölgeyi geldikleri araçlarla terk edeceklerdir. Keşif Emniyet Tim K.'nı söz konusu görüntüleri ivedi olarak internet üzerinden yayılmasını sağlayacaktır. Patlamayı müteakip oluşan kargaşadan da istifadeyle cami içerisindeki Tahrik timinden Tahrik-A bir kısım radikal Fatih esnafı içerisine sızdırılmış Tahrik-B ile irtibata geçecektir. Tahrik- A ve Tahrik-B irtibatlı bulundukları ve halkın içerisine sızmış bulunan provokatörleri harekete geçirecek. Böylece Cami cemaatinin, çoğunluğunu Fatihli esnafın oluşturduğu öfkeli radikal grupla ana cadde üzerinde birleşmesi sağlanacaktır. Yapılacak manipülasyonlarla öfkeli grubun yaşananları irticai söylemler ve sloganlar eşliğinde protesto etmesi sağlanacaktır. Faaliyetin icrasından sonra; Tahrip unsuru tahribi müteakip, Kayıt Timi kayıtlarını tamamlamalarını ve Keşif Emniyet tim komutanı ile buluşmayı müteakip yaya olarak ayrı güzergâhlardan arabalarını park ettikleri bölgeye intikal edecek ve kendi araçları ile bölgeden uzaklaşacaklardır. (Tahrip unsuru bir araca, Kayıt timi diğer araca binecek şekilde)Faaliyet sonrası durum, trafik sıkışıklığı, yol kapaması, arama ve bunun gibi sebeplerle araçlı intikale imkân vermediği takdirde, unsurlar yaya olarak ayrı ayrı güzergâhlardan toplu taşım araçlarını kullanarak "emin ev"de buluşacaklardır."
Amaç yaralı sayısını arttırmak
"Çarşaf ve "Sakal" eylem planlarının "koordinasyon talimatı" başlıklı bölümlerinde hedef "yaralı sayısını arttırmak" olarak kayda geçiriliyor. Çarşafın ilgili bölümü şöyle:
"Ekip Lideri ve ekibi tarafından; Fatih esnafı içerisinde yer alan ve dini grup cemaatlerle faaliyet içerisinde olan şahıslarla irtibat çok dikkatli kurulacak, içeriden yürütülecek propagandanın çerçevesi operasyon öncesi bildirilerek yönlendirilecektir. Faaliyette kullanılacak tahrip düzeneği başka bir Ekip tarafından temin edilecek ve üst komutanlığın yapacağı koordine neticesinde, emredilecek yer ve zamanda Tahrip Unsur komutanına teslim edilecektir.
Konulacak malzemenin ölümden daha çok yaralanmaya sebep olacak şekilde hazırlanması sağlanacaktır. Cami ve çevrede bulunan kameraların durumu tespit edilecektir. TV'lerde canlı yayına bağlanarak fikir ifade edebilecek olanların tespiti ve yönlendirmesi Ankara'dan yapılacaktır."
Emniyetli telefonlar, kiralık araçlar
"Çarşaf planının "Komuta ve Muhabere" bölümünde ise şöyle deniyor:
"Operasyon Ekip Lideri tarafından yönetilecektir. Ekip lideri Tahrip Timinde Tahrip-B görevini icra edecek, görevi müteakip, faaliyetleri hedef bölgeye hakim bir noktadan takip ve kontrol edecektir.Ekip lideri etkisiz hale gelmesi durumunda Tahrik Tim Komutanı(Tahrik-A) emir komutayı alacaktır. Operasyon esnasında muhabere, emniyetli cep telefonları ile sağlanacaktır. Operasyon timinin cep telefonları evlerinde ve eşlerinde olacaktır. Operasyon günü için kullanılacak cep telefonlarını Keşif Timi temin edecek aynı gün sabah tüm telefonlar personele dağıtılacaktır. Sadece ihtiyaç olduğu takdirde telefonlar kullanılacaktır. Olayı müteakip cep telefonları kapatılıp Keşif Emniyet Tim K.'na geri teslim edilecektir. Operasyonda kiralık araçlar kullanılacak ve araçlar kiralanırken gerçek isimle kayıt yapılmayacaktır."
BALYOZ HAREKAT PLANI
Harekât planının altında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın imzası var. Doğan'ın imzasında adlandığı unvan "Balyoz Sıkıyönetim Komutanı."
Planın vazife bölümünde hedef şöyle anlatılıyor: "Balyoz Komutanlığı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlayarak muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmak maksadıyla; derhal, AKP Hükümetini iktidardan uzaklaştıracak mevcut irticai yapılanmayı şiddetle bertaraf ederek, belirlenen kadroları iktidara getirerek laik devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis edecektir."
İşte icra planını da yarın Tarafta okuyacağınız Balyoz Harekât Planı'nın geniş bir özeti.
Maksat:
(ı)Balyoz Komutanlığı,İç Hizmet Kanunu'nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına yerine getirme azim ve kararlığı içerisinde laik devlet otoritesinin temini için gerekli olan tedbirleri alacaktır.
(2)Harekatın maksadı; ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmaktır.
Düşman Durumu:
(ı)İrticai grupların, hedefe giden yolda engel olarak gördükleri TSK'ya karşı bir taraftan sızma gayretleri artarak devam ederken diğer taraftan yıpratma, komuta zafiyeti içerisinde ve dinsiz gösterme çabaları da artan bir ivme ile devam etmektedir.
(2)Mevcut iktidarın uygulamalarından cesaret bulan irticai grupların, devlet düzenimizin temelini oluşturan laiklik ilkesini kendi çıkar ve amaçlarına göre yorumladıkları görülmektedir. Bu kapsamda; başta öğretim kurumlan olmak üzere, kamu hizmetlerinin yerine getirildiği çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında, irticai hareketin simgesi olan türban ve başörtüsü kullanılmasında ısrarlı davrandıkları gözlenmektedir. Bu yoldaki ısrar, masumane bir tercihten ziyade, laik cumhuriyet ilkelerine karşı dine dayalı bir devlet düzeni kurmaya yönelik din ve vicdan hürriyetini aşan sistemli çabaların bir parçası olarak devam ettirilmektedir.
(3)ABD ve AB ülkelerinin karşılıklı paslaşmalarını seyreden ve ülke menfaatlerini gözetmeden her talebi emir telakki eden, Büyük Atatürk'ün deyimi ile müstevlilerin siyasi emellerine boyun eğmiş AKP Hükümeti;
(a)İrticai faaliyetlerin ülke içerisinde artmasına, güç kazanmasına, kadrolaşmasına ve
teşkilatlanmasına tam destek vermekte,
(b)Ekonomik çözümsüzlüklerin yol açtığı boşluklardan da istifade ederek, istediği karşı devrimi gerçekleştirebileceğini hissettirmekte ve tüm ülke genelinde AKP yandaşları, tarikat ve cemaatler ile devlet kademelerinde hızla kadrolaşmakta,
(c)İktidarın kendisine sağladığı imkân ve kabiliyetleri kullanarak medya, sivil toplum örgütleri ve bürokrasiyi kendine bağımlı hale getirmeye çalışmakta,
(ç)Mevcut yetkiler ile hukuki boşluklardan da istifade edilerek mürteci ve dogmatik yapıda insan yetiştirmeye uygun ortam sağlayan medrese, tekke ve zaviye tipi, eğitim ve öğretim birliğini ortadan kaldıran çarpık bir eğitim sisteminin yeniden hayata geçirilmesini hedeflemekte,
(d)Bu amaçlarına ulaşmak maksadıyla, anayasa değişikliği ve hukuk reformu adı altında TSK ile birlikte laik cumhuriyetin en önemli teminatı anayasal kurumların etkinliğini kıracak, kendi amaçlan doğrultusunda evrimleştirecek yollar aramakta,
(e)Başta dışarıdan müzahir ABD ve AB ülkeleri olmak üzere, içeriden irtica ile iltisaklı medya, hukuk, bürokrasi, emniyet, maliye ve daha birçok kamu kurum ve kuruluşunda örgütlenmiş yandaşları ile koordineli ve planlı çalışmalarla laik kesimi ve rakiplerini hareket edemez hale getirmekte,
(f)AB üyeliğini ve terör sorununu bahane ederek, Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye yönelik çabalarını, dış desteğin de etkisiyle devam ettirmektedirler.
(4)AKP Hükümetine, AB üyeliği kapsamında dış güçler tarafından sağlanan mali ve siyasal destek devam ederken, Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile İslami gruplar tarafından sağlanan ekonomik destek de artmaktadır. ABD, AB, irticai unsurlar, bölücü unsurlar ve AKP ortak eylem ve söylem birliği ile hareket etmektedirler.
(5)İktidar ve irtica yanlısı basın yayın organları her geçen gün cesaretlenip palazlanırken, muhalif basın, geçmişte yaptığı şahsi yanlışlıkların bedelini, görevini yapmayarak ve/veya yapamayarak ödemektedir. Toplumsal muhalefet sindirilmiş, muhalif basın ekonomik ve mali denetim tehdidi ile susturulmuştur.
(6)İrticai faaliyet gösteren vakıf ve dernekler ile yıkıcı bölücü unsurlar işbirliklerini alenen yapma pervasızlığını göstermektedirler. Bunu AB süreci, birlik -beraberlik, kardeşlik, demokrasi vb. evrensel temalar kullanarak yapmaktadırlar.
(7)Buna karşın muhalefet partileri de etkin, önleyici, alternatif oluşturan, siyasal iktidarın faaliyetlerini denetleyici ve geniş halk kitlelerinde yankı bulan bir muhalefet sergileyememekte; basit, tutarsız, kişiliksiz, silik ve günü kurtarmaya yönelik söylemlerle muhalefet yapmaktadırlar. Mevcut durumlar itibari ile halkta giderek artan bir umutsuzluğa yol açmaktadırlar. Laik cumhuriyeti kurtaracak, birlik ve beraberliği sağlayacak ve gerekli tedbirleri alacak siyasi ufuktan yoksun liderler, koltuklarını korumanın ötesinde, kısır ve uzlaşmaz tavırların üstünde bir davranış ortaya koyamamaktadırlar.
Dost Durumu:
(1)3 Kasım seçimlerinde AKP, % 30 civarında oy almıştır. Ancak son günlerde öne çıkan ümmetçilik faaliyetlerine rağmen, bu oranın tamamının irticayı desteklediği sonucunun çıkarılmasının uygun olmayacağı değerlendirilmektedir. Bunlardan birçoğu daha önceki hükümetlerin icraatsızlığına tepki oyları olup, AKP içinde de harekatımıza, müzahir ve dost gruplar bulunmakta, ihtimaller karşısında yönetici elite yakın durmaktadırlar.
(2)Buna rağmen, şimdiye kadar içimizde barınmayanlar meclise taşınmıştır. Bu meydan okuma karşısında kategorili personel pervasızca biraz daha cesaretlenmiş ve kadrolaşma faaliyetlerine hız vermişlerdir. Bu nedenle anılan personelin, sadece Silahlı Kuvvetler içerisinden değil, bütün kamu kurum ve kuruluşlarından derhal uzaklaştırılmaları bir zorunluluk haline gelmiştir.
(3)Her türlü olumsuz şartlara rağmen cumhuriyeti koruma ve kollamaya yönelik eylem ve planlamalarımız devam etmektedir. Bu kapsamda;
(a)TSK bünyesindeki dost ve müzahir unsurlar dışında kalan, özellikle yüksek rütbeli personelin kontrol altında tutulmasına,
(b)TSK'nın her kademesine müzahir eleman temini konusunda referans uygulamasına (ÇYDD, ADD, Türkiye Gençlik Birliği vb.) devam edilerek azami koordinasyon sağlanmasına,
(d)TSK haricindeki dost unsurlar tarafından yapılacak ekonomik operasyonlar, basın yayın faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinin yakından takip edilmesine ve gerektiğinde koordinasyonun sağlanmasına,
(e)Aleyhe yapılan her türlü propaganda ve yasal düzenleme girişimlerinde muhalefet partileri ile koordineli fikir ve eylem birliği içerisinde hareketler sergilenmesine devam edilecektir.

CUMHURİYET'LE BALYOZ'CULAR PİŞTİ OLMUŞ!

Camileri bombalayarak kaos oluşturmayı öngören Balyoz darbe planında isimleri geçen valiler yargıya gidiyor. Fişlenen ve tasfiyesi planlanan valiler, haklarını hukukî yollardan arayacaklarını açıkladı. Görevden alınacaklar listesinde bulunan dönemin Samsun Valisi Mustafa Demir, "Diğer arkadaşlarla konuştuk. Avukatlarımızla görüşüyoruz. Gereğini yapacağız. Hakkımızı hukukî yollardan arayacağız." dedi. Aydın Valisi Hüseyin Avni Coş'un, cuntanın tasfiye listesine tepkisi sert oldu: "Öyle bir listede yer almak bizim için bir şereftir." 2005 yılında emekliye ayrılan Mustafa Demir fişleme iddialarıyla ilginç bir detaya da değindi. 2002 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nce İçişleri Bakanlığı'nda görev yapan 33 vali hakkında yine benzer iddiaları içeren bir listenin yayınlandığına dikkat çekti. Demir, şöyle devam etti: "O dönemde de avukatımız aracılığı ile hakkında çeşitli ithamlarda bulunulan valiler dava açtı. Her birimiz Cumhuriyet Gazetesi'nden oldukça yüklü tazminatlar kazandık." Görevden alınacak valiler listesinde Hüseyin Avni Coş'un da ismi geçiyor. Demokrasi ve hukuka inanan bir insan olduğunu, onbaşı psikolojisiyle hareket etmediği için adının çizildiğini belirten Coş, "Ben demokrat bir insanım, darbeciler beni görevden almasalar da ben darbecilerle çalışmam. Kendim istifa ederim. Yani demokrasiye, hukuka inanan bir insan olarak bu atmosferin olmadığı bir ortamda çalışmam, darbecilere bırakın vali olarak, hiçbir sıfatla hizmet etmem. O tür bir listede yer almak bizim için bir şereftir. Bizim demokratlığımızın, hukuka inanan bir insan olduğumuzun tescilidir. O açıdan iftihar ederim." ifadesini kullandı. Aklıselim olan hiçbir kimsenin darbeyi savunmayacağını aktaran Coş, uzun yıllar terörle mücadele başta olmak üzere birçok alanda devlete hizmet ettiğinin altını çizdi: "Ben devletin her bölümünde, her yerinde çalıştım. Dolayısıyla bizim vatana millete hizmetten başka hiçbir gayemiz olmadı, olamaz. Niye beni oraya yazmışlar onu bilmiyorum ama tahmin ediyorum ki, bizim mesleki yeterliliğimiz konusunda hiç kimse bir şey söyleyemez. Sadece kendilerine olumlu bakmadığımız, darbeci görüşleri savunmadığımız, demokrasi dışı tutum ve davranışları asla tasvip etmediğimiz ve onları eleştirdiğimizin bilinmesinden dolayı ve bizi bu hükümetin atamış olmasından zannederim ismimizi o şekilde değerlendirmişler."

SAVAŞ ‘OYUN’, DÜŞMAN GERÇEK

Genelkurmay’ın “bilgimiz dahilinde savaş oyunu” dediği plan seminerindeki power point sunumlarda Sezer’den İHD ve Mazlumder’e, AKP’den Fethullah Gülen’e her şey gerçek.
Genelkurmay Başkanlığı, 5-7 Mart 2003 tarihinde 1. Ordu’nun Selimiye Kışlası’nda yapılan seminerin 2003-2006 tatbikatları çerçevesinde, dış tehdide yönelik bir harp oyunu çalşıması olduğunu duyurmuştu. Ama dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın başkanlığındaki “Jenerik senaryo çalışması”nda kolordu komutanlıklarının kullandığı Powerpoint sunumlar konuşulanın hayali bir senaryo olmadığını ortaya koyuyor.
Sunumlarda tamamen gerçek isim, makam ve istihbarat bilgilerine yer verilmiş, Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasının aksine, bütün tespit veteklifler de iç tehdit olarak adlandırılan halka yönelik.
AHMET NECDET SEZER MESAJI
Seminerde 1. Ordu’nun hazırladığı açılış sunumu Atatürk’ün “Önemli olan iç cephedir. İç cephe sağlam olmadan hiçbir şey yapılamaz” sözleriyle başlıyor. Ardından gelen sunumda “Ülkenin ve devletin rejimini ve bekasına yönelik tehditlerden en önemlisi ülkenin bekasına yönelik tehdittir” deniyor. Ve bir sonraki sunumda “İrtica tehdidinin ülkenin gündeminden tamamen çıkartılması için, Kurtuluş savaşından sonra olduğu gibi, gerekli tedbirler alınmalı ve irtica sempatizanları asimile edilmelidir” önerisi getiriliyor. “İç ve Dış Tehdit” başlıklı bir sonraki sunumda da “Türkiye Cumhuriyeti devletin bekasına yönelik, bertaraf edilmesi için icra edilecek harekatın başarı durumu, rejimin geleceğini tayin edecektir” ibaresiyle birlikte, ekrana dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in resmi geliyor.
KAPALI GÖREVLER NELER
1’İNCİ Ordu’nun yaptığı açılış sunumunda bu tehdidin ortadan kaldırılmasında açık ve kapalı görevler olduğu dile getirilmiş. Kapalı görevler içinde polisin resmi konularak “kolluk kuvvetlerinin emre alınması ve kamu yönetiminin devralınması”ndan bahsediliyor. Sunumda Avrupa Birliği de iç tehdidi destekleyen düşmanlardan bir olarak gösterilmiş. AB’nin öne sürdüğü koşulların irticai, bölücü ve yıkıcı unsurlara yarayacağı söylenen sunumda AB, irtica ve bölücülüğün ortak amacının “Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatmak, bölmek ve rejimi değiştirerek Anayasal düzenini bozmak” olduğu söyleniyor.
Gerçek kişi isimleri ve istihbaratlarının kullanıldığı tek sunum 1. Ordu’nun yaptığı sunum da değil. Yanı seminerde diğer kolordu komutanlarının yaptığı Powerpoint sunumlarda da yasal dernekler, partiler, gerçek kişiler ve kurumlar adlarıyla yer alıyor.

ÖDP DE VAR MAZLUMDER DE
3. Kolordu tarafından yapılan sunumda Sakarya, Yalova, Bursa, İzmit illeri irticai ve sol gruplar açısından incelenmiş. Bu sunum içinde düşman unsurlar arasında ÖDP ve EMP gibi yasal partiler de var. Sunumda rejim karşıtı dernekler içinde gösterilen İHD, Mazlumder ve TİHV, AB ve ABD bağlantılı olarak kodlanmışken, Türkiye’de faaliyet gösteren Alman Vakıfları da “Türkiye’yi güçsüz durumda bırakmak isteyen örgütler” olarak adlandırılmış.
BU DA SEÇİM OYUNU
En çarpıcı slaytlardan biri, aynı seminerde 15. Kolordu tarafından Marmara için hazırlanan sunumda irtica ve bölücülük tehdidi anlatılırken 3 Kasım 2002 seçimlerinden AKP, CHP ve DEHAP’ın oy oranlarını gösteren slayt. Oy oranlarının altında “Gerçekleşen bu tablonun büyük oranda tepki oylarından kaynaklandığı değerlendirilmektedir” ibaresi var. İslami ve sol gösterilerden resimlerin kullanıldığı sunumlarda Barzani, Fethullah Gülen, Said Nursi, Patrik Bartholomeos’un resimleriyle de karşılaşılabilir.

İÇ TEHDİDİN HALLEDİLMESİ İÇİN İKİNCİ KARDAK KRİZİ ÇIKARILACAKTI
Plan seminerinde Tuğgeneral Yurdaer Olcan da konuştu: İç tehdidin çözülmesi için Yunanistan’la düşük yoğunluklu çatışmaya girelim
KÜÇÜK ÇAPLI KRİZ İŞE YARAR
TUĞGENERAL Yurdaer Olcan, Birinci Ordu’daki seminerde Yunanistan’la küçük çaplı bir askeri kriz çıkarılmasını önerdi.
KUZEY EVROS’U İŞGAL EDELİM
ORGENERAL Çetin Doğan onu destekledi: Sınırdaki Kuzey Evros’u işgal edebiliriz.
MİLLİ MUTABAKAT İÇİN İKİNCİ KARDAK
Balyoz Harekat Planı’ndaki ses kayıtlarına göre Tuğgeneral Yurdaer Olcan, “milli birlik için” Yunanistan’a kaşı düşük yoğunluklu çatışmaların planlanmasını teklif ediyor.
Genelkurmay’ın “bilgimiz dahilinde yapıldı” dediği 5-7 Mart 2003 tarihli 1. Ordu’daki plan seminerinde üzerinde durulan senaryolardan biri akla Kardak krizini getiriyor. Plan seminerinin 175 sayfalık ses kayıt dökümlerinde Tuğgeneral Yurdaer Olcan birinci öncelikli olarak gördüğü iç tehdidin halledilmesi, ülke içinde milli mutabakatın sağlanması için Yunanistan’a karşı düşük yoğunluklu çatışmaların planlanmasını teklif ediyor.
BASINI DA KULLANALIM
Dönemin 1. Zırhlı Tugay Komutanı olan Olcan’ın teklifi şöyle: “İç tehdidin birinci öncelikli hal edilmesi gereken bir tehdit olduğunu düşünmekle birlikte bence komutanım iç tehdidin çözülmesi, ülke içerisinde özellikle vatandaşlar arasında birlik, beraberlik dayanışma duygusunu da artırması bakımından küçük çaplı düşük yoğunluklu çatışmalarla Yunanistan’ın psikolojik destek sağlaması amaçlı –yoksa oradaki mil kararının çözülmesi zor bir konu büyük bir çaplı harekat veya siyasi çalışmalar gerektiriyor- bu nedenle komutanım, Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’nden hatta sınırda küçük çaplı olayların gerekirse basını da kullanarak halkın bir amaçla birlik etrafından toplanmasının sağlanmasına fayda sağlayacağını, siyasi tedbirleri de alarak iç tehdidin öncelikle ve yurt sathında giderilmesinin sağlanmasını müteakiben uzun vadede komutanım, Güneydoğu, Kuzey Irak meselesinin halledilmesinin uygun olacağını düşünüyorum. Arz ederim.”
KUZEY EVROS KRİZ PLANI
Seminerin 3. Gününde bizzat dönemin 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan tarafından bu teklif dile getiriliyor ve tartışmaya açılıyor. Doğan’ın teklifi Yunanistan’ın Türkiye sınırındaki Kuzey Evros’un bir kısmına Türk ordusunun girip suni bir kriz çıkartması.
Doğan şöyle diyor: “Bunun dışında diğer bir harekat tarzı da tabii Hava Kuvvetleri’nin tahsisi sureti ile bölgeye yeterli hava gücünün tahsisi sureti ile iç güvenlikte eş zamanlı sınırlı kuvvetlerle Sulucadere Tarafeyni, Kızıldere güneyinde belli bir dar alanda Yukarı Kuzey Evros diyeceğimiz bölgenin ele geçirilmesi sureti ile her iki harekat tarzını yani hem iç güvenliği hem bunu yapabileceğimiz konusunda bir görüş belirdi. Bu harekat tarzımızın da yanı zamanda içte, dışa karşı bir harekat olacağı için milli birlik ve beraberliğin sağlanmasına bir katkı sağlanabileceği düşünceleri belirtildi.”
GÖKÇEAADA’YI NASIL RUMSUZLAŞTIRDIK
Aynı seminerde Plan Harekat Şube Müdürü Albay Tuncay olarak adı verilen bir subay tarafından yapılan sunum ise Gökçeada’dan Rumların nasıl sistematik bir plan içinde göçe zorlandığını ortaya koyuyor.
Tuncay’ın sözleri Gökçeada’ya ilişkin anlatılan 1965’te kurulan Açık Cezaevi’ne gelen mahkumların tacizleri sonucu Rumların göçe zorlandığı iddialarını doğrular nitelikte: “Şimdi burada çok mahrem çok gizli şeyleri de ne yapıcağız görüşeceğiz. Zaten öyle yani plan çalışmasının ana amacı bu. İlk kapsamda buradaki Rumları Gökçeada’dan göçertmek için jandarma komando birliği gönderdik. Bölgeye açık hapishane yaptık. Bölge içerisinde bunun sonuçları da önemli işte miktarda göç oldu. Adım adım sanıyorum devlet kuruluşlarında bölgeye bir işte açık cezaevinde bazı şeyler yapıldı bazı ekimler dikimler falan filan. Bunun ortaya saldığı bazı konular bunu tartışmıyorum. O zamanki şartlar içerisinde şimdi böyle bir şey yapmak olanak dışı ama o zamanki Türk Yunan ilişkileri çerçevesinde böyle bir şey yapılma zarureti çıkmış onlara da Batı Trakya’daki uygulamalara karşı. Sonra kuvveti çekince de bölgeye komando birliği koyduk.”

DARBE TİMLERİ HAZIRDI

Birinci Ordu Plan Semineri’nin hazırlığı esnasında Balyoz Planı’nda görev alacak subayların isimleri belirlenmiş. Listede 24 generalin adı tek tek sıralanmış
Selimiye Kışlası’nda 5-7 Mart 2003’te gerçekleştirilen plan seminerinde, Balyoz Harekat Planı’nın uygulanması için hazırlık yapılıyordu. Taraf’ın elindeki 5 bin sayfalık belgeler arasında bulunan, darbede görevlendirilecek askeri personelin listesi de bunu kanıtlıyor.
Plan seminerinden üç ay önceki bir tarihte Tümgeneral Nejat Bek, Birinci Ordu Komutanı emriyle İstihbarat Başkanı Kurmay Albay İzzet Ocak’tan, harekatta görevlendirilecek personel isimlerinin tespit edilerek komutanlığa gönderilmesini istiyor.
Aralık -2002 tarihini taşıyan talimatın konu bölümünde, “1’inci Ordu Plan Semineri-2003” yazıyor. Bu yazılı emrin bir nüshası harekat planının uygulanmasını koordine ettiği anlaşılan Kurmay Albay Süha Tanyeri’ye de gönderilmiş. Emrin Ek-B kodlu belgesinde, 10 maddeden oluşan görev kategorisi çizelgesi bulunuyor. Darbe harekatı hazırlığını ele veren bu çizelge aynen şöyle:
a. Özel operasyon ve sorgulama timlerinde görevlendirilecek personel
b. Özel görevli toplama timlerinde görevlendirilecek personel
c. Sıkıyönetim mahkemelerinde görevlendirilecek personel
ç. Darbe harekatı timlerinde görevlendirilecek personel
d. Gözaltı timlerinde görevlendirilecek personel
e. Hasar tespit timlerinde görevlendirilecek personel
f. Kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilecek personel
g. Özel hastaneler ve ilaç depolarında görevlendirilecek personel
ğ. Gümrükler, depolar, ambarlarda görevlendirilecek personel
h. Alışveriş merkezleri ve gıda toptancılarında görevlendirilecek personel.
Yazılı emrin yerine getirildiğini gösteren görevlendirme çizelgesi ise İstihbarat Başkanı Kurmay Albay İzzet Ocak tarafından hazırlanarak, Birinci Ordu Komutanlığı’na gönderilmiş. Ek-A kodlu belgede, “Görevlendirmede Yetkili” 24 general ile 72 subayın isimleri ayrıntılı bir şekilde yer alıyor. 10 maddede sıralanan timlerin başına ise rütbesine, isim ve görev yerlerine göre belirlenen 274 subay getirilmiş.
Bu görevlendirme listeleri, Balyoz Harekat Planı’nda yer alacak askeri personelin Selimiye Kışlası’ndaki “rutin” seminerden tam üç ay önce, büyük bir gizlilik ve özen içinde seçildiği gösteriyor.
İŞTE ‘SEMİNERDEKİ’ GENERALLERİN LİSTESİ

1.Tümg. Nejat BEK (1 nci Or. Kur. Bşk.)
2.Tuğg. M. Korkut ÖZARSLAN (1 nci Or.Hrk.Kur.Ybsk.)
3.Korg. Engin ALAN (2 nci Kor.K.)
4.Tuğg. Nuri Ali KARABABA (95 nci Zh.Tug.K.)
5.Tuğg. M. Kemal TUTKUN (4 ncü Mknz.P.Tug.K.)
6.Tuğg.Uğur UZAL (8 nci Mknz.P.Tug.K.)
7.Tuğg. Gürbüz KAYA (18 nci Zh.Tug.K.)
8.Korg. Şükrü SARIIŞIK (5 nci Kor.K.)
9.Tümg. Behzat BALTA (3 ncü Mknz.P.Tak.Tüm.K.)
10.Tuğg. Halil KALKANLİ (54 ncü Mknz.P.Tug.K.)
11.Tuğg. Tuncay ÇAKAN (3 ncü Zh.Tug.K.)
12.Tuğg. Hasan Fehmi CANAN (33 ncü Mknz.P.Tug.K.)
13.Tuğg. Erkal Bektaş (65 nci Mknz.P.Tug.K.)
14.Tuğg. Ahmet YAVUZ (55nci Mknz.P.Tug.K.)
15.Korg. Ayhan TAŞ (15 nci Kor.K.)
16.Tuğg. Faruk O. MEMİOĞLU (1 inci P.Tug. K)
17.Tuğg. Kaya VAROL (2 nci Zh.Tug.K.)
18.Korg. Ergin SAYGUN (3 ncü Kor. K)
19.Tümg. Metin Yavuz YALÇIN (3 ncü Kor.K.Yrdc.ve 52 nci Zh.Tüm.K.)
2O.Tuğg.Yurdaer0LCAN (1 nci Zh.Tug.K.)
21.Tuğg. İhsan BALABANLI(66 nci Zh.Tug.K.)
22.Korg. Doğan TEMEL (Harp Ak. K.Yrdc.)
23.Tümg. Hayri GÜNER (Harp Ak.K.Kur.Bşk.)
24.Tümg. Recep Rıfla DURUSOY (Slh.Kv.Ak.K.)

15 Ekim 2009 Perşembe

ASKERİ İŞ YERLERİNE İŞÇİ HAKLARI DAVALARI

 Türk-İş'e bağlı Harb-İş Sendikası, askeri iş yerlerinde bazı haklar verilmediği gerekçesiyle 2 yıllık sürede yaklaşık bin 200 dava açtı. Sendika Genel Başkanı Ahmet Kalfa, AA muhabirine yaptığı açıklamada, askeri iş yerlerinde yürüttükleri toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde iş 
 yerlerinde aksayan konuların düzeltilmesi için çaba harcadıklarını ancak bunların gereğinin yerine getirilmediğini söyledi.

  İş kollarında grev yasağı bulunduğuna dikkati çeken Kalfa, toplu sözleşme görüşmelerindeki müzakerelerden sonuç alamayınca sorunları aşmak için hukukun kapısını çalıp, yargıya başvurmak durumunda kaldıklarını ifade etti. Kalfa, yönetim olarak göreve gelmelerinden bu yana geçen yaklaşık 2 yıllık sürede çeşitli konularda bin 200 dava açtıklarını bildirdi.

  Ahmet Kalfa, yaptıkları işin tehlikesi gereği 7,5 saat çalışan işçilere eksik teşvik primi ödenmesi, ilave tediyelerin hesabı, ilave tediyelere getirilen sigorta prim yükü, servis hizmetinden kaynaklı sorunlar, kapanan iş yerlerinde görev yapan işçilere 7 günlük yol ücretinin verilmemesi, mühendis statüsünde çalışanların durumu gibi konularda yargıya gittikleri bilgisini verdi. Bu davaların kazanılması ve benzer durumdaki hak sahiplerine teşmil edilmemesi halinde 6-7 bin yeni dava açmak durumunda kalacaklarını dile getiren Kalfa, bu durumda tam bir ''dava yumağı'' oluşacağını kaydetti. Kalfa, şöyle konuştu:
''Her bir davanın harç ve avukatlık masrafları ortaya çıkmakta ve bu durum kaynakların çarçur edilmesine neden olmakta. Biz yaşanan sorunları masada çözmek istiyoruz. Toplu iş sözleşmesinde sorun yaşanan konuları ayrıntılı olarak düzenlediğimizden sıkıntı da kalmayacak. Ne yazık ki bu yaklaşımımız kabul görmediği, grev gibi bir hakkımız da olmadığı için yargıya başvuruyoruz. Bu dönemki toplu sözleşmemiz henüz bağıtlanmış değil. Sorunlarımızın çözümü için Sayın Bakan ve kuvvet komutanlarıyla görüşmelerimiz oldu, bunları sürdüreceğiz. Mahkemeye gitmeden üyelerimizin sıkıntılarının çözülmesini istiyoruz. Dikkat edilirse Milli Prodüktivite Merkezinin her yıl belirlediği 'yılın işçileri' ödüllerinin önemli bir bölümünü Silahlı Kuvvetlere hizmet veren üyelerimiz alıyor. Bundan gurur duyuyoruz. Silahlı Kuvvetlere hizmet veren üyelerimiz 'güçlü ordu' için özveriyle çalışıyorlar ama güçlü ordumuzun işçileri de güçlü olmalı. Bunun için de mahkemelere gidilmeden makul taleplerimizin karşılanmasını talep ediyoruz.''

TÜRKİYE GÜÇLÜ BİR ÜLKEDİR KENDİ KARARINI KENDİSİ VERİR.

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Anadolu Kartalı'' tatbikatının uluslararası bölümünün ertelenmesi ile ilgili olarak ''Türkiye güçlü bir ülkedir kendi kararını kendisi verir. Birilerinin tavsiyesi veya birilerinin talimatı ile Türkiye karar vermez, karar almaz'' dedi.

  Erdoğan, Irak'a gerçekleştireceği ziyaret öncesinde Esenboğa Havalimanı'nda açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı. Terör örgütü PKK'nın üst düzey yöneticilerinin mal varlıklarına ABD'de el konulmasına ilişkin bir soru üzerine Erdoğan şunları söyledi:
  ''Bunlar bizim yıllar yılı konuştuğumuz konular. Terör örgütünün en önemli gelir kaynaklarından bir tanesi uyuşturucudur. Bunun Amerika ayağının bu şekilde olduğunun Amerikan yönetimi tarafından ortaya konmuş olması önemliydi. Ama bunun Avrupa ayağı var. Avrupa ayağı çok daha farklı, çok daha güçlü. Aslında Avrupalı dostlarımıza biz bunları yıllardır söylüyoruz. 'Bakın' diyoruz 'Burada böyle bir durum var. Bu işin sermaye boyutunu uyuşturucu kaçakçılığı, insan kaçakçılığı buna benzer bir çok gayrimeşru yollar teşkil ediyor. Bunların üzerinde hassasiyetle durmanız lazım'. Hatta bir zamanlar çok ciddi paralar da yakalandı ama bu paralar maalesef farklı yöntemlerle farklı yollarla yine onlara iade edilme durumuna gidildi. Temenni ederiz ki Avrupalı dostlarımız da bu yanlışı görerek gerekli tedbirleri... Bunu dondururlar mı, farklı adımlar mı atarlar, bu adımları da bekleriz.''

-ANADOLU KARTALI TATBİKATI-
Erdoğan, bir gazetecinin ''İsrail'le Türkiye arasında tatbikat gerginliği yaşanıyor. Dün de İsrail'in Türkiye'ye Neronları teslim etmeyeceği bilgisi geldi. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna da şu yanıtı verdi:''Ben konuyla ilgili düşüncelerimi daha önce açıkladım. Dışişleri 
Bakanlığımız bir cevabı oldu. Fakat ben çok açık ve net bir şey söyleyeyim, her siyasi iktidarın kendi ülkesindeki kamuoyunun yaklaşımlarını halkının taleplerini göz önünde bulundurma mecburiyeti vardır. Bakın mecburiyeti vardır, diyorum. Ben halkımın taleplerini bir kenara koyamam halkımın talebi bu istikamettedir. Daha önce verilen eğitim çalışmalarıyla ilgili konuda bile bu hassasiyeti gösterdiler. 

 Ama biz bu konuda Silahlı Kuvvetlerimizin de yaptığı açıklamalarla bu konudaki tavrımızı söyledik. Fakat tatbikat konusuyla alakalı olarak da bunun şu anda yapılamayacağını bunun İsrail dışındaki katılan ülkelerle yapılması veya ertelenmesi konusunu söyledik. Bu yaklaşım makul karşılandı ve böylece biz eğer yaparsak bunu sadece Türkiye olarak tek başımıza yaparız ama aksi bir halde de bizim için bu bir kıyamet değildir. Şunun bilinmesini isteriz, Türkiye güçlü bir ülkedir, kendi kararını kendisi verir. Birilerinin tavsiyesi veya birilerinin talimatı ile Türkiye karar vermez, karar almaz.''

  Türkiye ile İsrail arasında Neronlarla ilgili ve başka konularda da birçok anlaşma bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bunun tabii uluslararası hukuk noktasında da bağlayıcılıkları var ama şu ana kadar bana gelmiş resmi bir bilgi yok. Sadece dün aldığım bir bilgi, İsrail radyosu böyle bir şey söyledi noktasında... Ben medya üzerinden bu tür konuları değerlendirmem ama bu konuda resmi bir bilgi bize ulaştığında bizim Dışişleri Bakanlığımız bu konuda çalışmalarını yapar, hukuk noktasında bu konudaki çalışmaları yaparız. Milli Savunma Bakanlığımız, Silahlı Kuvvetlerimiz biraraya geliriz, çalışmalarımızı yaparız. O zaman da bununla ilgili gerekli açıklama yapılır.''

13 Ekim 2009 Salı

Ceylan kendini öldürmüş diyorlar

Ceylan’ı, bıçakla vurduğu patlamamış bir bombaatar mermisinin öldürdüğü öne sürüldü ama küçük kızın elleri ve ayakları sağlam. Ceylan’ın ölümünden 15 gün sonra açıklanan bilirkişi raporu, hem deliller hem de Adlî Tıp raporu ile çelişiyor. Emniyet’te görevli iki patlayıcı uzmanı tarafından hazırlanan raporda Ceylan’ın elindeki tahra ile mühimmata vurması sonucu patlamanın yaşandığı belirtildi. Oysa Ceylan’ın mühimmata vurduğu tahra sapasağlam duruyor, üzerinde sadece birkaç ezik var. Patlayan 40 milimetrelik bombaatar mühimmatı nasıl olmuş da Ceylan’ın ellerine hiçbir zarar vermeden gövdesini parçalamış? Üstelik bilirkişi raporunda mühimmatın menşei, modeli ve seri numarasının tespit edilemediği itirafı da var

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcı Vekili Eyyüp Mutlu, Lice’de patlama sonucu ölen 14 yaşındaki Ceylan Önkol ile ilgili bilirkişi raporunu açıkladı. Mutlu, Ceylan Önkol’un “Daha önce araziye atılmış ancak patlamadan kalmış 40 mm’lik bomba atar mühimmatının, elindeki budama bıçağı ile vurarak patlaması neticesinde hayatını kaybettiği kanaatine varıldığını” söyledi. Ancak raporda bahsedilen bıçak hâlâ Ceylan’ın ailesinde duruyor. Üstelik Ceylan’ın tek sağlam kalan yeri elleriydi.

Havan topu değil
Mutlu, yaptığı yazılı açıklamada, 28 Eylül’de saat 13’00’da Lice ilçesi Şenlik köyü Paşaçiya mezrası Cemaltepe mevkisinde meydana gelen patlamada Ceylan Önkol’un öldüğünü anımsattı. Eyyüp Mutlu, olayla ilgili olarak Emniyet Müdürlüğü’nde görevli iki patlayıcı madde uzmanı bilirkişi tarafından 12 ekimde rapor düzenlendiğini ve dava dosyasına ibraz edildiğini kaydetti. Mutlu, bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda, şu ifadelere yer verildiğini belirtti: “Olay yerinde yapılan incelemeler neticesinde elde edilen metal parçaları ile Ceylan Önkol’un vücudundan otopsi sonucunda çıkarılan metal parçaları detaylı olarak incelendi.Bu incemeler neticesinde patlamadan mütevellit parçalanmış, deforme olmuş, üzerlerinde küçük oval çıkıntılar bulunan muhtelif ebatlarda 12 adet metal parçalarının 40 milimetrelik bombaatar mühimmatı iç gövdesinde yer alan ve parça tesiri yaratmak amacıyla kullanılan metal aksama ait olduklarının, başka bir deyişle bu metalparçalarının bir havan topuna ait olmadığı, 40 milimetrelik bomba atar mühimmatına ait olduğu, 40 millimetrelik bomba atar mühimmatlarının emniyetli atışa olanak vermek amacıyla namludan çıktıktan sonra belli bir mesafe sonra kuruldukları ve hassas tapalarının aktif hale geldiğinin, ancak her türlü fabrikasyon mühimmatın atıldıktan sonra düştüğü yerde patlamamasının olası bir durum olduğu, söz konusu 40 mm’lik bombaatar mühimmatının da daha önce atılmış, ancak patlamamış, sert bir cisimle üzerine vurulması neticesinde patladığı, Ceylan Önkol’un olay anında elinde olduğu iddia edilen ve olay yerinde görüntülenen tahra (Bir tür eğri budama bıçağı) üzerinde de patlamanın parça tesirlilerinden meydana geldiği, değerlendirilen deforme izinin mevcut olduğu, havan mühimatının cidar kalındığının fazla olduğu, bu seseple olay yerine 60 milimetrelik veya 81 milimetrelik bir havan mühimmatının düşmesi halinde mutlak surette çok daha büyük parçalar ile kuyruk kısımlarının olay yerinde tespit edilmiş olması gerektiği, örnek olması açısından söz konusu havan mühimmatlara ait başka bir olayda elde edilen patlama sonrası görüntü fotoğrafları ile karşılaştırma yapıldığı, tüm bu hususlar ışığında Ceylan Önkol’un menşei ve modeli tespit edilemeyen, daha önce araziye atılmış ancak patlamadan kalmış 40 milimetrelik bomba atar mühimattına eldeki tahra ile vurarak patlaması neticesinde hayatını kaybettiği kanaatine varıldığı’ bildirilmiştir.”
Tüfekle atılan bir bomba
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Ceylan Önkol’un arazide bulduğu 40 milimetrelik lancer bombasınaelindeki nacar ile vurması neticesinde patlamanın olduğu tespit ediliyor’’ dedi.Atalay, Lice’de ölen Ceylan Önkol’un ölüm sebebine ilişkin açıklamalarda bulundu. Kriminal polisin çalışma yaptığını ve kendisini de bilgilendirdiğini aktaran Atalay, “Yapılan çalışma ve tespitlerin sonunda Ceylan Önkol’un arazide bulduğu 40 milimetrelik lancer bombasına elindeki nacar ile vurması neticesinde patlamanın olduğu tespit ediliyor’’ dedi.
Atalay, otopside çocuğun cesedinden çıkan ve olay yeri inceleme çalışması neticesinde elde edilmiş metal parçalarının detaylı incelendiğini ve bu parçaların 40 milimetrelik lancer bombasına ait olduğunun anlaşıldığını kaydetti. Lancer bombasının tüfekle atılabilen küçük bir bomba olduğuna işaret eden Atalay, bombanın nereden gelmiş olabileceğine ilişkin soru üzerine, parçalardan bombanın cinsinin belirlendiğini ifade ederek, ‘’Bu bombanın üretim yeri, markası tespit edilemiyor maalesef. Onu da sorduk ama bu her yerde bulunabilecek, hem poliste hem silahlı kuvvetlerde hem terör örgütünde bulunabilecek bir bomba türü’’ dedi.

Böyle kurtulamazsınız... / Ahmet Altan

Artık bu alışkanlıklarını değiştirmeleri lazım.
Üç general çıkacak, insanların gözüne baka baka utanmadan bizim gazeteyle ilgili yalanlar söyleyecek.
Kim olduklarını bilmediğimiz bilirkişiler, “çocuk tahrayla yerdeki mermiye vurdu, mermi yerinden fırlayıp kızın karnına saplandı” türünden saçma sapan raporlar verecek.
Ve, herkes bunlara inanacak.
Eskiden yapıyorlardı bunları.
Kimse inanmıyordu ama “biz bunlara inanmıyoruz” diyen bir gazete çıkmıyordu.
Şu zavallı Ceylan’la ilgili bilirkişinin verdiği rapora bir bakın.
“Daha önce araziye atılmış ancak patlamadan kalmış 40 mm’lik bombaatar mühimmatına elindeki tahra ile vurarak patlaması neticesinde hayatını kaybettiği kanaatine varıldığını...”
“Tahra” dedikleri herhalde Ceylan’ın koyunlarına daldan ot kesmek için kullandığı orağa benzeyen alet.
O aletle mermiye vurmuş da, mermi patlamış da...
Ceylan’ın ilk yapılan otopsisinde saptanan bazı gerçekler var.
Küçük kızın elleri ayakları sağlam.
Mermi karnına isabet edip o minik gövdesini parçalamış.
Bilirkişiler bize bir açıklasınlar bakayım, “bombaatar mühimmatı” nasıl oluyor da üstüne sopayla vurulunca yerinden fırlayıp, o tahtayı vuran kızın karnına saplanarak patlıyor.
Bu bilirkişinin mermisi öyle bir mermi ki üstüne vurulduğunda olduğu yerde patlamıyor, dimdik havaya doğru da gitmiyor, havalanıyor, bir metre yükseldikten sonra doksan derece kıvrılıyor, “hedefi” vuruyor ve vurduğu hedefin içinde infilak ediyor.
On iki gün “araştırma” yaptıktan sonra buldukları “gerçek” bu.
Bütün saçmalıkları bir kenara bıraktığımızda elimizde inanılır bir tek gerçek var.
Ceylan, “bir bombaatar mermisiyle” vurulmuş.
O merminin “yerden havalanıp” kızı karnından vurduğuna inanmamızı bekliyorlarsa daha çok bekleyecekler.
Çünkü buna inanmayacağız.
İnanan birinin çıkacağını da sanmıyorum.
Haa, inanmış gibi yapanlar çıkacaktır ama onlar söz konusu “ordu açıklaması” olduğunda zaten her şeye inanmaya hazırlar, varlık nedenleri bu “inançları” zaten.
Biz şu soruyu sormaktan vazgeçmeyiz.
Ceylan’ı kim vurdu?
O “bombaatarın tetiğini” kim çekti?
Ordu, bu saçma sapan yalanlarla uğraşacağına gerçeği söylemek zorunda.
Yalana fena alışmışlar ve bu alışkanlıklarını değiştirmek zorundalar.
Yalan söylediklerini bizzat bizimle ilgili olarak söylediklerinden de biliyoruz zaten.
Ceylan’la ilgili ilk açıklamalarını yaparken, basın mensuplarının önünde üç general “orduya karşı asimetrik bir savaş verildiğini” söyledi.
Yani onlara göre, “Ceylan’ı kimin öldürdüğünü” soran, “orduya karşı asimetrik savaş yapmak” maksadıyla soruyordu bunu.
O soruyu soran, Ceylan’ı mesele eden bizim gazete.
Şimdi o generallere soruyorum.
“Bizim gazete orduya karşı asitmetrik savaş mı yürütüyor?”
Bir gazetenin, kendi ordusuna karşı “savaş yürütmesi” için bu savaştan bir çıkarı, onu o savaşa yönlendiren bir “bağlantısı” olması gerekir.
Ordunun elinde kocaman bir istihbarat örgütü var.
Çıkartın bakayım şu bizim bağlantıları ortaya.
Hadi...
Deyin ki, “bu gazete şu bağlantısı nedeniyle bize karşı savaş yürütüyor.”
Somut somut, açık açık konuşun.
Konuşamazsınız... Çünkü yalan söylüyorsunuz.
Orduya karşı savaş falan yürütmüyoruz, ordunun siyasetten çekilmesini, hukuka uymasını, kendi vatandaşlarını öldürmemesini istiyoruz.
Bunların hepsi hukuki istekler ve bunları istemek bizim hakkımız.
Bir generalin birinci özelliği “dürüst” olmaktır, binlerce insan size “inanıp” sizin emrinizle ölüme yürüyecek, “dürüst” olmayan birine nasıl inanacak peki o insanlar?
Siz dürüst değilsiniz.
Ceylan’ın ölümünü soruşturanların “asimetrik savaş” falan yürütmediğini bildiğiniz halde bunları uyduruyorsunuz.
Niye yapıyorsunuz bunu?
Ceylan’ı kimin vurduğunu saklamak için mi?
Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor, eski usul yalanlarla, suçlamalarla gerçeklerin üstünü örtmek, insanları korkutup sindirmek mümkün değil.
Bırakın bunları, siz bize Ceylan’ın nasıl vurulduğunu söyleyin.
Bu “yerden havalanan mermi” palavrası, “asimetrik savaş” palavrası kadar saçma çünkü.
Sizleri televizyonda konuşurken gördüm, genç generallersiniz, önünüzde daha epey yol var gidecek, o kadar yolu yalanla gidemezsiniz.
Dürüst ve saygıdeğer olmayı deneyin.
Bu, sizin adınızı, omuzlarınıza iliştireceğiniz bütün yıldızlardan daha fazla ışıldatır.

Tuğgeneral Hakkında Dayak İddiası

Iğdır 5. Hudut Alay Komutanı iken geçen yılki Yüksek Askeri Şûra'da Tuğgeneralli'ğe terfi etttirilen Ahmet Can Çevik’in adı dayak iddiasıyla gündeme geldi. Çevik'in eşi Süreyya Çevik, Genelkurmay Karargahı’nda görev yapan general eşinin kendisini dövdüğünü öne sürerek savcılığa şikayette bulundu. Süreyya Çevik, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden aldığı genel adli muayene raporunu da delil olarak savcılığa sundu. Çevik, “Eşim dayak attı, ondan şikayetçiyim" dedi.
Aşk mektuplarını buldum
Adliyeye taşınan bu olay geçtiğimiz hafta yaşandı. Süreyya Çevik’in, general eşinden üç yıldır şiddet gördüğünü söylediği de belirtildi. TSK’da tuğgeneral rütbesi ile görev yapan eşi Çevik’in üç yıl önce çantasında aşk mektupları bulduğunu belirten Çevik savcılığa ifadesinde şunları söyledi: “Çantasında aşk mektuplarını bulunca eşime mektubu yazan kadını araştırdım ve ona ulaştım. O kadın eşimle aralarında gönül ilişkisi olduğunu itiraf etti. Beni aldatmasından dolayı eşimle tartışmaya başladık. Bana psikolojik ve fiziksel şiddette bulundu." Eşinden davacı olan Süreyya Çevik 4 Ekim günü yaşanan darp olayının detaylarını şu sözleriyle anlattı:
Bir telefon geldi
“Pazar günü kocamla spor yapmaya gittik. Biriyle cep telefonuyla konuşmaya başladı. Görüşmesi bitince bana kimle görüştüğünü söylemedi. Elinden cep telefonunu almak istedim ama vermedi. tartışma büyüdü. ”Süreyya Çevik o gün eşinin kolunu büktüğünü ve bu yüzden bileğinin şiştiğini de söyledi. Kolumu büktü bileğim şişti Çevik, “Eşim daha önce de bu tür tartışmalar yaşadığımızda beni döverdi. Artık canıma tak etti ve şikayetçi olmaya karar verdim” dedi. Eşinin şikayetinden sonra Tuğgeneral Ahmet Can Çevik savcıya ifade verdi. İki taraf arasında daha sonra uzlaşma sağlandı.
Paşa adliyeye telefonla davet edildi
Süreyya Çevik’in suç duyurusunu işleme koyan Cumhuriyet savcısının “Aile Düzenine Karşı Suçlarını” düzenleyen madde uyarınca soruşturma başlattı. Savcı, şikayet edilen kişi, tuğgeneral olunca farklı bir yöntem izledi. Polise talimat vermek yerine paşayı telefonla adliyeye davet edip ifadesini aldı. Savcıya ifade veren Tuğgeneral Ahmet Can Çevik’in eşinden özür dilemesi üzerine uzlaşma sağlandığı ve dosyanın kapatıldığı öğrenildi.
Gata'dan rapor aldı
General eşinden dayak yediğini öne süren Süreyya Çevik, GATA’dan aldığı adli muayene raporu ile birlikte Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Süreyya Çevik, Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifadede, “Kocam daha önce de beni ‘aldatma’ meselesinden dolayı tartıştığımız sırada dövmüştü. Eşim bana şiddet uyguladığı için kendisinden davacıyım" dedi.

Katliam'da Şok Belgeler!




Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamında şok belgeler ortaya çıktı. Jandarma İstihbarat Şube Müdürü’nün imzası olan belgelerde yazılanlara göre, bazı askerler Zirve Yayınevi çalışanlarını ’Hıristiyanlık propagandası yapıyor mu, yapmıyor mu’ diye takibe almış. Hatta takip edenlere ödenek bile ayrılmış



18 Nisan 2007’deki korkunç katliamın üzerindeki sis perdesi hala aralanamadı. Ancak CNN Türk’ün ortaya çıkardığı belgeler davaya yeni bir boyut kattı. Daha önce cinayetle ilgili savcılara gelen bir ihbar mektubunda, dönemin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Mehmet Ülger‘e ağır suçlamalarda bulunulmuştu. Zirve Yayınevi davası dosyasına giren mektupta yer alan iddialara göre, Albay Ülger olaydan bir buçuk ay önce öldürülen üç kişinin ildeki faaliyetleriyle ilgili üstlerine ayrıntılı bir rapor sunmuş, misyonerlerin takibi için de istihbarat ödeneği kullanılmıştı. İhbar mektubunda, aynı zamanda Ergenekon kapsamında gözaltına alınan Ülger’in Malatya katliamının azmettiricisi olduğu iddia ediliyordu. Bu azmettirmede aracı olansa iddia ve ihbarlara göre İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Ruhi Abat’tı.


Takip, katliamdan sonra da sürdü
İşte bu belgeler iddiaları doğruladı. Zirve Yayınevi katliamına ilişkin dava dosyasına giren belgeler, jandarmanın ölen 3 misyoneri takip ettiği ve bunun için haber elemanlarına ödeme yaptığını ortaya çıkardı. Belgelere göre 22 Mart 2007’den, 30 Kasım 2008’e kadar 15 kez misyonerlik faaliyeti takibi için ödenek çıkartıldı. Bu tarih aralığı 18 Nisan 2007’de meydana gelen katliamdan 27 gün önce başlayan takibin katliamdan sonra da sürdüğünü ortaya koydu.


Kasa ve ödeme fişleri dosyada
Alman vatandaşı Tilmann Geske, Necati Aydın ve Uğur Yüksel’in öldürülmesi ile ilgili soruşturma yürüten Malatya Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilen Jandarma İstihbarat Şubesi’ne ait kasa ödeme defteri ve fişlerine göre, ’Komutan Asaf’ kodlu haber elemanına katliam öncesi ve sonrasında misyoner faaliyetlerine ilişkin istihbarat çalışmaları nedeniyle kısa aralıklarla 15 ayrı kalemde toplam 10.315 lira ödeme yapıldı. Ödemelerin altında, hakkında azmettiriciler yönünden soruşturma yürütülen dönemin Malatya Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Haydar Yeşil’in de imzası yer alıyor. Ödemelerin, bu elemanın, “Malatya ve Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerini takip ederek bu konuda PİF-DÖNÜŞ-01 kodlu Planlı İstihbarat Faaliyeti için getirdiği belge, bilgi ve raporlarla, misyoner taktik ve tekniklerini öğrenmesi için” yapıldığı belirtildi.


Misyoner takibi için, 15 kalemde 10.315 YTL


DAVA dosyasına giren, jandarmaya ait bir belgede “Malatya ve çevre illerde faaliyet gösteren misyoner grupların faaliyetleri ve yaptıkları toplantıların takibi” yazıyor. Takip eden görevliye ödenen miktar ise 900 YTL olarak kaydedilmiş. Belgelere göre 22 Mart 2007’den 30 Kasım 2008’e kadar 15 kez misyonerlik faaliyeti takibi için ödenek çıkartılmış ve toplam 10.315 lira ödeme yapılmış. Ödenen en yüksek ücret 1000 lirayken en düşük ücret 300 lirayla bilgi toplama amacıyla ödenmiş.


Ödemelerde Binbaşı Yeşil’in imzası var
Katliam sonrası düzenlenen bir belgede ise, “Malatya ve diğer illerdeki misyonerlik faaliyetlerinin taktik ve tekniklerinin öğrenilmesi” yazılı. Haber elemanına bu kez ödenen ücret 600 TL. Belgenin altında, hakkında azmettiriciler yönünden soruşturma yürütülen dönemin Malatya Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Haydar Yeşil’in de imzası yer alıyor.


İsrail'le İlişkiler Gerildi

Türkiye'nin Konya'da yapılması planlanan "Anadolu Kartalı" tatbikatından İsrail'i dışlamasıyla başlayan kriz sürüyor. Tatbikatın iptali sonrası İsrail adına en üst düzeyde açıklama Savunma Bakanı Ehud Barak'tan geldi. Barak, dün yapılan kabine toplantısının kapalı bölümünde "Türkiye ile ilişkilere daha fazla zarar verilmemesi" uyarısında bulundu. "Türkiye ile İsrail ilişkileri stratejiktir ve onlarca yıldır sürmektedir" dedi.
"ELEŞTİRİ OLMAMALI"
Barak, "Tüm iniş çıkışlarına rağmen, Türkiye bölgede merkezi bir figür olmayı sürdürüyor. Türkiye'ye karşı fazla eleştirici olmamak gerekir" diyerek sözlerini sürdürdü. Barak'ın açıklamaları İsrail elçilikleri tarafından da Türkiye başta olmak üzere tüm dünyadaki basın kuruluşlarına dağıtıldı. Öte yandan İsrailli Sanayi, Ticaret ve Çalışma Bakanı Ben Eliezer, İsrail Bakanlar Kurulu toplantısında "Kimi İsrailli liderlerinin Türkiye'ye yönelik eleştirilerinden memnum değilim" diye konuştu. "Bizlerin ve Türkiye'nin önemli ve stratejik bir takım çıkarlarımız var. Büyük bir hassasiyetle hareket etmeliyiz ki kara tahminler devam etmesin" dedi.
BASINDA SİLAH ŞANTAJI
İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Ayalon da Pazar akşamı yaptığı açıklamada "İki ülke arasındaki stratejik bağlar önemli. Bunun zarar görmesi tüm bölgeye zarar verir" dedi. Ancak dün yayınlanan İsrail gazetelerinde ismi açıklanmayan İsrailli hükümet kaynaklarına dayandırılan haberlerde İsrail'in Türkiye'ye silah satışını kesmeyi planladığı belirtildi. Jerusalem Post gazetesine görüşlerini açıklayan bir yetkili, "Türkiye'nin kendisini Batı'dan uzaklaştırır bir görünüm çizdiğini ve bunun da yansımaları olacağını" öne sürdü. Türkiyeİsrail ilişkilerinde uzmanlığıyla bilinen Barİlan Üniversitesi bünyesindeki BESA Stratejik Etüt Merkezi Başkanı Efraim İnbar, Türkiye'nin Ermeni meselesi konusunda hala Washington'da İsrail'in desteğine ihtiyacı bulunduğunu dile getirdi. Soykırım anıtının açılması da ilk kez ğündeme geldi...