4 Temmuz 2011 Pazartesi

Erol Özkasnak ile Çevik Bir konuşması Balyoz'u doğruluyor

30.06.2011

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kabul ettiği ikinci Balyoz iddianamesine, 28 Şubat sürecinin önde gelen ismi eski Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir ile emekli Tümgeneral Erol Özkasnak arasında gerçekleşen ve Balyoz darbe planını ima eden telefon görüşmesi de girdi.
 
Bir ve Özkasnak, boşboğazlılık ile suçlanan Çetin Doğan hakkında 21 Haziran 2009 tarihinde şu görüşmeyi yaptı: Erol Özkasnak: "...Star'da bir program var şu anda... Beş dakika evvel şey var avukat var Taraf gazetesinin avukatı bu belge ile ilgili.. Şey diyor o diyor andıç falan diyor Çevik paşanın imzası var diyor yargılanmalı diyor falan filan böyle konuşuyorlar komutanım" Çevik Bir: "Ya imza filan da yok halbuki orda sadece komutana arzediliş yazılmış yani her iş bekliyorlar işte maalesef" Erol Özkasnak: "Bir de bu şey var ya komutanım hani o Çetin Doğan, onun şeyinden çıktı bunlar biliyorsunuz onun adamlarından gevşek olduğu için kendisi." Çevik Bir: "Yani artık gelmiş geçmiş normal maalesef işte hep bindiriyorlar görüyorsunuz yani" Seminerde Çetin Doğan'ın milli mutabakat hükümeti konusunda ısrarla durmasına dikkat çekilen iddianamede bu görüşme hakkında, "Çevik Bir ve Erol Özkasnak arasında geçen bir konuşmada da benzer hususların dile getirilmesi dikkat çekici ve birbiri ile örtüşür niteliktedir." denildi.

İnternet andıcı soruşturması, Ege Ordu Komutanı'na uzandı

29.06.2011

İnternet andıcı soruşturması sürüyor. Hükümet hakkında kara propaganda yapmak amacıyla Genelkurmay Karargâhı'nda kurulduğu öne sürülen internet siteleriyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında dün sıcak gelişmeler yaşandı.
 
Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız'ın, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Nusret Taşdeler ve yurtdışında bulunan görevli iki albayı daha ifadesini almak için adliyeye çağırdığı öğrenildi. Taşdeler'in dün adliyeye gelmesi bekleniyordu ancak rapor gönderdi. 

Aynı soruşturma kapsamında daha önce Korgeneral Mehmet Eröz, Tümgeneral Mustafa Bakıcı ve Tümgeneral Hıfzı Çubuklu da ifade vermişti. Generaller, hükümet aleyhine kara propaganda yapıldığı ileri sürülen internet sitelerinin Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'nın talimatıyla kurulduğunu söylemişti. Savcılıkta üç generale, "İnternet sitelerinin kurulması talimatını siz mi verdiniz? Soruşturma başladıktan sonra söz konusu internet sitelerinin silinmesi talimatını kimden aldınız ve siz de silinmesi konusunda kime talimat verdiniz?" şeklinde sorular yöneltilmişti. Adı geçen generallerin bu sorulara, "Söz konusu sitelerle ilgili Milli Savunma Bakanlığı'nın yazısı dosyada mevcuttur. Zaten bu sitelerle ilgili verilen bir ödenek de vardır. Siteler talimat üzerine kurulmuştur. Gerekli mercilerin bilgisi dahilindedir." dedikleri medyaya yansımıştı. 

Söz konusu internet siteleri ile ilgili haberlerin ortaya çıkmasının ardından Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu, basın bilgilendirme toplantısı düzenlemiş ve "İnternet siteleri ile ilgili direktifi Başbakanlık'tan aldık." demişti. Soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na Başbakanlık'tan gönderilen yazıda, "Bu konuda (internet siteleri) Başbakanlık'ın herhangi bir talimatımız bulunmamaktadır." denilmişti. Gelişmeler üzerine Genelkurmay, söz konusu talimatın AK Parti hükümetinden önceki dönemde alındığını açıklamıştı.

7 generale 'yakalama' kararı

29.06.2011

Orgeneral Bilgin Balanlı ve Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında bulunduğu 15'i tutuklu 28 şüpheliye ilişkin hazırlanan iddianame kabul edildi. Daha önce ifadeleri alınarak serbest bırakılan 7'si general 8 muvazzaf hakkında ise 'delilleri karartma' ve 'kaçma' şüphesiyle 'yakalama' kararı çıkarıldı. Balanlı'nın 'darbeye eksik teşebbüs'ten 20 yıla kadar hapsi isteniyor.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, askerî casusluk ve fuhuş soruşturması kapsamında Gölcük Donanma Komutanlığı ve Eskişehir'de ele geçirilen belgelere ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianameyle ilgili incelemesini tamamladı. Mahkeme, aralarında Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı ve Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında bulunduğu 28 şüpheliye ilişkin iddianameyi kabul etti. Mahkeme ayrıca, 8 tutuksuz sanık hakkında da 'delilleri karartma' ve 'kaçma' şüphesi nedeniyle yakalama emri çıkardı. Hakkında yakalama kararı çıkarılan generallerin isimleri şöyle: Korgeneral Turgut Atman, tümgeneraller Nedim Güngör Kurutaş, Bülent Kocababuç, Beyazıt Karataş, Tümamiral Sinan Ertuğrul, tuğgeneraller Mehmet Eldem ve Erhan Pamuk. Davanın ilk duruşması, 15 ve 16 Ağustos'ta Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde oluşturulan salonda yapılacak. İddianamenin, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce görülen Balyoz davasının dosyasıyla birleştirilmesi talebi ise davanın görüleceği gün iddianamenin okunmasının ardından değerlendirilecek. İddianamenin avukatlara dağıtımının ise bugün yapılacağı belirtildi. Bu arada, iddianamenin kabul edildiği ve davanın açıldığı yönünde bildirim yapılan Genelkurmay Başkanlığı'na, 'ilk davaya konu olan 'Balyoz Planı'nın doğru olup olmadığına' ilişkin yazının da dün itibarıyla gönderildiği öğrenildi.

İddianamede Orgeneral Balanlı hakkında 'darbeye eksik teşebbüs'ten 20 yıla kadar hapsi isteniyor. Balanlı, Balyoz darbe planları kapsamında hazırlanan Oraj Hava Harekâtı'nda aktif rol almakla suçlanıyor. Ayrıca, darbe planının başarısız olunması durumunda uygulanacak tedbirleri organize ettiği ileri sürülüyor. 9. Ana Jet Üs Komutanlığı döneminde fişlemeler yaptığı ve bazı personeli 'irticacı' diye fişleyerek ordudan atılmasını sağladığı da iddialar arasında. Balanlı'nın tutuklanmadan 15 gün önce tüm planların imha edilmesi için emir verdiği de kamuoyuna yansımıştı.

ORAJ KAPSAMINDA HAZIRLIKLAR YAPILDI
Balanlı'yla ilgili Gölcük'te yapılan aramalarda ele geçirilen belgeler arasında, 2003'te hazırlanan 'İhtimalat Planı' başlıklı belge öne çıktı. 'Çok Gizli' ibareli olan ve dönemin Harp Akademileri Komutanı Org. İbrahim Fırtına'nın 10 Şubat 2003 tarihli sözlü direktifi karşılığında hazırlandığı öne sürülen belgenin altında, dönemin Plan Prensipler Başkanı Tümgeneral Bilgin Balanlı'nın adı yer alıyor. Belgede, "Oraj hazırlıkları kapsamında yapılan tüm çalışmalar EK-A'da sunulmuş olup, ilgili personele devredilmiştir. İhtimalat Planı hazırlanmasına yönelik olarak planlama grubu oluşturulmuş olup faaliyetler gizlilik içerisinde yürütülmektedir." ifadeleri bulunuyor.

Son olarak Eskişehir'de ele geçirilen belgeler arasında da İhtimalat Planı'nın devamı niteliğinde belgelerin olduğu öne sürüldü. İddiaya göre, Orgeneral Fırtına'nın 23 Ocak 2003'te verdiği sözlü emrin ardından, 'İhtimalat Planı Hazırlama grubu' oluşturuldu ve bilgi şubat ayında Balanlı tarafından Fırtına'ya iletildi. Balanlı'nın, Oraj'ın uygulanamaması veya başarısız olması durumunda uygulanacak tedbirler ile ilgili planları hazırladığı ve hükümetin söz konusu müdahaleden haberinin olması durumunda, hükümete yakın gözüken personelin kullanılabileceği yönünde bilgiler yer aldığı ortaya çıkmıştı.

AYİM Başkanı: Darbenin konuşulması bile abes


28.06.2011

Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Başkanı Tuğgeneral Abdullah Arslan, Türkiye'de darbe sözünün dahi konuşulmasını abes karşıladığını söyledi.
 
Habertürk Televizyonu'nda 'Gündem Özel' programına katılan Arslan, kendisine sorulan "AYİM darbelere nasıl bakıyor?" sorusu üzerine, "Böyle bir sorunun hukukçu kimliği taşıyan birine sorulmasını hicap kabul ederim. Hiçbir vatandaşın, hiçbir askerin, hiçbir hukukçunun darbeye sıcak bakmasını asla düşünemiyorum." cevabını verdi. Türkiye'nin darbe zamanlarını geride bıraktığını belirten Arslan, askerlerin de aldığı eğitim gereği ve yaptıkları ihtisaslarla darbelere karşı olduklarını söyledi. Yapılması düşünülen yeni anayasayla ilgili fikirlerini de açıklayan Arslan, anayasa metinlerinin en geniş mutabakat zemininde oluşturulması gerektiğini belirtti. Her vatandaşta olduğu gibi kendisinin de çağı yakalayan bir anayasa istediğini ifade eden Arslan, yazılacak yeni metnin daha demokrat ve özgürlükçü maddeleri içermesi gerektiğine değindi. Anayasada anadil tartışmalarına da giren Arslan, "İnsanların farklı anadilleri bulanabilir. Ancak bizim ortak dilimiz, bizim birbirimizi anlamamızı sağlayacak unsurumuz olmazsa olmaz diye düşünüyorum." şeklinde konuştu.

Askeri araca saldırı: 1 şehit, 3 yaralı


27.06.2011

Van'ın Saray ilçesi kırsalında, terör örgütü PKK üyelerinin askeri araca saldırması sonucu, 1 asker şehit oldu, 3 asker de yaralandı.
Alınan bilgiye göre, Saray ilçesi kırsalında askeri aracın geçişi sırasında, terör örgütü PKK üyelerince, uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Saldırıda, kimliği henüz belirlenemeyen 1 asker şehit oldu, 3 asker de yaralandı.
Van Valisi Münir Karaloğlu, yaralılardan 2'sinin ameliyata alındığını, diğer yaralı askerin sağlık durumunun iyi olduğunu bildirdi.
 
ŞEHİT OLAN ASKERİN KİMLİĞİ BELİRLENDİ
Van'ın Saray ilçesi kırsalında, terör örgütü PKK üyelerinin askeri araca saldırısı sonucu şehit olan askerin kimliği belirlendi.
Alınan bilgiye göre, Saray ilçesi kırsalında, terör örgütü PKK üyelerince bir askeri araca uzun namlulu silahlarla ateş açılması sonucu şehit olan askerin, Niğde Bor nüfusuna kayıtlı astsubay başçavuş Erkan Durukan olduğu bildirildi.
Saldırıda yaralanan piyade çavuşlar Yiğit Uçar ve Uğur Özkan ile piyade er Ali Ata'nın, Van Asker Hastanesindeki tedavisinin devam ettiği, şehit Durukan'ın cenazesinin ise İzmir'de toprağa verileceği bildirildi.

MGK: Teröre karşı mücadeleye devam


27.06.2011

MGK toplantısının ardından yayımlanan bildiride, Suriye ve Libya başta olmak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde meydana gelen son gelişmelerin değerlendirildiği belirtilerek, ''Bu çerçevede, bölge halklarının meşru talep ve beklentileri doğrultusunda kapsamlı siyasi, sosyal ve ekonomik reformların bir an önce yürürlüğe konulmasına ve anayasal demokrasinin tesisi ile sonuçlanacak gerçek ve bir siyasi değişim sürecinin başlatılmasına atfedilen önem vurgulanmıştır'' ifadelerine yer verildi.

Milli Güvenlik Kurulu'nun bildirisinde ''Vatandaşlarımızın güvenliğini, yaşama hakkını, birlikteliğini ve kardeşlik duygularını hedef alan teröre karşı güvenlik kuvvetlerince yürütülen etkin mücadeleye hiçbir ayrım gözetilmeksizin, bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarının giderilmesine yönelik olarak yürütülen ekonomik, kültürel, sosyal nitelikteki kapsamlı çabalar daha da artırılmak suretiyle kararlıkla devam edileceğinin altı çizilmiştir'' denildi.

MGK, toplantısının sona ermesinin ardından Genel Sekreterlik tarafından yapılan yazılı açıklamada, toplantıda asayiş ve güvenliği etkileyen iç ve dış gelişmelerin etraflıca değerlendirildiği bildirildi.
Toplantıda 12 Haziran milletvekili genel seçiminin, halkın sağduyulu yaklaşımı, güvenlik kuvvetlerinin aldığı etkin önlemler sayesinde herhangi bir ciddi güvenlik sorunu ile karşılaşılmadan gerçekleştirilmesinden duyulan memnuniyetin dile getirildiği kaydedilen açıklamada, ''Vatandaşlarımızın güvenliğini, yaşama hakkını, birlikteliğini ve kardeşlik duygularını hedef alan teröre karşı güvenlik kuvvetlerince yürütülen etkin mücadeleye hiçbir ayrım gözetilmeksizin, bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarının giderilmesine yönelik olarak yürütülen ekonomik, kültürel, sosyal nitelikteki kapsamlı çabalar daha da artırılmak suretiyle kararlıkla devam edileceğinin altı çizilmiştir'' ifadelerine yer verildi.

Toplantıda, Suriye ve Libya başta olmak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde meydana gelen son gelişmelerin de değerlendirildiği belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:
''Bu çerçevede, bölge halklarının meşru talep ve beklentileri doğrultusunda kapsamlı siyasi, sosyal ve ekonomik reformların bir an önce yürürlüğe konulmasına ve anayasal demokrasinin tesisi ile sonuçlanacak gerçek ve bir siyasi değişim sürecinin başlatılmasına atfedilen önem vurgulanmıştır.
Halk hareketlerinin yaşandığı bölge, ülkelerinde değişimin barışçı yollarla tamama erdirilmesinin bölgemizin barış ve istikrarı bakımından hayati önem taşıdığı bir kez daha teyit edilmiştir. İnsani mülahazalarla geçici olarak ülkemize kabul edilen Suriye vatandaşlarının ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yürütülen faaliyetler gözden geçirilmiştir.''

Toplantıda Irak'a ilişkin gelişmelerin de değerlendirildiği ifade edilen açıklamada, ''Bu çerçevede bölgesel gelişmelerin Irak'a muhtemel yansımaları üzerinde durulmuş, Irak'ın karşılaştığı sorunların ulusal uzlaşı temelinde bir an evvel aşılmasının tüm bölgenin istikrarına katkı sağlayacağı vurgulanmıştır. Bu sorunların aşılmasını teminen ülkemizin Irak'a her türlü desteği vermeye devam edeceği kaydedilmiştir'' denildi.

Askere bombalı tuzak

27.06.2011

Ordu'nun Mesudiye ilçesinde bir jandarma karakolunun önünde meydana gelen patlamada iki uzman çavuş yaralandı.

Edinilen bilgilere göre, Topçam beldesindeki jandarma karakolu önünde patlama meydana geldi. Patlamada Jandarma Uzman Çavuş Erol Kızmaz ile Hakan Peker çeşitli yerlerinden yaralandı. Yaralılar 112 Acil Servis ekiplerince Ordu Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Ordu Vali Vekili Erdem Kıyak, patlamaya, uzaktan kumandalı bir patlayıcının neden olduğunu açıkladı.

Balyoz darbe planını hazırlayanlar, 'demokrat subaylardan' rahatsız olmuş

 26.06.2011

Balyoz planını hazırlayan cuntanın, darbe karşıtı subayların müdahale hazırlıklarını öğrenmesinden rahatsız olduğu ortaya çıktı. Eskişehir'de ele geçirilen bir belgede, "İç ve dış faktörler olmak üzere iki durumda başarısızlığın yaşanabileceği ifade edilmektedir. Birinci husus planın kendi içimizde müdahale karşıtı kişiler tarafından öğrenilebilmesi..." deniliyor.

Emekli Albay Hakan Büyük'ün evinde ele geçirilen bir belge cuntacıların darbe hazırlıklarını da gözler önüne seriyor. Hava Pilot Kurmay Albay Beyazıt Karataş tarafından planda olası risklere ilişkin Hava Pilot Tuğgeneral Turgut Atman'a gönderilen belgeye göre, çalışmalarını detaylandıran cunta, müdahalede Görev Verilecek Personel listesi ile Güvenilmez Personel listesini de komutanlığa sunuyor.

'Mart 2003' tarihli 'GİZLİ' ibareli belgeye göre, Oraj Hava Harekat Planı'nın uygulanmasına engel oluşturabilecek hususlara ilişkin yapılan çalışmalar Hava Pilot Tuğgeneral Turgut Atman'a sunuluyor. 6. Ana Jet Üs Harekat Komutanı Pilot Kurmay Albay Beyazıt Karataş tarafından hazırlanan 'Plan Hazırlıkları' konulu belgede, başarısızlığa neden olabilecek hususlar şöyle sıralanıyor: "İç ve dış faktörler olmak üzere iki durumda başarısızlığın yaşanabileceği ifade edilmektedir. Birinci husus planın kendi içimizde müdahale karşıtı kişiler tarafından öğrenilebilmesi, ikinci husus ise mevcut hükümet tarafından planın ortaya çıkarılmasıdır."

Belgeye göre, çalışmalarını detaylandıran cunta, darbede görev verilecek Personel Listesi ile Güvenilmez Personel listesini de komutanlığa sunuyor. Planda, özellikle ordu içerisindeki müdahale karşıtı askerlerin belirlenmesine önem verilmesi isteniyor. Dokümanın dijital özellikleri incelendiğinde 'Karatas' isimli kullanıcı tarafından 6 Mart 2003 tarihinde oluşturulduğu, 7 Mart 2003'te kaydedildiği tespit edildi.

Bu arada, Gölcük Donanma Komutanlığı'nda ele geçirilen Balyoz belgeleriyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında önceki gün aralarında Tümamiral Mücahit Şişlioğlu'nun da bulunduğu 4 muvazzaf subay Hasdal Askerî Cezaevi'ne gönderildi. Balyoz soruşturması kapsamında bugüne kadar, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı, korgeneraller Korcan Pulatsü ve Hava Eğitim Komutanı Ziya Güler ile Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında yer aldığı toplam 25 kişi tutuklanmış oldu.

Balyoz darbe planı davasının görülmesine ise İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam ediliyor. Mahkeme, önceki gün görülen duruşmada gece geç saatlerde önemli ara kararlara imza attı. Mahkeme, Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazılarak, askeri usul ve kurallara uygun yapılan bir plan seminer çalışması, jenerik senaryo ya da harp oyununda gerçek kişi ya da kurum isimlerinin kullanılıp kullanılmayacağının sorulmasına hükmetti.

Eski Genelkurmay Başkanı Torumtay, GATA'ya kaldırıldı


25.06.2011

Aksaz Deniz Üs Komutanlığı'nda aniden rahatsızlanan ve Marmaris Devlet Hastanesi'ne kaldırılan eski Genelkurmay başkanlarından 85 yaşındaki Necip Torumtay, askeri helikopterle GATA'ya nakledildi.
Solunum yetmezliği rahatsızlığı sebebiyle Marmaris Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Torumtay, GATA'ya götürüldü. Torumtay, 24 Temmuz 1987'de atandığı Genelkurmay başkanlığı görevinden 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile emekli olmuştu.

Hurşit Tolon'a Zirve sorgusu

 25.06.2011

İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanıklarından emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Zirve Yayınevi cinayetine ilişkin soruşturma kapsamında ifade vermek üzere dün sabah saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi.

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, adliyeye, savcı ve hakimlerin kullandığı Çırağan Caddesi üzerindeki kapıdan giriş yaptı. Tolon'un ifadesi, soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından 'şüpheli' sıfatıyla alındı. Tolon, daha sonra basın mensuplarının sorularını cevapsız bırakarak adliyeden ayrıldı. Avukatı İlkay Sezer, 600 kişinin katılımıyla yapılan bir konferansa ait fotoğraflarla ilgili sorular sorulduğunu söyledi. Müvekkiline basında yer alan konuların sorulduğunu belirten Sezer, ''Bizim net tespitlerimiz var. Bunlarla ilgili biz de cevaplarımızı verdik. Konu bundan ibaret. Savcı bey de hakkında başka bir işlem yapmaksızın serbest bırakılmasına izin verdi.'' diye konuştu.
Soruşturma kapsamında emekli orgeneraller Şener Eruygur, Hasan Iğsız ve eski rektör Fatih Hilmioğlu da ifadeye çağrılmıştı. Söz konusu isimlerin katliamdan önce ve sonra Malatya'da sık sık bir araya geldiklerine dair fotoğraflar medyaya yansımıştı.

KONFERANSIN GÖRÜNTÜ KAYITLARI İSTENDİ
Bu arada, Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde biri Alman uyruklu 3 kişinin öldürülmesiyle ilgili davaya devam edildi. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, tanık Erhan Özen, kapalı oturumda dinlendi. JİTEM için bir dönem çalıştığını belirten Özen'in duruşmada Malatya'daki misyonerlik faaliyetlerinin cinayetler öncesi mercek altında alındığını anlattığı öğrenildi. Emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un cinayetlerin işlendiği gün İnönü Üniversitesi'nde verdiği konferansa ait görüntü ve ses kayıtlarının İnönü Üniversitesi Rektörlüğü'nden istenmesini kararlaştıran mahkeme heyeti, duruşmayı 23 Eylül 2011 tarihine erteledi.

Seminerlerde gerçek isimler kullanılır mı?

25.06.2011

Balyoz davasını yürüten İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazılarak, askerî usul ve kurallara uygun yapılan bir plan semineri, jenerik senaryo ya da harp oyununda, gerçek kişi ya da kurum isimlerinin kullanılıp kullanılmayacağının sorulmasına hükmetti.

Balyoz darbe planı davasının 37. duruşması İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'de görüldü. Duruşmada, avukatların taleplerinin ardından sanıkların savunmalarının alınmasına geçildi. Sanık kürsüsüne gelen tutuklu sanıklardan Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, suçlamaya dayanak teşkil eden 11, 16 ve 17 numaralı CD'lerin 'komplo' olduğunu öne sürdü. Sağdıç, "Çok kahramanı olan bu milletin hainleri de olmuştur. Bugün de o hainler yine işbaşında.'' ifadelerini kullandı.
Duruşmada daha sonra verilen aranın ardından sanık ve avukatların taleplerine ilişkin alınan ara kararlar, Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken tarafından okundu. Buna göre mahkeme, Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na yazı yazılarak, 2002-2003 yıllarında 1. Ordu Komutanlığı'nda yapılan plan seminer çalışmalarına ilişkin yazışmalar ve gönderilen mesaj emirleri ile tatbikat planlama faaliyetleriyle ilgili emirlerin tasdikli birer suretinin gönderilmesini istedi. Mahkeme, yine aynı kurumdan askeri usul ve kurallara uygun yapılan bir plan seminer çalışması, plan çalışması, jenerik senaryo ya da harp oyununda gerçek kişi ya da kurum ismi, grup, parti ya da ülke adının kullanılıp kullanılamayacağı, güncel konuların konuşulup konuşulamayacağı hususunda bilgi verilmesinin istenmesini kararlaştırdı.

HAKİMDEN DOĞAN'A: SANIKSINIZ, UNUTMAYIN
Sanık ve avukatları tarafından savunmalar sırasında atılı suçlara delil olarak dosyaya eklenen verilerin, bir kısım bilgi ve belgelerin kötü niyetli kişiler tarafından sahte olarak düzenlenmiş olduğunun iddia edildiğini belirten mahkeme heyeti, bu iddialar doğrultusunda askeri savcılıklarca soruşturma yapılıp yapılmadığının, yapılmışsa sonucunun bildirilmesi için Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazılmasına hükmetti. Bu arada, Başkan Diken ara kararları okurken Çetin Doğan'a hitaben, "Mahkemeye karşı kafanızı sallamayın. Dışarı atarım. Sanık olduğunuzu unutmayın." dedi.

Tümamiral Şişlioğlu 'Balyoz'dan tutuklandı
Gölcük Donanma Komutanlığı'nda ele geçirilen Balyoz belgeleriyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında dün yeni tutuklamalar yaşandı. Aralarında Tümamiral Mücahit Şişlioğlu'nun da bulunduğu 4 muvazzaf subay tutuklandı. Soruşturma kapsamında dün sabah saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen biri emekli 7 asker, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar tarafından yaklaşık 11 saat sorgulandı. Tümamiral Şişlioğlu ile birlikte bir albay, iki yarbay ve bir binbaşı, tutuklanmaları istemiyle İstanbul Nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Nöbetçi hakimlik, Tümamiral Şişlioğlu, Albay Hüseyin Çınar ile yarbaylar Oğuz Türksoy ve Cenk Hatunoğlu'nun tutuklanmasına karar verdi. Binbaşı Ö.E. ise serbest bırakıldı. Soruşturması kapsamında bugüne kadar, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı, korgeneraller Korcan Pulatsü ve Ziya Güler ile Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında yer aldığı 25 kişi tutuklanmış oldu.

3. Ordu'daki toplantıya kimler katıldı?

25.06.2011
 
Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan ve kamuoyunda 'Kaos Planı' olarak bilinen belgeyle ilgili davada, gizli tanık Efe'nin verdiği ifadeler mahkemeyi harekete geçirdi.
 
Efe, 23-24 Mayıs tarihlerinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde önemli bilgiler vermiş, 2009'da Erzincan'da darbe konulu seminer düzenlendiğini anlatmıştı. Ankara ve İstanbul'dan da çok sayıda generalin katıldığı toplantının, 'Balyoz'dan daha büyük olduğunu söylemişti. Mahkeme, dünkü duruşmada ara kararlar aldı. Genelkurmay ve 3. Ordu Komutanlığı'na ayrı ayrı müzekkere yazılarak, 3. Ordu veya bağlı birimlerde 2009'da yapılan plan ve iç güvenlik semineri gibi tüm toplantıların isimleri, katılımcıları ve tarihleriyle birlikte bildirilmesini istedi. Mahkeme Genelkurmay'a ayrıca, o dönem Bilgi Destek Daire Başkanlığı'nda görev yapanların kimler olduğunu da sordu.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Mayıs tarihinde 2 ay ertelediği davanın dünkü duruşmasında sanık ve avukatların taleplerini değerlendirdi. Gizli tanık Efe'nin '2009 yılında Erzincan'da Balyoz'dan daha büyük bir plan semineri yapıldığı' şeklindeki iddiaları doğrultusunda ara kararlar aldı. Tutuklu sanık Albay Dursun Çiçek'in geçici olanlar dahil görev yaptığı tüm yerler ayrıntılı bir şekilde istenecek. Bunun için Genelkurmay Başkanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na yazı gönderilecek.

Tutuklu sanık Mehmet Deniz Yıldırım'da ele geçirildiği iddia edilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bazı üst düzey bürokratların ses kayıtları ile buna ilişkin teyp çözüm tutanakları özel yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği'ne iletilecek. Sanık İlhan Cihaner'le ilgili yürütülen soruşturma dosyasındaki ses kayıtlarıyla bir ilgilerinin bulunup bulunmadığı araştırılacak.

Mahkeme heyeti, ayrıca, Erzincan'daki Ergenekon örgütü iddiaları doğrultusunda iddianame hazırlanan İlhan Cihaner hakkındaki dosyanın akıbetinin araştırılmasına karar verdi. Duruşmada dinlenilen gizli tanık Efe'nin beyanları karşısında da, 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' davasıyla ilgili tanık beyanları ile tüm bilgi ve belgelerin istenmesi için Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği'ne yazı yazılmasına hükmetti. Gizli tanık Efe'nin duruşmada verdiği beyanlar dikkate alınarak, teslim ettiğini söylediği fotoğraflar ve kamera görüntülerinin özel yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan istenmesi kararlaştırıldı. Mahkeme, yine arabasının kurşunlandığını, kendisinin öldürülmek istendiğini söyleyen Efe'nin bu konuya ilişkin 'bir yüzbaşı ve korucu başının Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı ve mahkum olduğu' şeklindeki beyanları üzerine bu konudaki dava dosyasının da ilgili mahkemeden istenilmesine hükmetti.

PERSONEL isimleri istendi
Mahkeme heyeti, ayrıca, Genelkurmay Başkanlığı ve 3. Ordu Komutanlığı'na ayrı ayrı müzekkere yazılarak, 3. Ordu Komutanlığı veya bağlı olan birimleri içerisinde 2009 yılında plan semineri, iç güvenlik semineri ve sair tüm adlar altında yapılan tüm toplantıların isimleri, katılımcıları ve tarihleriyle birlikte bildirilmesine karar verdi. Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazılarak 2 Nisan 2006-16 Aralık 2009 tarihlerinde Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı'nda ve bu başkanlığa bağlı destek şubesinde görev yapan komutan, şube müdürü ve tüm görevlilerin isimlerinin ve görev tarihlerinin de sorulması karara bağlandı. Tutuklu 3 sanıkla birlikte toplam 7 kişinin yargılandığı davanın bir sonraki duruşması ise 1 Ağustos 2011'de yapılacak.

DARBE İçin İnsanları Birbirine Kırdırdılar

12 Eylül'e giden yolda döşenen taşlardan birisi de Çorum olaylarıydı. Üzerinden 31 yıl geçti. Olayın tanıkları bugün konuştu.
Çorum olaylarının üzerinden 31 yıl geçti. Ancak perde arkası hâlâ aydınlatılamadı. Dönemin Çorum Ülkü Yolu Derneği Başkanı Kazım Aras, olayların iç yüzünün ortaya çıkarılması için resmî yazışmaların deşifre edilmesini istiyor. Dönemin Cezaevi Ülkücü Başkanı Mustafa Kubat ise "Alevileri öldürenler ülkücü değildi. Darbe yapmak için şehri birbirine düşürdüler." diyor.

ÇORUM OLAYLARI NEDİR?
12 Eylül darbesine zemin hazırlamak için mezhep çatışmasını hedefleyen Çorum Olayları'nın üzerinden 31 yıl geçti. Çoğu Alevi 57 vatandaşın öldürülmesiyle fitili ateşlenen olaylar, MHP'li Bakan Gün Sazak'ın katledilmesinin ardından 4 Temmuz günü zirveye tırmandı. Cuma namazında 14 camide aynı anda Çorum'daki Alaaddin Camii'nin bombalandığı şayiası yayılınca, Alevi ve Sünni mahallelerinde barikatlar kuruldu, çatışmalar başladı.
Dönemin Çorum Ülkü Yolu Derneği Başkanı Kazım Aras, provokasyonun açıkça uygulamaya konulduğunu söylüyor. "Cami bombalanmış dediler. Terastan baktım öyle bir şey yoktu." diyor. Şehirde o gün çok fazla yabancı araba ve insan gördüğünü aktaran Alevi vatandaşlardan K.M., olayların bilinçli olarak engellenmediğini düşünüyor. Sünni mahallesinden göç etmek zorunda kalan A.Ö., ise şu tespitte bulunuyor: "Hepsi tezgahtı."

1980 yılının mayıs aylarında başlayarak 4 Temmuz'da mezhep çatışmalarıyla zirveye tırmanan Çorum olaylarında resmi rakamlara göre 57 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. 12 Eylül darbesine giden yolda önemli bir kilometre taşı olan kanlı olaylar yakın tarihteki birçok olay gibi aydınlatılamadı.

Dönemin Çorum Ülkü Yolu Derneği Başkanı Kazım Aras, olaylardan sonra 4 yıl cezaevinde kaldığını anlatıyor. Öncesinde Kahramanmaraş olayları ve Gün Sazak'ın ölümü yaşandığı için sürekli uyarıldıklarını söylüyor. O zamana kadar Çorum'da Alevi ve Sünni kamplaşması olmadığını belirtiyor. Olayların en ateşli zamanında Bolu tugayından komandoların şehre gelip Sigorta Hastanesi'ne yerleştirildiklerini aktaran Aras, geceleri mahallelerde kurşunlamalar olunca, askerlere, "Evlerde güvenlik yitirildi. Dışarıda insanlar ölüyor, birbirini boğazlıyor. Müdahale edin." diye müracaat ettiklerini ifade ediyor. Askerlerin ise "Biz buradan çıkmama talimatı aldık." dediklerini söylüyor. Bir otomobilden polisle gelip Milönü Mahallesi'nin kurşunlandığının şahitleri olduğuna dikkat çeken Aras, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "4 Temmuz günü cuma namazına 5 dakika kala dışarıda bir panik oldu. Alaaddin Camii bombalanmış diye cadde dolmuş taşmış. Baktım yok öyle bir şey. 'Durun, yapmayın' diye bağırdık ama olmadı. Millet galeyana gelmiş. Alevilerin sokaklarına giden yollarda insanları engellemek için çektiğim çile bana yeter. Sonra duyduk ki yine bir aynı marka bir otomobil Alaaddin Camii'nin bombalandığı yönünde anonslar yapmış. Ben sorgum sırasında arabayı söyledim. 'O senin meselen değil, karıştırma' dediler. Olanlar sırasında 19 yaşındaydım. Cezaevine girince, daha düne kadar kardeş yaşayanlar birbirini nasıl öldürdü diye düşündüm. Hatamız bu milleti kışkırtanların oyununa gelmektir. Bunu da zaman geçince anladık."

Kazım Aras, 31 yıldır aydınlatılamayan olaylara dikkat çekiyor. Şunları söylüyor: "Aradan 31 yıl geçti. O zamanki emniyetin ve Genelkurmay'ın resmi yazışmaları, arşivleri vardır. Onlar incelenmeli. Artık devlet üzerine düşeni yapmalı. Danıştay baskını nasıl ortaya çıktıysa, Çorum'un da, Uğur Mumcu suikastının da ortaya çıkarılması lazım. O dönemdeki resmi makamlardaki sağ olanların ciddi manada ifadeleri alınmalı, sorgulanmalı."

ALEVİ KARDEŞİNİ SAKLAYAN SÜNNİLER OLDU

Dönemin tanıklarından A.Ö. (69) olaylarda Sünni mahallesinden Alevi mahallesine göç etmek zorunda kaldığını anlatıyor. Şu ifadeleri kullanıyor: "Sağcı-solcu çatışması Alevi-Sünni çatışmasına dönüştürüldü. Dışarıdan getirilip örgütlenen birileri vardı, kesin. Halk bunu tek başına yapamazdı. Tezgahtı. Bunu bir fırsat bildiler. Evleri yakanlar kimdi bilemiyoruz. İki taraftan da yanlış yapanlar oldu. Alevi komşusunu saklayan Sünniler olduğunu gördük. Sadece masum halkın canı acıdı."

Dönemin Cezaevi Ülkücü Başkanı Mustafa Kubat ise Alevi kökenli vatandaşları öldürenlerin ülkücüler olmadığını söylüyor: "Kim olduğu bilinmeyen insanlardı. Darbe yapmak için şehri birbirine düşürdüler. 'Cami bombalandı' söylentisi 14 camide aynı anda çıktı. Hatta Ulu Cami'de bunu söyleyenin kim olduğu dahi biliniyordu. Bu kişiler hiç aranmadı. Halkın yüzde 90'ı olaylara hiç karışmadı. Hem Alevi hem Sünniler evlerinden çıkmadılar. Ortada dolduruşa gelmiş gençler ve provokasyonlar vardı. Ortada halkın elinde bulunmaması gereken silahlar vardı. Bugün Ergenekon kapsamında bu olayların üstüne de gidilmeli."
Çorumlular, 'inadına kardeşlik' dedi

Çorum'da 1980 yılında yaşanan olaylarda hayatını kaybeden 57 kişi, olayların 31'inci yılında 'Kardeşlik Yürüyüşü' ile anıldı. Bahabey Caddesi'nde başlayan yürüyüş saat kulesine kadar devam etti. Binlerce kişi ellerinde 'İnadına kardeşlik, inadına sevgi', 'Darbecilerden hesap sorulsun' gibi pankartlar ile yürüyüş yaptı. Anma etkinliği Alevi Kültür Merkezi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi, Emek Partisi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve birçok sivil toplum kuruluşunun katılımı ile yapıldı. Bahabey ile Gazi caddelerinde yapılan yürüyüşte kardeşlik sloganları atıldı. Herhangi bir gerginliğin yaşanmadığı anma etkinliği Cumhuriyet Parkı'ndaki basın bildirisinin ardından son buldu.

Erdoğan’ı İzleten Paşa Tutuklandı

2007’de Hudson Enstitüsü’nde Türkiye için dehşet senaryolarını masaya yatıran Bertan Nogaylaroğlu’nu, Balyoz’daki Erdoğan takipçiliği tutuklattı.
Balyoz soruşturması kapsamında Tümamiral Erdem Caner Badem ve Albay Aziz Yıldız’la birlikte tutuklanan emekli Tümgeneral Bertan Nogaylaroğlu’nun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “özel görüşmeleri” dahil sıkı bir şekilde takip edilmesi için talimat verdiği kaydedildi. İkinci Balyoz iddianamesinde yer alan belgeye göre, Erdoğan’a ulaşmak için o dönem AKP’den milletvekili Turhan Çömez’den yararlanılması isteniyor.
Belgeleri duyunca istifa etti
Önceki gün çıkarıldığı İstanbul Nöbetçi 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilen emekli Tümgeneral Bertan Nogaylaroğlu’nun ismi Gölcük Donanma Komutanlığı’ndan çıkan yeni Balyoz belgelerinde geçiyordu. Nogaylaroğlu, bunun üzerine ocak ayında Genelkurmay Dış İlişkiler ve Güvenlik İşleri Daire Başkanlığı görevinden istifa ederek emekli oldu. 2009’da tümgeneralliğe terfi eden ve üç yıl daha görev süresi olan Nogaylaroğlu, Washington Askerî Ataşesi iken, 2007’de Türkiye için dehşet senaryolarının ele alındığı Hudson Enstitüsü’ndeki gizli toplantıya katılmıştı.

Başbakanı izleyin direktifi
Bertan Nogaylaroğlu’nu cezaevine götüren belgelerden biri doğrudan Başbakan Erdoğan’ı hedef alıyor. Eskişehir’de ele geçen yeni delillere ilişkin hazırlanan ikinci Balyoz iddianamesinde yer alan “İrticai Faaliyetler ŞUBAT2005-3” adlı belgede, “Kurmay Başkan Hava Pilot Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu” adına imzaya açılan direktif anlatılıyor. 6’ncı Ana Jet Üstü Komutanlığı’na (Bandırma) hitaben yazılan direktifte, “irtica tehdidinin 2002 yılından berin AKP Hükümeti’nden de destek alarak sürekli arttığı” öne sürülüyor. Bugüne kadar irtica tehdidine karşı yürütülen faaliyetlerde yeterince başarı sağlanamadığı anlatılan direktifte, yeni strateji şöyle belirleniyor:

“» Seçim bölgelerine gelen AKP’li milletvekilleri ve AKP’li belediye başkanları yakından takip edilerek tüm faaliyetleri görüntü, ses, belge vb. ile kayıt altına alınacak.
» AKP’li milletvekilleri ve belediye başkanlarının görüştükleri irticai faaliyet gösteren şahıslar sürekli izlenecek, yaptıkları toplantılara katılım sağlanarak video veya ses kayıtları ile faaliyetleri belgelenecek.
» Güvenilir yerel basın kuruluşları ile temasa geçilerek AKP’li milletvekilleri ile belediye başkanları hakkında olumsuz yönde ve kamuoyunu etkileyecek şekilde haberler yaptırılacak.
» AKP içinde temas kurulabilecek şahısların listesi Turhan Çömez tarafından birlik komutanlarına özel olarak bildirilecek, ilgili şahıslarla kurulacak görüşmelerde açılış, yemek, tören vb. fırsatlar değerlendirilecek, görüşmelerde parti içindeki atmosfer ve Başbakanın yapacağı özel görüşmeler ve programlar öğrenilecek.
» Bankalarda çalışan personel eşlerinden yararlanılarak Başbakan, Meclis Başkanı ve bakanlar başta olmak üzere AKP’li milletvekilleri, belediye başkanları ile il başkanlarının banka hesapları, kredi kartı harcamaları takip edilecek ve her hafta düzenli olarak rapor edilecek.
» AKP’li milletvekillerinin yakın akraba eş ve çocukları takip edilerek bu konuda basında kullanılmak üzere malzeme toplanacaktır.”
‘Temas’ listesini Turhan Çömez verecek
İkinci Balyoz iddianamesine göre Bertan Nobaylaroğlu, AKP içinde “temas kurulabilecekler” listesinin Turhan Çömez tarafından komutanlara özel olarak bildirileceğini vurguluyor. Nobaylaroğlu’nun direktifinde şöyle deniyor: “AKP içinde temas kurulabilecek şahısların listesi Turhan Çömez tarafından birlik komutanlarına özel olarak bildirilecek, ilgili şahıslarla kurulacak görüşmelerde açılış, yemek, tören vb. fırsatlar değerlendirilecek, görüşmelerde parti içindeki atmosfer ve Başbakanın yapacağı özel görüşmeler ve programlar öğrenilecek.” Böylece Çömez’in adı Ergenekon’dan sonra ilk kez Balyoz belgelerinde de geçti. Nobaylaroğlu’nun adını verdiği Turhan Çömez, 2002 seçimlerinde AKP’den Balıkesir milletvekili seçilmişti. Başbakan’ın en yakınında bulunan Çömez, Erdoğan’ın özel doktorluğunu bile yapmıştı.

Ergenekon’dan sonra Balyoz
Son dönemlerinde partisi AKP’ye yönelik eleştiriyle öne çıkan Çömez, Ergenekon soruşturmasıyla birlikte yurtdışına çıktı. Çömez, İngiltere’de dil öğrenmeye gittiğini söylemesine karşın bir daha geri dönmedi. Ergenekon soruşturmasında hakkında yakalama kararı çıkarılan Çömez, ikinci iddianamede “firari şüpheli” olarak yer alıyor. Çömez, 2008 yılından beri yurtışında yaşıyor.

Hava Komutanı’nı gözaltına alacaklardı
Bertan Nogaylaroğlu adına imzaya açılan başka bir belgede ise dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cumhur Asparuk ve ailesine karşı yürütülecek faaliyetler ve alınması gereken tedbirler sıralanıyordu:

» Harp Akademileri Komutanlığı’nda yapılan hazırlıkların, Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından öğrenilmesi engellenecek, komutana gelecek her türlü bilginin önü kesilecektir.
» Harp Akademileri Komutanlığı’nda yapılan hazırlıkların öğrenilmesi durumda çalışmaların jenerik Harp oyununa yönelik hazırlıklar olduğu bildirilecek, bu konu ivedilikle özel kurye aracılığı ile Harp Akademileri Komutanı’na iletilecektir.
» Komutanın ve ailesinin tüm programları yakından takip edilecek, askeri ve sivil tüm telefonları dinlenecek ve Harp Akademileri Komutanlığı’na haftalık raporlar gönderilecektir.
» Komutan ile yakın temasta bulunan ve şüpheli hareketleri gözlenen şahıslar yakından takip edilecek ve tüm telefonları dinlenecektir.
» Komutanın yurtdışında olması durumunda ateşelik vasıtası ile komutanın yurda dönmesi sağlanacaktır.

» Yurt içinde ancak Ankara dışında olması halinde ilgli Garnizon K.lığı ile temas kurularak bulunduğu yerde Komutanın enmiyetinin alınması ve kimse ile görüştürülmemesi sağlanacak, İstihbarat Başkanı Hava Pilot Tümgeneral Ziya Güler (Balyoz’dan tutuklu) başkanlığında bir heyet tarafından Hava Orgeneral Cumhur Asparuk Ankara’ya getirilecektir.

» Komutanın kendi isteği ile emekli olmasına dair dilekçeyi imzalaması sağlanacaktır.
» Sıkıyönetim sürecince Komutanın emniyeti alınacak ve kontrol altında tutulacaktır.”
Hudson’da Taksim’e bomba senaryosunu konuşmuşlardı
Emekli Tümgeneral Bertan Nogaylaroğlu, Washington Askerî Ataşesi iken, 2007 yılında Türkiye için dehşet senaryolarının ele alındığı Hudson Enstitüsü’ndeki gizli toplantıya katılmasıyla gündeme gelmişti. Yine Balyoz soruşturmasında tutuklanan dönemin Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi Başkanı Süha Tanyeri de bu toplantıya katılmıştı.

13 Haziran 2007’de yapılan gizli toplantıda katılımcılara daha önce yazılı olarak sunulan senaryoda, Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin emekliye ayrılan başkanı Tülay Tuğcu’nun suikasta kurban gitmesi ele alınıyor. Yine aynı zaman diliminde, İstanbul Beyoğlu’nda PKK’nın üstlendiği bir eylemde, 50 kişinin hayatını yitirmesi üzerinde duruluyor. Bu iki senaryo da, haziran ayının son günleri için öngörülüyor ve bu olayların gerçekleşmesinden sonra Türkiye, 50 bin askerlik bir kuvvet ile Kuzey Irak sınırını geçerek, bir askeri harekat düzenleyecekti.

Senaryo tartışılırken bir de, Amerika’nın PKK’nın Kuzey Irak’taki liderlerini yakalayıp teslim etmesi konusu ele alındı. Ancak Türk askeri yetkililerin, PKK liderlerinin yakalanıp teslim edilmesinin siyasi açıdan sakıncalı olacağı, bunun AKP’ye yarayacağını dile getirdikleri iddia ediliyordu.

24 Haziran 2011 Cuma

Ek klasörler açıklandı Harp Okulu'nu fuhuş yuvasına çevirmişler

 
'Askerî casusluk ve şantaj soruşturması' iddianamesinin ek klasörleri avukatlara dağıtıldı.
Aralarında emekli Albay İbrahim Sezer'in de olduğu 16'sı tutuklu 56 şüphelinin yer aldığı iddianamenin ek klasörlerinde, askerî casusluk çetesinin, Deniz Harp Okulu'nu fuhuş yuvası haline getirdiği görülüyor. Çete, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndaki üst düzey subayların özel hayatı ile ilgili fişleme notları da tutmuş.

Sanık İbrahim Sezer'de ele geçirilen flaş bellek içerisindeki belgelere göre, Deniz Harp Okulu öğrencisi kızlar, komutanlarla ilişkiye zorlanıyor. Yine Sezer'den elde edilen 'sipariş verenler' listesinde, eski Harp Okulu Komutanı Türker E. ile birlikte birçok komutanın ismi yer alıyor. İstifa eden Türker E.'nin isminin karşısına şu not düşülmüş: "Birçok kaçamağı var. Londra'da sevgilisi var. Öğrencileri devamlı gördüğü için mutlaka arzuladığı vardır. Özellikle Aynur ile ilişkiye sıcak bakacaktır. Emre Sezenler aracılığı ile teklif götürülebilir." Belgede Tümamiral Mücahit Ş. ile ilgili notlar da bulunuyor. Mücahit Ş. de Deniz Kuvvetleri'ndeki görevinden istifa ederek ayrılmıştı. İsminin karşısındaki notta şöyle deniliyor: "Potansiyel müşteri. Seks manyağı. Harp okulu kızları ile fantezi yaşamak hoşuna gider."

Listede Tuğamiral Sinan E., Koramiral Deniz C., Tuğamiral Levent G. gibi 54 isim yer alıyor. Listede ayrıca hangi komutana kimin gönderildiği ve ne kadar para alındığına dair notlar da tutulmuş.
Terfi listesi hazırlansın

Askerî casusluk ve fuhuş davasının tutuklu sanığı emekli Albay İbrahim Sezer'in, Yüksek Askerî Şûra'daki terfileri de yakın takibe aldığı ortaya çıktı. Sezer'den ele geçirilen Sandisk marka flaş bellekte 'yapılacaklar.doc' isimli belgede, Yüksek AskerîŞûra'da (YAŞ) terfi edebilecek subayların isimlerinin belirlenerek aile durumlarına ilişkin bilgi toplanılması isteniyor. Belgede şu ifadeler yer alıyor: "2010 YAŞ'ta tüm terfi edebilecek albay, tuğ, tümlerin listesi çıkarılacak. Bu şahıslar hakkında form düzenlenecek. Ailesi problemli olanlar ile yakınlarından emir ast. ve emir subaylarından bilgi alınacak. Seks ve eğlence eğilimleri tespit edilecek. Kubilay bilgi toplayacak formları düzenleyecek."
Belgenin 10 Ocak 2010'da İ. Sezer isimli kullanıcı tarafından son kez kaydedildiği belirlendi.

Hurşit Tolon adliyede

İkinci Ergenekon davası sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Zirve Yayınevi cinayetine ilişkin soruşturma kapsamında ifade vermek üzere Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi.

Darbeyle mutabakat! / Umur Talu


ADAM’ı tanıyor musunuz?
Tanıdığınız adamlar vardır da, bunu biliyor musunuz?
Büyük harfleri şöyle açılıyor: “Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri”.
Bu bir platform.
Ve genellikle sağcıların da kimi solcuların da “solcu” zannettiği komutanlar tarafından ordudan atılan (genellikle) “solcu” askerlerden oluşuyor.
Ve ne tuhaftır ki, “darbe”den darbe yiyen bu eski askerler; “darbelere karşı” bir iktidarın kendilerine karşı, darbecilerle aynı safta olduğunun bir nevi kanıtı.
Çünkü, AKP iktidarı, YAŞ kararlarıyla ordudan atılan askerlere haklarını iade yolu açtı ama; darbelerle atılanları yine lanetli saydı!
Sadece onlar da değil; iki dudak arasında, yargısız, ordudan atılan “solcu, sağcı, ortadan” nice eski subay, astsubay ve askeri öğrencinin çalınmış hakları hak sayılmadı.
12 Mart darbesinde atılanlara Milli Savunma Bakanlığı ret cevabı veriyor; 12 Eylül’de kazınanlara ise cevaba bile tenezzül edilmiyor!
Al sana 12 Eylül ile hesaplaşma!
Al sana helalleşme!
***
Çünkü, sanki bu ülkede öyle bir askeri ve sivil yargı işlemiş gibi, YAŞ dışında atılanların “yargı yoluyla hak arayabileceği” ileri sürülüyor.
“Yargısız infaz”dan haberi olmayan ya da ıslık çalan bir “ileri demokrasi” masalı!
Bu tür infazların nasıl keyfi olduğunu sanki bilmeyen bir “sivillik”!
Bakan Bey’in paşagönlü, bunların hepsinin “yüz kızartıcı suç” olduğunu sanıyor; yüzlerce insan trajedisi karşısında devlet namına yüzü kızarması gerekirken!
***
O zaman tam onlara göre bir hikaye anlatayım da…
“Bunların hepsi ya solcu, ya yüz kızartıcı” diyen ”muhafazakâr demokrat”ım az düşünsün; “hak nedir, haksızlık nedir, eşitlik nereye düşer usta” diye:
“Üniformalı hayata 15 yaşımda başladım. 4 yıl sonra geminin en kıdemsiz astsubayı idim. Kendi çapımda namaz kılıyordum. Binbaşı günde iki kez beni azarlayacak bir şey buluyordu. Babam ve annem sıkıntımı anlıyordu, “Geniş ol, Allah’a sığın, dua et, devlet işi, sabret, köyden astsubay bir sen varsın, seninle gurur duyuyoruz” diyorlardı.
5 yıl daha idare ettim. Gölcük Donanma’da bir gemiye tayin oldum. Evlendim. Bu gemiye de namaz notum ulaşmış olacaktı. Yüzbaşı olduğunun ertesi günü, emrindeki 38 astsubayı toplayıp “artık 7 gün oda hapsi verebilirim” diyen 2. komutan ve yarbay komutanın; saçın uzun, sakalın uzun, pantolonun ütüsüz, amirine saygısızsın gerekçeleriyle defterim dürüldü; atıldım.
Zaten bir yılın 9 ayı görevde geçtiği için yüzümü az gören eşim anında terk etti. Tedavisi olmayan Behçet hastalığına yakalandım. Hastalıkta yalnız kaldım çünkü babam da kırılmıştı. 2 yıl köyüme gidemedim. Toplardamar genişlemesi, ağız içi ve genital bölge aftları, göz ve eklem tutulumlarıyla yıllardır mücadele ediyorum.
Bana Behçet teşhisini koyan Doktor Yüzbaşı, “Dava aç malulen emekli hakkını al” demişti. O gurur ve kırgınlıkla “istemiyorum onların vereceği maaşı” demiştim.
Şu an ölene kadar taşıyacağım Behçet hastalığım ve çok şükür beni seven bir eşim var.
Ne ki, halen neden atıldığımı anlatamıyor, iktidarın çıkardığı yasadan neden faydalanamadığımı anlayamıyorum.
YAŞ’la atılmadığım için bakanlık dilekçemi reddetti.
Söyledikleri yargı yolu Askeri Yüksek İdare Mahkemesi.
O da zaten “İdarenin verdiği kararı bozamam, yerindelik denetimi yapamam” diyor.
Bunun neresi açık yargı yolu!
Bakanlık beni çıkmaza atıyor; TSK ezdi, bir de ben ezeyim diyor!”
***
Belki sizin hayatınızda, yakınınızda böyle olaylar yok.
Ama, bir ülkede, hak verilirken dahi eşitsizlik, adaletsizlik, hakkaniyetsizlik yaygınsa…
Bir gün sizi de bulur; bir gün sizi de vurur!
Belki buluyordur, vuruyordur ama mağdurlar öteki mağdurları bir türlü hissedemiyordur.
Belki adaletsizlik duygusu ve kolaylığı, haneden haneye, sandıktan sandığa, Batı’dan Doğu’ya böyle böyle kazık çakıyordur.
Not: Bu konudaki devlet ve hükümet yorumunu daha sonra yazacağım!

Askerin 'Canlı Manken'le Fişleme Belgeleri

Askeri Savcılık raporunda askeri personelin ailesine yönelik “fişleme formları” ile “hangi cemaatin kadınları nasıl giyinir”i anlatan canlı mankenlerle çekilmiş başörtüsü anlatımları dikkat çekti.
Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’nin ‘Askeri casusluk ve şantaj çetesi’ soruşturması kapsamında Gölcük Donanma Komutanlığı’nda yaptığı aramalarda ele geçirilen video kasetleri, ses bantları ve belgelerle ilgili Askeri Savcılık tarafından hazırlatılan bilirkişi raporu tüm ekleriyle birlikte Balyoz Mahkemesi’ne ulaştı.
Askeri Savcılık raporunda askeri personelin ailesine yönelik “fişleme formları” ile “hangi cemaatin kadınları nasıl giyinir”i anlatan canlı mankenlerle çekilmiş başörtüsü anlatımları dikkat çekti.


Tuğamiral başkanlığında 5 bilirkişi
Gölcük Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından Tuğamiral Sinan Azmi Tosun başkanlığında 5 personele hazırlatılan 30 sayfalık raporda, Gölcük Donanma’da ele geçirilen 5 harddiskle ilgili detaylı tespitlere yer verdi. Harddisklerin imajını alan bilirkişiler, bu harddisklerdeki incelemeye konu olan belgeleri de bilirkişi raporuna ekledi. Dava dosyasına giren bilirkişi raporunda, ilginç belgelere yer verildi. Bilirkişi raporunda 3 ve 5 nolu harddisklerde yer alan ‘jpeg’ formatındaki fotoğraflara dikkat çekildi.

Hangi cemaat nasıl örtünüyor?
28 Şubat sürecinden kaldığı anlaşılan bu fotoğraflarla askeri istihbarat elemanlarına “türban bağlama şekilleri”nin detaylı bir şekilde anlatıldığı görüldü. Başörtülü kadınların değişik tarikat grupları adı altında fişlendiği anlaşıldı. “Radikal İslamcı gruplara mensup kadın üyelerin türban bağlama şekilleri” başlığıyla hazırlanan fotoğraflarda başörtülü kadınlar, “Acz-i Mendi tarikatı ve Hizbullah”, “Fethullah Gülen Grubu”, “Milli Görüş (Fazilet Partisi)”, “Nakşibendi Tarikatı” olmak üzere 4 grupta gösteriliyor. Kadınların ön ve yan cepheden çekilmiş fotoğraflarının altında başörtüsünü bağlama şekilleri detaylı bir şekilde anlatılıyor.


3 ve 5 nolu harddisklerde yer alan “005_A_Ev Ziyareti Formu” isimli word dosyasında da “Takip ve kontrol altında tutulan personelin birlik dışı faaliyetlerinin takibinde dikkat edilecek hususlar” maddeler halinde anlatılıyor. Birlik dışında takip edilmesi istenen askeri personellele ilgili fişleme sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar şöyle:
Eş veya kız çocuklarından peruk kullandığı izlenimi edinilen var mıdır? Aileye ait fotoğraf albümünün incelenmesi sonucu tespit edilen menfi hususlar var mıdır?
Evde hangi markalar kullanılıyor? Evde alkollü içki bulunmakta mıdır? Kolonya / gülsuyu ikram edilmekte midir? Kütüphanede / evde bulunan yayın ve dokümanların (kitap, dergi, gazete, kaset, CD v.s.) adı, yazarı, konusu nedir? Ev ve gıda amaçlı kullanılan malzemelerin markaları nelerdir? (Deterjan, tuz, bisküvi, beyaz eşyalar v.s.)
TV’de hangi kanal izlenmektedir?
Aile yakınları arasından siyasetle aktif olarak ilgilenen var mıdır? Hangi siyasi görüşe mensuptur?
Akademisyenlere ‘türban’ takibi

Asker eşlerini ve ailelerini garnizonların içinde ve dışında takip etmek için fişleme formları hazırlayan şüphelilerin, başörtüsü özgürlüğüne destek veren akademisyenleri de yakın takibe aldıkları ortaya çıktı. Gölcük Donanma Komutanlığı’ndaki zilada ele geçirilen 5 nolu hardiskte yer alan bir word belgesinde ise 1 Şubat 2008 tarihinde üniversitelerde kılık kıyafetin serbest bırakılmasını destekleyen bildiriyi (Türbana Destek Bildirisi) imzalayan 3 bin 600 akademisyenden 32’sinin Kocaeli Üniversitesi’ne mensup olduğu belirtilerek bu akademisyenlerle ilgili istihbari çalışma yapıldığı görülüyor. Hazırlanan listede Türbana Destek Bildirisi’ni imzalayan akademisyenlerin isimlerine ve görev yerleri tek tek belirtiliyor.

Pamukoğlu şimdilik pes etti!

Hak ve Eşitlik Partisi (HEPAR) Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, 2008’de kurulan partinin 10 Temmuz’da yapılacak kurultayın ardından kapanacağını bildirdi.

Pamukoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, HEPAR’ın 2007 genel seçimlerinden bir yıl sonra, ülkenin hal ve gidişatı parlak görülmediğinden yaptığı bir çağrı
üzerine 36 günde kurularak siyaset alanına girdiğini belirtti. Pamukoğlu, üyelerinin büyük çoğunluğu daha önce siyaset yapmamış gençlerden oluşan partinin
finansının da üye aidat ve bağışlarıyla karşılandığını, 60 il ve 500 ilçede örgütlenildiğini anlattı.

12 Haziran milletvekili genel seçimlerinde HEPAR’ın genel oy değerlendirmesinde dokuzuncu sırada kaldığını ifade eden Pamukoğlu, geçmişi daha
eski bazı partilerden daha çok oy aldığını kaydetti.

Pamukoğlu, partinin doğruyu ve gerçeği anlatarak, toplumun bir kesimine öncülük yaptığını ve bilinç yarattığı görüşüne yer verdiği açıklamasında, "Büyük
fedakarlıklarla yaşamını sürdüren, bağımsız bir halk örgütlenmesi olan partiyi şu kör zamanda ve ağır şartlarda, siyaset alanında tutmak gücü yıpratmaktan öte bir
işe yaramayacaktır. Aslanı kediye boğdurtmam" değerlendirmesinde bulundu.

Boşalttıkları alanı izlemeye devam edeceklerini belirten Pamukoğlu, "Partiyi açmak kadar, kapatmak da bir stratejik karardır. Partiyi kapatıyorum.
10 Temmuz 2011 tarihinde yapılacak olan olağanüstü kurultayla da yasal işlem sonuçlandırılacaktır" ifadesini kullandı.

23 Haziran 2011 Perşembe

8 ASKERİN YARGILANMASI

         -TERÖR ÖRGÜTÜ PKK ÜYELERİNİN HAKKARİ'NİN YÜKSEKOVA İLÇESİNİN DAĞLICA
         BÖLGESİNDEKİ ASKERİ BİRLİĞE SALDIRISI SIRASINDA İRTİBAT KESİLEN
         VE BİRLİKLERİNE DAHİL OLDUKTAN SONRA VAN ASKERİ MAHKEMESİNCE
         YARGILANAN 8 ASKERDEN 2'SİNİN VAN 3. AĞIR CEZA MAHKEMESİNDE
         YARGILANDIĞI DAVANIN GÖRÜLMESİNE BAŞLANDI
        
         23.06.2011 - Terör örgütü PKK üyelerinin Hakkari'nin 
 Yüksekova ilçesi Dağlıca bölgesindeki askeri birliğe saldırısı sırasında irtibat 
 kesilen ve birliklerine dahil olduktan sonra Van Askeri Mahkemesince yargılanan 8 
 askerden 2'sinin görevsizlik kararı verilerek Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince 
 yargılandığı davanın görülmesine başlandı.
         Hakkari'nin Yüksekova ilçesinin Dağlıca bölgesindeki tabur komutanlığına 
 21 Ekim 2007'de terör örgütü PKK üyelerince düzenlenen, 12 askerin şehit olduğu, 
 17 askerin yaralandığı saldırıda irtibat kesilen ve 5 Kasım 2007'de Türk Silahlı 
 Kuvvetleri bünyesine katılan 8 askerden er Ramazan Yüce ile uzman çavuş Halis 
 Çağan'ın Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ''suçu ve suçluyu övmek ile basın yoluyla 
 terör örgütü propagandası yapma'' iddiasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması 
 yapıldı.
         Sanıklardan uzman çavuş Halis Çağan'ın katılmadığı duruşmada hazır 
 bulunan Ramazan Yüce, 9 sayfalık savunmasını okuyarak, hakkındaki suçlamayı kabul 
 etmediğini söyledi.
         Dağlıca baskınından önce arkadaş çevresinde söylediği bazı sözlerin bazı 
 arkadaşları tarafından çarpıtıldığını iddia eden Yüce, şöyle konuştu:
         ''Dağlıca baskınından sonra tabur komutanı yarbay Onur Dirik, 
 arkadaşlarımın aleyhinde kullandığı gerçek dışı ifadeleri kullanarak, sadece Kürt 
 olduğum için beni hedef almıştır. Baskından 3 ay önce Ahmet Kaya'nın bir 
 şarkısını dinlediğim için Gaziantepli bir askerle kavga etmiştim. Bu kavga 
 sırasında 'Eğer Ahmet Kaya'yı sevmek ve onu dinlemek terör ise en büyük terörist 
 benim' demiştim. Benim sözlerimle ilgili hiçbir işlem yapılmadı ama yaşanan 
 baskından sonra tabur komutanı Onur Dirik, benim sözlerimi çarpıtarak meydana 
 gelen baskınla ilgili bütün zafiyetleri üzerime yıkmıştır.''
         Baskından hemen sonra terör örgütü üyelerinin kendisinin de aralarında 
 bulunduğu 8 askeri kaçırdığını hatırlatan Yüce, terör örgütü kamplarına 
 götürülüşünü ve burada kaldıkları 14 günlük süreci anlattı.
         Suça konu olan terör örgütünün yayın kanalındaki konuşmasını, kaldıkları 
 kamptaki terör örgütü sorumlusunun tehdidi ve baskısıyla yaptığını ifade eden 
 Yüce, 14 günde diğer asker arkadaşlarıyla birlikte kötü muamele görmediklerini 
 ancak ölüm korkusu yaşadıklarını belirtti.
         Mahkeme başkanının ''Tehdit olmasaydı nasıl konuşurdun?'' sorusuna Yüce, 
 ''Durumumun çok iyi olduğunu belirterek aileme selam söylerdim. Terör örgütü ve 
 devletle ilgili bir şey söylemezdim'' yanıtını verdi.
         Yüce, mahkeme başkanının sorusu üzerine, söz konusu yayın kanalına 
 yansıyan konuşmalar için örgüt üyelerinin kendilerine metin vermediğini ancak 
 nasıl konuşmaları gerektiği konusunda üstü kapalı tehditte bulunulduğunu 
 kaydetti.
         Sanık uzman çavuş Halis Çağan'ın avukatı Ali Fahir Kayacan da, sanığın 
 üzerindeki atılı suçun terör örgütü propagandası olduğunu hatırlatarak, şunları 
 söyledi:
         ''Terör örgütünün nihai amacı ayrı bir Kürt devleti kurmaktır. Müvekkilim 
 Halis Çağan ise, özgür olmadığı bir ortamda, 'Bu savaş bitsin artık analar 
 ağlamasın' demiştir. Günümüz siyasi konjonktüründe bundan daha ağır sözler 
 söylenmektedir. Bu sözleri devlet bürokrasisi içinde Cumhurbaşkanı ve Başbakan 
 bile dile getirilmektedir. Müvekkilime işkence ve kötü muamele yapılmamış olsa 
 da, terör örgütünün daha önce askerler, kamu görevlilerine ve hatta sivillere 
 yönelik yaptığı vahşi katliamlar bile bir tehdittir.''
         Mahkeme, duruşmaya katılmayan uzman çavuş Halis Çağan'ın, ikamet ettiği 
 Kahramanmaraş'ta ağır ceza mahkemesince ifadesinin alınması için duruşmayı 22 
 Eylül'e erteledi.
         Hakkari'nin Yüksekova ilçesi Dağlıca bölgesindeki tabur komutanlığına, 21 
 Ekim 2007'de terör örgütü PKK üyelerince düzenlenen ve 12 askerin şehit olduğu, 
 17 askerin yaralandığı saldırıdan sonra irtibat kesilen ve 5 Kasım 2007'de Türk 
 Silahlı Kuvvetleri bünyesine katılan uzman çavuş Halis Çağan, çavuş Mehmet 
 Şenkul, erler Ramazan Yüce, İlhami Demir, İrfan Beyaz, Özhan Şabanoğlu, Fatih 
 Atakul ve Fuat Başoda, 10 Kasım 2007'de Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Van 
 Askeri Mahkemesince tutuklanmıştı.
         Van Askeri Mahkemesinde, 18 Aralık 2009'daki son duruşmada, sanıklardan 
 er Ramazan Yüce'nin ''alenen askerleri itaatsizliğe teşvik'' suçundan 2 yıl 6 ay 
 hapis cezasına, uzman çavuş Halis Çağan'ın ''görevi ihmal'' suçundan 1 yıl 8 ay, 
 erler Fuat Başoda, İlhami Demir, İrfan Beyaz, Mehmet Şenkul, Fatih Atakul ve 
 Özhan Şabanoğlu'nun da aynı suçtan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına ve 
 hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmişti.
         Mahkeme, sanıklar Yüce ve Çağan hakkında ''suçu ve suçluyu övme ile basın 
 yoluyla terör örgütü propagandası yapma'' suçlarından ''görevsizlik'' kararı 
 vererek, dosyayı Van Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesine göndermişti.