28 Aralık 2015 Pazartesi

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNDEN HABERLER

28 Aralık 2015, Pazartesi
Ebedî Başkomutan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Ankara’ya gelişinin 96’ncı Yıl Dönümü Kutlamaları kapsamında; 27 Aralık 2015 Pazar günü saat 09.00’da Anıtkabir'de Çelenk Koyma Töreni ve müteakiben saat 11.00’de “ATATÜRK Garnizon Koşusu” icra edilmiştir.


Genelkurmay Başkanlığı tarafından 18 Mart 2015 tarihinde başlatılan, “Türkiye Şehitlerini Anıyor” etkinliği kapsamında;
- 23 Aralık 2015 tarihinde saat 14.00’de Birinci Dünya Savaşı şehitlerinden Piyade Er Mustafa, şehit yakınları, davetliler, müze ziyaretçileri ve öğrencilerin katılımıyla törenle anılmıştır.
- 30 Aralık 2015 tarihinde saat 14.00’de Kıbrıs Barış Harekâtı şehitlerinden Piyade Er Alaettin ARSLAN, Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi Komutanlığında anılacaktır.


Şehidimiz Jandarma Astsubay Kıdemli Çavuş Onur SÖNMEZ'in eşi Bilge SÖNMEZ, doğum yapması münasebetiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri adına 66'nci Mekanize Piyade (Barış Gücü) Tugay Komutanı Tuğgeneral Mehmet Nail YİĞİT ve eşi tarafından, 21 Aralık 2015 tarihinde ziyaret edilmiştir.


54’üncü ve 55’inci Mekanize Piyade Tugay Komutanlıkları tarafından, 07-11 Aralık 2015 tarihleri arasında Kara Kuvvetleri Tatbikat Merkezi Komutanlığında (Şereflikoçhisar/Ankara) tank atışları icra edilmiştir.


8'inci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı (Tekirdağ), 18'inci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı (Gelibolu/Çanakkale) ve 2'nci Kolordu İstihkâm Alay Komutanlığı (Gelibolu/Çanakkale) tarafından, 08-10 Aralık 2015 tarihleri arasında Sulardan Geçiş Tatbikatı icra edilmiştir.


Terörle Mücadele Eğitim ve Tatbikat Merkez Komutanlığı (Isparta) tarafından, 08-10 Aralık 2015 tarihleri arasında 1995/4 tertip acemi erbaş ve erlerin havan atışları icra edilmiştir.


Topçu ve Füze Okulu Komutanlığında (Polatlı/Ankara) öğrenim görmekte olan 63'üncü Dönem Subay Temel kursiyerleri tarafından, 14 Aralık 2015 tarihinde General Nahit ŞENOĞUL Atış ve Tatbikat Alanında 105 mm'lik Obüs Mürettebatı Görerek Atış faaliyeti icra edilmiştir.


Maltepe Askerî Lisesi öğretmen ve öğrencileri tarafından hazırlanan "Küçüğün Tüketime Büyük Etkisi ve Sürdürülebilir Tüketim Eğitimi" adlı Erasmus+ proje toplantısı, iki öğretmen subayın katılımıyla 06-12 Aralık 2015 tarihleri arasında Portekiz'de yapılmıştır.
Maltepe Askerî Lisesinin koordinatör olduğu projede; Portekiz, Romanya, Hırvatistan ve İtalya'dan birer okul proje ortağıdır.
Maltepe Askerî Lisesi Komutanlığının söz konusu projesi, hibe tahsisi kazanan 31 proje arasına (toplam 628 başvuru arasından) girmiştir.


Deniz Haydutluğu ile mücadele maksadıyla 2009 yılından bu yana faaliyet gösteren Birleşik Görev Kuvveti (CTF) 151’in 27 Ağustos 2015 tarihinden itibaren yürütülen komutası, 21 Aralık 2015 tarihinde Manama/Bahreyn’de yapılan tören ile Pakistan’a devredilmiştir.
Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığından Tuğamiral Ayhan BAY ile Pakistan Deniz Kuvvetleri Komutanlığından Komodor Zahid İLYAS arasında gerçekleşen devir teslim törenine; Türkiye Cumhuriyeti Manama Büyükelçisi Hatun DEMİRER, Pakistan’ın Manama Büyükelçisi Muhammad SAEED, Birleşik Deniz Kuvvetleri (Commander of Combined Maritime Forces-CMF) Komutanı ABD’li Koramiral Kevin DONEGAN ve diğer konuklar katılmıştır.
Tuğamiral Ayhan BAY devir teslim töreninde yaptığı konuşmada; Türkiye’nin Birleşik Görev Kuvveti (CTF) 151’i kuruluşundan itibaren desteklediği, uluslararası barış ve istikrara katkı sağlamaya “Yurtta Barış Dünyada Barış ” ilkesi doğrultusunda devam edeceği belirtilmiştir.
Sancak Gemisi olarak görev yapan TCG GEMLİK, 5 ay süren görevin hitamında 29 Aralık 2015 tarihinde Aksaz Deniz Üssü’ne avdet edecektir.


Afganistan Türk Görev Kuvvet Komutanlığı sivil asker iş birliği faaliyetleri kapsamında;
- 10 Aralık 2015 tarihinde Kabil Udhil Mahallesi’nde ihtiyaç sahiplerine 250 adet battaniye,

- 17 Aralık 2015 tarihinde Hivad Hane-i Gül Yetimhanesi’nde 50 Afgan çocuğa kışlık mont, bot ve battaniye,

- 21 Aralık 2015 tarihinde Kadınlar Bahçesi’nde, dul kadın ve şehit eşlerine 200 adet soba dağıtılmıştır.


Türk Silahlı Kuvvetleri Spor Gücü Komutanlığı serbest ve grekoromen güreş takımları; Türkiye 2’nci Güreş Ligi’nde, 12 Ekim-18 Aralık 2015 tarihleri arasında deplasmanlı olarak yapılan eleme grubu, play-off grubu, yarı final ve final müsabakalarına iştirak etmiştir.
Türkiye 2’nci Güreş Ligini;
- Grekoromen takımı; dokuz takım arasından yenilgisiz şampiyon olarak tamamlamış ve 2016 sezonunda 1’inci lige çıkmaya hak kazanmıştır.
- Serbest takımı; 15 takım arasından dördüncü olarak tamamlamıştır.

GÜNLÜK FAALİYETLER

27 Aralık 2015 tarihinde;
  1. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı:
    1. Karadeniz Uyumu Harekâtı’nda görevli bir denizaltı, Batı Karadeniz’de karakol icra etmektedir.
    2. Akdeniz Kalkanı Harekâtı’nda görevli bir denizaltı, Doğu Akdeniz’de karakol icra etmektedir.
    3. TCG GEMLİK, Süveyş Kanalı geçişi icra etmiş olup, Aksaz’a intikale devam etmektedir.
    4. Harekât eğitim faaliyetlerinde toplam 13 gemi seyir icra etmiştir.

  2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı:
    10 adet F-16 uçağı ile Türkiye-Suriye hudut hattı boyunca devriye uçuşu icra edilmiştir.

  3. Sahil Güvenlik Komutanlığı:
    1. Bir adet Sahil Güvenlik Korveti ile Ege’de keşif gözetleme görevi icra edilmektedir.
    2. Dört adet bot ve bir adet Mobil Radar ile Türkiye-Suriye deniz yan hududunda kontrol görevi icra edilmektedir.

  4. K.K.K.LIĞI HUDUT BİRLİKLERİ TARAFINDAN, HUDUTLARDA YASA DIŞI GEÇMEYE ÇALIŞIRKEN YAKALANAN ŞAHISLAR VE ELE GEÇİRİLEN MALZEMELER
    (27 ARALIK 2015)
    Bölge / Yer Yakalanan Şahıslar ve Ele Geçirilen Malzemeler
    Suriye Sınırı
    Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hudut Birlikleri tarafından, gün içerisinde; Suriye’den Türkiye’ye yasa dışı girmeye çalışan 707 kişi yakalanmıştır.
    Ayrıca hudut hattında;
    - 510 paket sigara,
    - 92 kg çay,
    - bir adet araç,
    - dört adet cep telefonu,
    - 110 adet giyim malzemesi,
    - 20 adet büyükbaş hayvan ele geçirilmiştir.
    Irak Sınırı
    Irak’tan Türkiye’ye yasa dışı geçiş teşebbüsünde bulunan 18 şahıs yakalanmıştır.
    Yunanistan Sınırı
    Türkiye’den Yunanistan’a yasa dışı geçiş teşebbüsünde bulunan 19 şahıs yakalanmıştır.
    Yasa dışı geçiş teşebbüsünde bulunan 884 kişi kara hudutlarımızda, 335 kişi denizde / kara sularımızda yakalanmıştır.

Şehitler

BAŞIMIZ SAĞOLSUN

TSK
  • Adı Soyadı: Kadir KAYVENİ
  • Rütbesi: J.Uzm.Çvş.
TSK
  • Adı Soyadı: Faruk GEZEN
  • Rütbesi: P.Söz.Onb.
TSK
  • Adı Soyadı: Gürkan Necati YENİKAPI
  • Rütbesi: P. Er

18 Aralık 2015 Cuma

O kitapla ilgili savcılıktan Genelkurmay'a manifesto gibi yanıt

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gazeteci-Yazar Yavuz Selim Demirağ'ın “İmamların Öcü-Türk Silahlı Kuvvetleri'nde Cemaat Yapılanması” isimli kitabıyla ilgili Genelkurmay Başkanlığı'nın yaptığı suç duyurusu hakkında manifesto gibi bir gerekçeyle “kovuşturmaya yer yok” kararı verdi. Savcılık, “Kitabın yazılmasında toplumsal ilgi bulunduğu gibi, güncel ve gündemde olan olaylar hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi amacını taşıyan kitabın yazılmasında kamu yararı var” dedi.
Genelkurmay Başkanı adına İkinci Başkan Orgeneral Yaşar Güler imzasıyla 1 Haziran'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan 10 maddelik suç duyurusunda, Balyoz ve diğer davalarda hedeflenen amacın, bugün de benzer yöntemlerle gerçekleştirilmeye çalışıldığı belirtilerek, “Hem TSK mensupları, hem de TSK'nın Komutanı olan Genelkurmay Başkanı hakkında mesleki safahatı ve liyakati ile bağdaşmayan dedikodu mahiyetinde yakışıksız ve dayanaksız iddialarda bulunmak suretiyle kamuoyunda aleyhinde bir algı yaratılmaya ve itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı” vurgulanmıştı.
Suç duyurusunda, Demirağ'ın, “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret, itira veastlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmeye alenen tahkir veya tezyif” suçlarını işlediği öne sürülmüştü.

Gazeteci Yazar Demirağ'ın Ankara'da talimatla ifadesinin alınmasından sonra soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, öncelikli suç duyurusunda bulunma yetkisinin Genelkurmay değil, Milli Savunma Bakanlığı'nda olduğuna şöyle dikkat çekti:

“Askeri Ceza Kanunu'nda düzenlenen astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir ve komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve harekette bulunmak suçu ile ilgili soruşturma yapılması, aynı madde uyarınca Milli Savunma Bakanının iznine bağlı ise de aşağıda belirtilen neden ve gerekçelerle atılı suçun unsurlarının oluşmadığı düşünüldüğünden soruşturma yapılması için izin talebinde bulunulmamıştır.”
Nitekim Demirağ'ın Avukatı Erhan Tokatlı da ifade aşamasında, hakaret fiilinin mağdurunun tüzel kişilik, yani TSK ve Genelkurmay Başkanlığı değil, gerçek kişi olması gerektiğini, bu anlamda Genelkurmay'ın herhangi bir mağduriyetinin söz konusu olmadığını savunmuştu.

ORDU DA HOŞ GÖRMELİ
Savcılık kararında, ulusal ve uluslararası hukukta ifade ve basın özgürlüğü ile ilgili düzenlemelerin yanısıra AİHM ve Yargıtay kararlarına atıfta bulunularak, “Şikâyetleri dile getiren, reform önerileri yapan bir yazının, demokratik bir devletin hizmet ettiği toplumda olduğu gibi, ordusunda da hoş görülmesi gerektiğinin” altı çizildi.

Kararda, özetle madde madde şöyle denildi:
- AİHM ve Yargıtay kararlarındaki kıstaslara göre, suça konu kitapta eleştiri hakkının sınırlarının aşılmadığı,
- Demokratik toplumlarda çok önemli bir görev sahip olan basının, toplumu ilgilendiren konularda bilgi vermekle yükümlü olduğu, halkın ise bilgi alma hakkının bulunduğu,
- Basın özgürlüğünün belirli bir ölçüde abartmayı hatta tahriki de içerdiği,
- Kamu çıkarını ilgilendiren konularda bu özgürlüğün sınırlandırılmasının ancak çok istisnai olarak kabul edilebilir olduğu,
- Kitabın yazılmasında toplumsal ilgi bulunduğu gibi, güncel ve gündemde olan olaylar hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi amacını taşıyan kitabın yazılmasında kamu yararının bulunduğu,
- Kitabın yazılışında tahkir edici bir dil kullanılmayıp, ölçülülük ilkesinin ihlal edilmemiş olduğu, dolayısıyla hakaret iftira ve Askeri Ceza Kanunu'nun 95/4 maddedeki suçun da unsurlarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Sonuçta da bu nedenlerle “kovuşturmaya yer olmadığı” belirtildi.
Bakalım Genelkurmay karara itiraz edip, Gazeteci-Yazar Demirağ'ın cezalandırılmasında ısrarcı olacak mı?

Şırnak'tan acı haber: 1 şehit

Şırnak'ın Cizre ilçesinde düzenlenen 'süpürme operasyonu' kapsamında teröristler ile güvenlik güçleri arasında süren çatışmalarda bir uzman çavuş şehit oldu.

Şırnak'ın Cizre ilçesinde düzenlenen 'süpürme operasyonu' kapsamında, teröristler ile güvenlik güçleri arasında süren çatışmalarda bir uzman çavuş şehit oldu.

Yılın son MGK'sı toplandı!

Milli Güvenlik Kurulu toplantısı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında başladı. MGK'da bir ilk yaşanıyor.

Yılın son Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, bölgede yaşanan gelişmeler ve terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar ele alınacak.

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde saat 14.35'te başladı. toplandı. Toplantı devam ediyor.

KABİNE ÜYELERİ İLK KEZ KATILIYOR

2015 yılının son Milli Güvenlik Kurulu'nda bir ilk yaşanıyor. MGK, 64. hükümette yer alan kabine üyeleriyle ilk kez gerçekleştirilmiş olacak.

NATO'dan Türkiye'ye hava desteği gelecek

NATO'nun bugün Türkiye'ye hava desteği paketine onay vermesi bekleniyor.

NATO'nun destek paketinde erken uyarı uçağı AWACS'larla gemisavar ve uçaksavar füzelerinin bulunacağı firkateyn ve komuta gemisini barındıran donanma birimi yer alıyor.
'RUS UÇAĞININ DÜŞÜRÜLMESİ İLE BAĞLANTILI DEĞİL'
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye'nin hava savunma kapasitesini güçlendirecek NATO misyonu için 10 aydır hazırlık yapıldığını ve bu adımın Rus uçağının düşürülmesi ile bağlantısı olmadığını söyledi.
Misyonun hem Türkiye'nin savunmasına hem de DAEŞ'e karşı koalisyona katkıda bulunacağı belirtildi.

Milli İHA Bayraktar silahlandı

Bayraktar'ın geliştirdiği milli İHA, Roketsan'ın geliştirdiği füze ile hedefi 8 kilometre uzaktan yüzde yüz isabetle vurmayı başardı.

İlk yerli üretim İnsansız Hava Aracı Bayraktar TB2 silahlandırıldı. Üzerine Roketsan'ın geliştirdiği anti tank füzesi takılan Bayraktar, dün atış testlerini başarıyla tamamladı.

Türk savunma sanayi bomba gibi bir gelişmeyle gündeme geliyor. TSK envanterine giren ilk yerli ve milli İHA Bayraktar TB2 yaklaşık bir yıldır süren çalışmalar sonunda silahlandırıldı. Bayraktar TB2 dün yapılan ilk atışlı testte attığı füzeyle hedefi tam isabetle vurdu. Bayraktar TB2'de mühimmat olarak Roketsan'ın geliştirdiği uzun menzilli anti tank füzesi UMTAS kullanıldı.

Hedefi 8 km'den vurdu

Milli İHA bir süredir UMTAS füzesiyle yüklü olarak test uçuşları yapıyordu. Dün uçağın kanatlarına her biri 37.5 kg. ağırlığında olan iki füze takıldı. Saat 12.00 civarı havalanan milli İHA için alana 2x2 metre büyüklüğündeki hedef paneli yerleştirildi. Saat 14.30'da uygun atış pozisyonuna gelen Bayraktar TB2'deki lazer güdümlü füze, yer istasyonundaki operatör pilot tarafından 16 bin feet (yaklaşık 5 bin metre) irtifada, 8 kilometre uzaklıkta ateşlenerek hedefi yüzde 100 isabetle vurdu.

HEDEFİ TAM İSABET VURDU

'Bu başarı Türk mühendislerinin'

Kale-Baykar İş Ortaklığı tarafından üretilen Bayraktar TB2'nin üreticisi Baykar Makina'nın Genel Müdürü Haluk Bayraktar, şöyle konuştu: "Savunma sanayinde milli ve özgün geliştirme modelinin ne kadar isabetli olduğunu bu aldığımız sonuçla gördük. TSK ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın büyük katkıları var. İlk atıştaki bu başarı Türk mühendislerinin alanlarında ne kadar yetkin olduğunu gösteriyor."

ABD 7 yıldır bekletiyordu

Bu gelişme Türkiye'nin uluslararası alanda da rahatlamasına neden oldu. Türkiye, 2008'den beri Amerika'nın ürettiği silahlı İHA'dan almak istemiş ama ABD Kongresi'nden onay çıkmamıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel'in Pentagon ve dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Barack Obama nezdinde yaptığı girişimler sonuçsuz kalmıştı. ABD, son olarak İncirlik'te konuşlu iki predatörü silahlandırdı ve Suriye'deki IŞİD hedeflerine karşı kullandı. Uluslararası platformlarda ise Türkiye'nin Çin ya da İsrail'den silahlı İHA alacağı iddia edilmişti.

Sadece beş ülke üretiyor

ABD, Çin, İsrail ve İran'ın ardından Türkiye kendi silahlı İHA'sını üreten 5'inci ülke oldu. Silahlı İHA'lar arasında dünyada en bilinen operasyonel sistem ABD'ye ait Predator ve Reaper'lar. İsrail de Hermes isimli silahlı bir İHA üretiyor. CH-3 isimli silahlı İHA'yı üreten Çinli ALIT firması, uçağın kanatları altında ikişer adet kısa menzilli AR-1 füzesi kullanıyor. İran ise Sadid-1 füzesiyle donatılmış Shahed 129 adlı İHA'yı 2013'ten beri seri olarak üretiyor. İran İHA'ları Sudan, Irak, Lübnan, Venezuela ve Suriye'ye ihraç ediyor.

Tüm zırhları deliyor

Bayraktar TB2'ye takılan ve Roketsan tarafından geliştirilen milli mühimmat UMTAS öncelikli olarak taarruz helikopteri kullanımı için geliştirilen uzun menzilli bir tanksavar füze sistemi. Yüksek teknolojisiyle tüm zırhlı tehditlere karşı etkili olan 160 mm. çapındaki UMTAS'ın, 8 km. azami ve 500 mt. asgari menzili var.

Dünya rekortmeni

2014 Haziran ve Ağustos aylarında yaptığı deneme uçuşlarında 27 bin feet irtifa ve 24 saat 34 dakika havada kalma süresiyle kendi sınıfında dünya rekorunun sahibi olan Bayraktar TB2, 12 metre kanat açıklığı ve 650 kg toplam kalkış ağırlığına sahip.

17 Aralık 2015 Perşembe

Boğaz'dan ABD savaş gemisi geçti

Boğaz'dan ABD savaş gemisi geçti

ABD'ye ait USS Ross savaş gemisi, İstanbul Boğazı'ndan geçerek Marmara Denizi'ne açıldı.

Amerikan savaş gemisine boğaz geçişi süresince sahil güvenlik gemisi de eşlik etti. 1300 kilometre menzilli Tomahawk füzeleri taşıyan 154 metre uzunluğundaki geminin geçişi sırasında baş ve kıç bölümünde bulunan silahların başında nöbetçi olduğu gözlendi.

Genelkurmay da koroda: Saldırı Musul'a asker göndermenin önemini gösterdi



TSK, IŞİD tarafından Başika'da Türk askerlerinin de bulunduğu birliğe yapılan saldırıya ilişkin bir açıklama yaptı.
Genelkurmay'ın internet sitesinden yapılan açıklamada, "16 Aralık 2015 tarihinde; DEAŞ Terör Örgütü ile Peşmerge güçlerinin karşılıklı çatışmaları esnasında, saat 15.10 sularında, DEAŞ Terör Örgütü'nün Peşmerge tarafına attığı KATYUŞA ÇNRA mermilerinin bir kısmı Türk askerlerinin de konuşlu bulunduğu Başika'daki Üs Bölgesine düşmüştür" denildi.
Genelkurmay'ın açıklamasında da hükümet cephesinden gelen değerlendirmelerde olduğu gibi, "Musul'a asker göndermenin öneminden" söz edildi.
YARALI ASKERLER TAHLİYE EDİLDİ
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Üs Bölgesine düşen mermilerden dolayı dört kahraman silah arkadaşımız hayati tehlikeleri olmayacak şekilde yaralanmış ve süratle Şırnak Devlet Hastanesi'ne tahliye edilmişlerdir. Tespit edilen DEAŞ Terör Örgütü hedeflerine obüsler ile misliyle karşılık verilmiştir. Yaşanan bu saldırı birlik güvenliğinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu saldırıda yaralanan Kahraman silah arkadaşlarımıza acil şifalar temenni ediyoruz.

"Cizre ve Silopi'deki operasyonu iki tuğgeneral yönetiyor"


"Cizre ve Silopi'deki operasyonu iki tuğgeneral yönetiyor"
Şırnak’ın Silopi ve Cizre ilçeleri başta olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde önceki gece başlatılan kapsamlı operasyonlara iki tuğgeneral komuta ediyor. Operasyonlara Şırnak’ta konuşlu Çakırsögüt Jandarma Komando Tugayı ile Silopi’de 172. Zırhlı Tugayı’ndan taburlar katılıyor. Bölgedeki Jandarma Özel Harekât (JÖH) birlikleri de operasyonda iki tugayın komutası altında yer alıyor. Askeri kaynaklar, operasyonlarda dün saat 16.00 itibariyle 12 PKK'lının 'etkisiz hale getirildiğini' söyledi. Bir güvenlik görevlisi de yaralandı.  

10 bin asker ve polisle operasyon
Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinde önceki gece operasyon başlatıldı. Jandarma ve polis özel harekât timlerinin de destek verdiği, yaklaşık 10 bin güvenlik gücünün katıldığı operasyona iki tuğgeneral komuta ediyor. İlçe merkezine giren tanklar, barikatları ve hendeklerdeki bombaları yok ediyor.

Tanklar ilçede
Hürriyet'ten Uğur Ergan'ın haberine göre, Cizre’nin hâkim tepelerine konuşlandırılan tanklar dün ilçe merkezine indi. Tanklar, PKK üyelerinin Nur ve Cudi mahallerinde kurduğu ve patlayıcı tuzakladığı barikatları ateş altına alarak imha etti. Tank atışları sırasında patlayıcıların infilak ettiği barikatlardan şiddetli patlama sesleriyle dumanlar yükseldi. Hastane Caddesi’nden geçen askerlere ateş açıldı. Askerlerin karşılık vermesiyle çıkan çatışmada 1 kişi öldürüldü. Yetkililer, ilçedeki operasyonların barikatların kaldırılması, hendeklerin kapatılması ve PKK’nın gençlik yapılanması YDG-H'liler şehirden 'temizlenene' kadar kararlılıkla süreceğini söyledi.

HDP’li vekil: Silopi'yi tanklarla dövüyorlar
Silopi’de bulunan HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü, sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından Silopi’de İpek Yolu’nda çekilen tanklara ait bir fotoğraf paylaştı. Encü fotoğrafa, “Silopi’de mahalleler tanklarla dövülüyor” mesajını yazdı.

Cezaevindeyken üniversite kazandı

Güçlüer, YAŞ’a girmesine 2 ay kala hakkında yakalama kararı çıkarıldığını öğrendi. Yurtdışından gelerek teslim olmasına rağmen kaçma şüphesi nedeniyle tutuklandı.
Jandarma Kurmay Albay Eray Güçlüer, Foça Komando Okulu Eğitim Merkez Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevini yürütürken, soruşturmaya dahil edildi. Yüksek Askeri Şûra’ya girmesine 2 ay kala hakkında yakalama kararı çıkarıldığını öğrenen Güçlüer, yurtdışından gelerek teslim oldu. Mahkeme ise “kaçma şüphesini” gerekçe göstererek Güçlüer’i tutukladı. 18 ay 18 gün Şirinyer Askeri Cezaevi’nde kalan Güçlüer, “Askerliğimi burada bitirdim” diyerek tepkisini dile getiriyor.
Cezaevindeyken ders çalışarak Celal Bayar Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı kazanan Güçlüer, aynı zamanda da doktor. Ancak emekliye ayrıldıktan sonra iş başvurusu yaptığı yerlerde tüm kapıların yüzüne kapandığını belirtiyor:
“Şu an üniversitede ikinci sınıftayım. İngilizcem iyi seviyede. Bize kurulan bu kumpas davası bittikten sonra doçentlik sınavlarına gireceğim. Şu anda doçentlik sınavlarına girersem alamayacağımı biliyorum. Emekli olduktan sonra birçok eğitim kurumuna başvurdum. Ancak Fethullah Gülen örgütünün bu kurumlar üzerinde baskısı halen devam ediyor. ‘Davanız bitsin öyle sizi işe alırız’ diyorlar.”
Yurtdışındayken evinin arandığını ancak iddianamede, “delilleri kaçırmaya çalıştı” denildiğini anımsatıyor.
18 aylık hapis cezasının ardından kurmay başkanlığı görevine döndüğünü ancak Türk Silahlı Kuvvetleri içinde “olumlu bakış açısı”yla karşılaşmadığını da anlatarak, şunları söylüyor:
“İlk başta bizim suçlu olduğumuz yönünde Silahlı Kuvvetleri’nde ciddi bir kanaat vardı. İddianame 6 ay sonra çıkıp içinin boş olduğu görülünce, bizi hapiste ziyarete geldiler. Cezaevinden çıktıktan sonra 6 ay daha görevde kaldım. Ancak bakış açısı nedeniyle emekliye ayrıldım.”

O tiyatroya katılmak istemedim
Daha önce çok zor koşullar altında Güneydoğu’da görev yaptığını, ancak son yıllarda yaşadıklarının çocuklarını ve ailesini daha fazla yıprattığına dikkat çekiyor. Duruşmalardan sadece birine, o da ifade vermek için katıldığını vurgulayarak, şöyle konuşuyor Güçlüer:
“Hapisteyken ‘cephedeyim’ dedim ve ders çalıştım. 18 ay ritim tutturdum. Davaya sadece bir kez, o da ifade vermek için gittim. O tiyatroya katılmak istemedim. Siyasi bir yargılama olduğu açıktı ve eninde sonunda Türk milletinin gerçeği göreceğini biliyordum. Tutuklanırken eşime, ‘1.5 yıl içeride kalırım’ dedim. Tam da dediğim kadar hapis yattım. Tam Yüksek Askeri Şûra’ya girecektim, askeri kariyer yapmışım, akademik kariyer yapmışım, yurtdışı görevlerinde bulundum, devletin önemli noktalarına doğru yürürken 2 ay kala sizi alıyorlar 30 yılı bir anda bertaraf ediyorlar. Bir anlamda bu Fethullah operasyonu başarıya ulaştı. Şimdi terörle mücadelede ne kadar genç insanlarımız şehit oluyor. Çünkü birçok insan kumpaslarla sistem dışına çıkarıldı. Bölgede Türkiye’nin aktörlük kabiliyeti, kurumsal kırılmalarla yok edilmeye çalışıldı. Bu da toplumsal ayrışmaya neden oldu. Geçmişi göründüğü kadar basit değil. Sosyolojik olarak incelemek gerekiyor. Devlet bağlamında amaçlarına ulaşmalarına ramak kalmıştı. Çok üzülüyoruz ancak Türkiye bu yaraları saracaktır.”

16 Aralık 2015 Çarşamba

Çekecektin niye gönderdin? / Lale Kemal

Türkiye'nin caydırıcılığı her daim tartışmalı bir konudur. Doğru belki, sınırın Suriye'ye yakın bölgesinden yapılan askeri saldırı tehdidi, baba Hafız Esad'ı caydırmış, yıllarca ağırladığı Öcalan'ı en nihayetinde ülkeden çıkartmasıyla sonuçlanmış olabilir.
 
 
Ne var ki, o dönem Amerikan ve İsrail istihbaratının ortak çalışması ve kovalamacası sonucu Öcalan'ın, en son sığındığı Kenya'daki Yunanistan Büyükelçiliği'nden Türkiye'ye 1999 yılı Şubat'ında getirilmesi mümkün olmuştur. Bizimkilere de, onu alıp askeri helikopterle Türkiye'ye getirmek düşmüştür. Bu olay, caydırıcılığın, yumuşak güç yani diplomasi gibi enstrümanların kullanılmadığı salt kaba askeri güç ile mümkün olmadığını gösteren binlerce örnekten biri. Ne var ki karar vericiler hiç ders almıyor, izleyegeldikleri politikaların doğurmakta olduğu ve bedelini toplumun ödemekte olduğu ağır sonuçlarının hesabını yapma gereği duymuyorlar.

2003 yılıydı zannediyorum, Türkiye, PKK'ya karşı önlemler aldığı gerekçesiyle Kuzey Irak bölgesine ilave asker yığdı, ülke sınırına yakın Bamerni'de üs kurmuştu zaten, orada varlığını halen sürdürüyor. Ne oldu, PKK salt askeri önlemlerle bitirildi mi? Yok. Askeri varlık bu anlamda caydırıcılık sağladı mı? Yok.
Şimdi de, IŞİD'in istilası altında olan Irak'ın Musul kenti yakınlarındaki Başika adlı ilçeye, yerel güçleri bu terör örgütüne karşı eğitmek amaçlı deyip, 25 kadar askeri araçla birlikte adeta istila kuvvetleri çağrışımı yapan takviye birlik sevkiyatı yapıldı. Irak yutmadı, “Bu kadar asker eğitim için olur mu?” deyip, en nihayetinde BM Güvenlik Konseyi'ne Türkiye'yi şikâyet edince Ankara geri adım attı ve miktarını açıklamadığı bir kısım askerini, Başika'dan Bamerni'ye kaydırdı. Burası, Ankara'nın arayı iyi tuttuğu Kuzey Irak Bölgesel Kürt Hükümeti'nin kontrolünde. Ama askeri konularda da Irak merkezi yönetimi ülkenin tümünde söz sahibi.

Ankara, Bağdat'ın artık ülkesindeki tüm Türk askeri varlığının sonlandırılmasını isteyebileceği bir ortamı Irak'a gümüş tepsiyle sundu.

Bu noktada cevap bekleyen sorulardan biri şu: Madem, amaçlardan biri, Türk askerlerini korumaktı, bir kısım askerlerin başka bir bölgeye çekilmiş olması onların korunmasında zafiyete yol açmayacak mı?
Dünya alem soruyor; sınırlarını IŞİD'in, savaşçı teminine, kaçak petrol sevkiyatına karşı koru(ya)mayan bir ülke, bu terör örgütüne karşı eğiteceğini söylediği yerel savaşçıların Musul'u geri almasını nasıl sağlayacak? Ya da bu kritik görevi, koalisyon güçleriyle birlikte planlama yolunu niye seçmedi? IŞİD'in işgal ettiği Musul'da ilk iş olarak konsolosluğu basma ve diplomatlar dahil 49 Türk'ü rehin alma eylemini neden önleyemedi, konsolosluğu koruyamadı?

IŞİD'in, Türk konsolosluğunu basıp Türkleri rehin almasıyla gelişen olaylar konusunda 14 Haziran 2014 tarihinde şöyle yazmışım:

“Türkiye, istihbaratta feci çuvalladı. Geldiğimiz noktada soru şu; sınır önlemlerini artıran, sınırın öteki tarafında arazide çatışmaların seyrini yakından takip ettiği varsayılan ve IŞİD'in, Suriye'deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi'ne daha birkaç ay önce yaptığı saldırı tehdidine karşı, ‘bu tehdit karşılıksız kalmaz, ordu teyakkuzda' gürültüsü koparan Ankara, bu örgütün Irak'a ilerlediğini nasıl görmedi? Daha geçen hafta Türk başkonsolosuna saldırı haberleri gazetelerde yer alırken Irak'taki Türk çıkarlarına IŞİD'in tehlike oluşturduğunu nasıl öngöremedi?” Türkiye, yumuşak güçle desteklenmeyen askeri caydırıcılık üzerinden ve de kendince kurnazca yürüttüğü politikalar yüzünden komşularla yeniden hasmane ilişkiler içine girdi, yalnızlaştı, işbirliği yapabileceği ülke kalmadı.

Rus uçağı dua gücüyle mi düşürüldü? / Ahmet Turan Alkan

Birbirine geçmiş gibi görünen iki olayı, basitleştirip ayırmadan olup biteni anlamak zorlaşıyor.
Bunlardan ilki hükümet işleridir. Hükümet, kendi yandaşlarına göre istikrarlı ve başarılı, muhaliflere göre hatalarla dolu bir yönetim gösteriyor. İkinci olay ise 17-25 vakasından sonra hükümetin Hizmet Hareketi'ne yönelik kavga başlatması ve halen süren imha operasyonudur.

Bu iki olay, ‘kim haklı, kim haksız' tartışmasına girmeden kolayca birbirinden ayırdedilebilecek niteliktedir. Hükümetin başarı veya başarısızlık karnesi ‘Hizmet' faktörü olmaksızın da değerlendirilebilir. Hükümetin Hizmet'e yönelik sürek avını anlamak için de ‘Ama bunlar hükümete darbe yaptılar' gerekçesini bir kenara koyup olgulara sükûnet ve tarafsızlıkla yaklaşmalıdır.

Böyle olmuyor; hükümet, başarılarını kendisiyle izah ederken hatalarını düşman kuvvetlere yüklemeyi seçiyor. Düşman kuvvetler listesi uzundur ve duruma göre değişiyor. Dış düşmanlarla başa çıkmak AKP yönetimi için problem değildir ve gerektiğinde İsrail'i, Rusya'yı, İran'ı, faiz lobisini, AB'yi dize getirebilir. Bu mantığa göre AKP'ye boyuna hata yaptıran paralel güçlerdir ve öyle ki, iki seneden beri inlerine girilip, evdeki çoluk-çocuğa kadar taciz edilmesine rağmen paralel kuvvetler hükümete hâlâ hata yaptırabilmekte, yanlış kararlar aldırabilmekte ve etkili olabilmektedir.

Bu saçma varsayıma kamuoyu inandırıldı; önceleri, “Daha neler, yok devenin pabucu” diye kenarda duran Doğan Grubu bile, “Hmm, evet öyleymiş, FETÖ'cülerin işi bu” diyerek, havuz ağzını benimsemeye başladı. Ve ilginçtir, insanlar Doğan Grubu'nu böyle davrandığı için eleştirmiyor, aksine, “Ne yapsınlar, dağ gibi vergi cezaları kapıda beklerken yiğitlik mi göstersinler?” diye mâzur görüyor!

Diyelim ki Hizmet Hareketi, hakikaten iktidarın kılcal damarlarına sızarak başta 17-24 kumpası olmak üzere Uludere rezâletinden Dink cinâyetine, Ergenekon kumpasından çözüm sürecine, TIR ve ÖSYM skandallarına kadar nice fesatlarla AKP iktidarını aldatıp tuzağa düşürdü ve yargılanması gerekiyor. Artık ‘Cemaat'in ifsadından kurtulduğuna göre iktidarın yargı işlerini hukuk tekniğine uygun şekilde yerine getirmesi gerekirdi. Oysaki, emniyet ve hukuk bürokrasisi baskı altına alınarak ancak dikta rejimlerinde görülen gaddarâne bir insan avı sürdürülmekte. Öyleyse maksat yargılamak filan değil, bir şekilde baskı altında ve hapiste tutmak ve yıldırmak.

Yandaş bir yazarın hakkında eleştiri yapmanın vatana ihanet saydığı ‘o güzelim Suriye politikası'nı vaktiyle hangi paralel ve bittabii alçak diplomatik odağın belirlediğini çok merak ediyorum; bu derece dikine duvara toslayan bir politikayı başkaca kim tasarlayabilirdi ki? Yakında Rus uçağının paralel desiseyle veya olmadı dua gücüyle vurulduğu yolunda yeni bir açılım bekliyorum; ki eli kulağındadır!

Eğer Hizmet Hareketi, yıllardır sürdürülen insan avına rağmen hâlâ hükümeti baştan çıkarıp ayağını kaydırmayı başarıyorsa ortada cevap bekleyen esaslı bir sual beliriyor: Bu kadar becerikli ve güçlü bir ihanet örgütü, şu meşhur 17-25 döneminde bir hafta içinde nasıl oldu da kâğıttan kaplan gibi tasfiye edilebildi; nasıl oldu da gözünü hırs bürümüş paralel çete, ‘17-25 Darbesi'ni yaparken kolayca etkisiz hale getirilip tasfiyeye uğradı?

Doğrularını geçtik, paraleller olmaksızın kendi başına şöyle eli-yüzü düzgün bir yanlış siyaset tasarlayamayan bir iktidarımız var, kadri bilinsin.

ABD Savunma Bakanı: “Türkiye’nin hem hava hem de kara gücü katkısını bekliyoruz”


ABD Savunma Bakanı: “Türkiye’nin hem hava hem de kara gücü katkısını bekliyoruz”
ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Türkiye'den IŞİD'le mücadele için sadece hava gücüne katkısını değil, "kara gücüne de katkı beklediklerini" açıkladı.
Türkiye’de bulunan ABD’nin İncirlik Askeri Üssü’ne ziyaret gerçekleştiren ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, IŞİD’le mücadele konusunda Türkiye’nin hava gücü desteğinin yanında kara gücü desteğini de beklediklerini açıkladı.

ABD, IŞİD’le mücadele konusunda Türkiye’den beklentisini en net dille açıkladı. İncirlik’te gelerek, burada görev yapan ABD ve koalisyon askeri birliklerini ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, yolda yaptığı açıklamada, Türkiye’nin İncirlik üssünü koalisyon güçlerine açmakla çok önemli bir rol üstlendiğini söyledi, ancak bunun yeterli olmadığı mesajını verdi. Carter, “Türk güçlerinin mümkün olduğunda hava ve kara gücüne katılmasını bekliyoruz” dedi.
Daha önce Amerikalı yetkililer, Türkiye’nin IŞİD’le mücadelede hava gücüne destek vermesini açık ifadelerle istemişlerdi. Ancak ilk kez Amerikalı bir üst düzey yetkili, Türkiye’nin IŞİD’le mücadelede “kara gücü” olarak alanda askeri destek vermesi beklentisini açıkça dile getirdi.

“TÜRKİYE SINIRINI KONTROL ETMELİ”

ABD Savunma Bakanı Carter, Türkiye’den bir başka önemli beklentinin ise, Suriye ile sınırının tam kontrolünü sağlaması olduğunu söyledi. Carter, “Türkiye’nin en önemli katkısı ise, coğrafyasının gerekli kıldığı, kendi sınırlarını kontrol etmesidir” diye konuştu.

İtalya Başbakanı Matteo Renzi, IŞİD (DAEŞ) tehdidi altındaki Musul Barajı’nın onarım ihalesini bir İtalyan şirketin kazandığını, barajın korunması için oraya 450 asker göndereceklerini açıkladı.

İtalyan devlet kanalı RAİ 1’de yayınlanan “Porta a Porta” programına dün akşam konuk olan Matteo Renzi, yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olan ve özellikle Bağdat’ı tehdit eden Musul Barajı’nın onarımını Trevi Group’un kazandığını duyurdu.


İtalya’nın, Peşmerge güçlerini eğitmek için daha önce de bölgeye askeri personel göndermiş olduğunu hatırlatan Başbakan Renzi, “Afganistan, Kosova, Libya’da askeri olan İtalya, eğitim faaliyetleri için zaten bulunduğu Irak’ta şimdi çok tehlikeli bir bölgenin kalbinde yer alan, İslam Devleti (IŞİD) sınırında bulunan ve yıkılması halinde Bağdat’ı yok edebilecek Musul Barajı’na ilişkin önemli bir görev için orada olacak. İhaleyi bir İtalyan şirketi kazandı, biz de oraya, ABD’li askerlerinin yanına 450 asker koyacağız” diye konuştu.

IŞİD karşıtı koalisyonda bulunan İtalya, ancak aktif olarak rol alma konusunda “temkinli” davranıyordu. ABD Başkanı Barack Obama dün yaptığı bir açıklamada, İtalya’nın da IŞİD’e karşı daha fazla şey yapacağını ve bunu da en riskli bölgelerden birinde yapacağını belirtmişti.

İtalyan basını da, Irak için hayati önem taşıyan Musul Barajı’nın korunması misyonuna katılarak, artık İtalya’nın IŞİD’e karşı ön planda mücadele vereceğini yazdı.

Irak’ta hali hazırda 750 İtalyan askeri görev yaparken, barajı koruyacak olan 450 askerin de birkaç hafta içinde bölgeye ulaşacağı kaydedildi.

2 MİLYAR DOLARLIK İHALE

Öte yandan İtalyan ANSA haber ajansı, 80 ülkede faaliyet gösteren Trevi Group’un, Musul Barajı’nın onarımı için kazandığı ihalenin 2 milyar Dolar değerinde olduğunu yazdı.

7 Ağustos 2014 tarihinde IŞİD’in eline geçen Musul Barajı, ABD’nin hava operasyonu ve Peşmerge’nin kara operasyonuyla 10 gün sonra yeniden el değiştirmişti.

Türkiye de, Irak’ın en büyük hidroelektrik santralinin bulunduğu Musul Barajı’na 12 kilometre mesafedeki Başika kampına geçtiğimiz günlerde askeri birlik sevk etmişti. Türk basınına yansıyanlara göre, bu şekilde Peşmerge’ye de destek veren Türkiye, IŞİD’in Başika üzerinden yeni bir hamle yapacağı istihbaratını aldı. Ancak Bağdat hükümetinin tepkisi üzerine Türk askerinin bir bölümünün, “yeniden tanzim” için 10 gün sonra Irak’ın kuzeyinde başka bir yere intikal ettiği açıklandı.

GÜNLÜK FAALİYETLER

14 Aralık 2015 tarihinde;
  1. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı:
    1. Karadeniz Uyumu Harekâtı’nda görevli TCG YILDIRAY, Batı Karadeniz’de karakol icra etmektedir.
    2. Birleşmiş Milletler UNIFIL Deniz Harekâtı’na iştirak eden TCG BOZCAADA Lübnan açıklarında karakol icra etmektedir.
    3. Harekât eğitim faaliyetlerinde toplam 44 gemi seyir icra etmiştir.

  2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı:
    12 adet F-16 ile Türkiye-Suriye hudut hattı boyunca devriye uçuşu icra edilmiştir.

  3. Sahil Güvenlik Komutanlığı:
    1. Bir adet arama kurtarma gemisi ile Ege’de keşif gözetleme görevi icra edilmektedir.
    2. Üç adet bot ve bir adet Mobil Radar ile Türkiye-Suriye deniz yan hududunda kontrol görevi icra edilmektedir.

  4. TSK unsurlarının Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı bünyesinde icra ettiği görevler:
    1. Rusya Federasyonu, Açık Semalar Antlaşması (ASA) kapsamında, 15-18 Aralık 2015 tarihleri arasında ülkemizde bir gözlem uçuşu icra edecektir.
    2. Rusya Federasyonu’na ait ASA gözlem uçağı ile gerçekleştirilecek olan uçuş esnasında, uçakta Rus uzmanların yanı sıra Türk yetkililer de hazır bulunacaktır.

  5. K.K.K.LIĞI HUDUT BİRLİKLERİ TARAFINDAN, HUDUTLARDA YASA DIŞI GEÇMEYE ÇALIŞIRKEN YAKALANAN ŞAHISLAR VE ELE GEÇİRİLEN MALZEMELER
    (14 ARALIK 2015)
    Bölge / Yer Yakalanan Şahıslar ve Ele Geçirilen Malzemeler
    Suriye Sınırı
    Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hudut Birlikleri tarafından, gün içerisinde; Suriye’den Türkiye’ye yasa dışı girmeye çalışan 691 kişi yakalanmıştır.
    Ayrıcı hudut hattında:
    - iki adet büyükbaş hayvan,
    - 100 karton sigara,
    - 60 kilogram çay,
    - dört adet cep telefonu ele geçirilmiştir.
    Yunanistan Sınırı
    Türkiye’den Yunanistan’a yasa dışı çıkmaya çalışan 47 kişi yakalanmıştır.
    Bulgaristan Sınırı
    Türkiye’den Bulgaristan’a yasa dışı çıkmaya çalışan 31 kişi yakalanmıştır.
    Yasa dışı geçiş teşebbüsünde bulunan 769 kişi kara hudutlarımızda, 291 kişi denizde/kara sularımızda yakalanmıştır.

ÖNEMLİ YURTİÇİ OLAYLAR

Tarih / Saat
14 Aralık 2015
Cereyan Tarzı
Tunceli / Hozat’ta icra edilen operasyonda; bir adet Kaleşnikof piyade tüfeği şarjörü, 30 adet fişeği ve bir adet el bombası ele geçirilmiştir.
Tarih / Saat
14 Aralık 2015
Cereyan Tarzı
Muş / Varto’da icra edilen operasyonda; üç sığınak içerisinde El Yapımı Patlayıcı yapımında kullanılan malzeme ele geçirilmiştir.
Tarih / Saat
14 Aralık 2015
Cereyan Tarzı
Gaziantep / Oğuzeli’nde, Türkiye’den Suriye’ye yasa dışı yollarla sınırı geçmeye çalışan DEAŞ Terör Örgütü üyesi yabancı uyruklu beş şahıs (biri çocuk) gözaltına alınmıştır.
Tarih / Saat
14 Aralık 2015
Cereyan Tarzı
Kilis / Elbeyli’de Suriye’den Türkiye’ye yasadışı yollardan geçmeye çalışan, DEAŞ Terör Örgütü mensubu dokuz şahıs (beşi çocuk) gözaltına alınmıştır.

28'inci Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Necdet ÖZEL, 15 Aralık 2015 Salı günü saat 11.30'da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi AKAR'ı ziyaret etmiştir.


Musul'da ABD, Halep'te Rusya, Diyarbakır'da ise... / Cengiz Çandar

En can alıcı konu, Kilis'in karşısında düşen "Azaz Koridoru"nu kesmek. Bu, Carablus-Azaz ya da Carablus-Mare arasında Türkiye-ABD işbirliğinde yapılması tasarlanan harekâtın da önüne geçecek.
Diyarbakır başta, Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırlarının yakınındaki “HDP’nin kalesi” niteliğindeki ve ezici çoğunlukla neredeyse bütün Kürt şehirleri birer “garnizon”a dönüşmeye başladı.
Ardı ardına gelen “sokağa çıkma yasakları”, “şehir kuşatmaları”, “mahallelerine kurulmuş barikatlar, kazılan hendekler”le ülkemizin bir bölümü fiilen “savaş alanı”na dönmüş durumda.
Asker ve polis kaynıyor ve halk, evini barkını terk ediyor; bir nevi “savaş alanı”nı boşaltıyor.
Bu arada, Musul’dan askerler çekildi mi?
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “çekilmeyecek” diye kestirip attıktan 48 saat sonra çekilebileceğini kimse aklına getiremezdi.
Ama, Başbakan Ahmet Davutoğlu, “askeri ihtiyaçlar nedeniyle çekildiğini” söyledi; Musul ve Başika yakınlarından gelen gelen bir takım haberler “çekilme”yi doğruluyor.
Gerçi bu tümüyle bir “geri çekilme” değil; bir miktar asker daha Başika’da kaldı. Çekilenler de, Kürdistan bölgesindeki Dohuk çevresinde konumlandılar. Ama, “siyasi açıdan” bakıldığında, söz konusu olan, tartışma götürmeyecek bir “geri çekilme”dir.
Ayetullah el-Uzma (Büyük Ayetullah) Sistani’den Şiî’lerin ateşli temsilcisi Muqtada Sadr’a, Türkiye’nin Şiî dünyası içindeki neredeyse tek dostu İyad Allavi’den Cumhurbaşkan Yardımcısı (bir önceki Başbakan) Nuri Maliki’ye kadar, “Irak Şiî camiası”nın neredeyse tümü Türkiye’ye tepki gösterdi.
Başbakan Haydar el-Abadi, Türkiye’nin Musul civarından geri çekilmesi için “Güvenlik Konseyi’ne başvurmak”tan söz etmişti. Bağdat’ta, Necef’te, Basra’da Türkiye aleyhine gösteriler yapıldı.
“İktidarın yanlış hesabının Bağdat’tan döndüğünü” yani Irak’ın merkezi hükümetinin Ankara’ya kararlı bir tepki ortaya koymasının sonucunda Musul’dan çekilmek zorunda kalındığını öne sürenler var.
İlk bakışta, Feridun Sinirlioğlu ile Hakan Fidan’ın Bağdat seferinin, Mesut Barzani’nin Ankara temaslarının ve en önemlisi Tayyip Erdoğan’ın “çekilmeyeceğiz” diye kesin bir dille kestirip atmasının, Türk askerini Musul yakınında tutmak için işe yaramadığı hükmüne varılabilir.
Ne var ki, Türkiye, Irak yani Bağdat’taki İran desteği altındaki Şiî iktidar karşısında geri adım atmış değil. Bu konuda bir yanlışa düşülmemeli.
İktidar, Amerika karşısında “geri adım” attı. Dolayısıyla, “Türkiye’nin Musul hamlesi Washington’dan geri döndü” hükmüne varmak daha doğru olabilir.
Bundan, yaklaşık yarım yıl önce, ta 26 Mayıs’ta Türkiye’yi dikkatle izleyen bir güvenlik uzmanı Aaron Stein “Türkiye’nin Irak’taki Zayıflığı, Nuceyfi’nin Zayıflığına Bağlı” başlıklı yazı kaleme almıştı. Yazısında Başika’dan söz etmişti ve Türkiye’nin Başika’ya gönderdiği “askeri eğitimci” sayısına varıncaya kadar, ayrıntılı bilgi verdiği yazısında, Amerika ile Türkiye arasındaki “taktik anlaşmazlıklar”a vurguyla, şöyle bir yorum yapmıştı:
“… Söylemde uyuşmakta olmalarına rağmen, ABD ve Türkiye farklı siyasi aktörlerle işbirliği yapıyorlar. Washington, mezhep farklılıklarını aşmak için Irak Başbakanı Haydar el-Abadi’yle yakın bir çalışma içinde iken, Ankara, Başbakan’ın Irak güvenlik kuvvetleri üzerindeki kontrolünü azaltmak için ona rakip bir siyasi hizip ile çalışıyor. Komşu Suriye’de olduğu gibi, Ankara ve Washington aynı amaçları paylaşıyorlar ama o amaçları elde etmek için büyük ölçüde birbirlerine zıt taktikler izliyorlar.”
Anlaşılan, Musul civarından şimdiki “geri çekilme”nin sebebi de budur.
Ankara, oldum olası, Cumhurbaşkanı Yardımcısı (Sünni) Usama Nuceyfi ve IŞİD karşısında Musul’u terk eden, kardeşi Athil Nuceyfi ile sıkı ilişki içinde. Irak’ta her iki isim için “Türkiye’nin adamı” sözünü hemen herkesten işitebilirsiniz.
Sünni Arap milliyetçisi olarak da bilinen Nuceyfi kardeşler, “Kürt karşıtı” olarak ün yapmışlardı ve 2010 yılında onları Barzani tarafı ile barıştıran ve uzlaştıran bizzat Ahmet Davutoğlu olmuştu.
Ne var ki, her iki isim, Sünni Arapların diğer unsurları tarafından dışlanmış durumdalar. Başika, Türkiye’nin Athil Nuceyfi’nin getireceği bir takım adamlara eğitim vermesi amacıyla oluşturuldu. Kimse, onu ciddiye almadığı için Türkiye’den eğitim için gönderilen 18-20 kişiyi de önemsememişti.
Son gelişmelerin ardından tanklar ve ağır silahlarla, daha büyük çapta bir askeri birlik Başika’ya kaydırılınca, bunu “siyasi mesaj” olarak değerlendiren Irak tarafları kıyameti kopardılar (aralarında Irak’ın KYB üyesi Cumhurbaşkanı Fuat Masum da vardı).
ABD, “ortakları ve müttefikleri” arasında ağırlığını Abadi’den yana koyunca, Erdoğan’ın “çekilmeyeceğiz” sözünün de hükmü kalmadı.
Türkiye’nin bölge siyaseti için asıl büyük tehlike, Suriye’de. “Musul hamlesi” zaten Suriye’de Rusya’nın Türkiye’yi zora sokmaya başlamasına karşı “Ortadoğu satranç tahtası”nın bir başka köşesinde, “Sünni Araplar ve PKK-PYD dışında Barzani liderliğindeki Kürtlerin hamisi” olma iddiasıyla yapılmıştı.
“Musul’dan geri çekilme”den de, Türkiye’ye daha ağır yara verdirecek bir gelişme, Halep çevresinde Rusya bombardımanıyla oluşuyor.
Rusya, son günlerde Halep ile Türkiye arasında kalan bölgede çok şiddetli bir bombardıman başlatarak, Türkiye ile desteğindeki Ahrar el-Şam başta olmak üzere, “muhalif güçler”in Halep’le bağlantısını kesmeye yöneldi.
Rusya’nın hava operasyonu, Afrin’deki –yani “Fırat’ın Batı’sı”na zaten geçmiş sayılan– PYD’nin yönetimindeki Kürt kantonundan ilerleyecek YPG’lilere ve Suriye ordusunun kara harekatına avantaj sağlamayı ve “Azaz Koridoru”nu kesmeyi öngörüyor.
Türkiye ile Halep çevresinin tüm bağlantısının kesilmesi sağlandığı ve Türkiye’nin desteğindeki “muhalif güçler” devre dışı bırakıldığı takdirde, bu kez, ağır Rus hava bombardımanının Türkiye’nin Hatay sınırının doğusuna, Bab el-Hava ve Cisr el-Şugur’a da yöneleceği ve İdlib’in muhasara altına alınacağından söz ediliyor.
Ama en can alıcı konu, Kilis’in karşısında düşen “Azaz Koridoru”nu kesmek. Bu, Carablus-Azaz ya da Carablus-Mare arasında Türkiye-ABD işbirliğinde yapılması tasarlanan harekâtın da önüne geçecek. Halep-Kilis arasından Türkmenlerin bölgeyi boşaltması sonucunu verebilecek.
Tam bu konu gayet ayrıntılı biçimde şu dönem Washington Institute’da çalışmalar yürütmekte olan Lyon Üniversitesi öğretim üyesi Fabrice Balanche, “The Struggle for Azaz Corridor Could Spur a Turkish Intervention” (Azaz Koridoru için Mücadele bir Türk Müdahalesini Tetikleyebilir) başlıklı değerlendirmesinde yer aldı.
AZAZ KORİDORU İÇİN MÜCADELE


Türkiye ya da Batılı müttefikler, kara gücüyle bölgeye müdahale etmezlerse, “Azaz Koridoru”nun kapanması, Türkiye-Halep bağlantısının kesilmesi ciddi bir ihtimal.
Böyle bir durumda, Türkiye politikasının önü Musul’da Amerika, Halep’te Rusya tarafından kesilmiş olacak.
Bir başka deyimle, Türkiye, Irak’ta Amerika’yı, Suriye’de Rusya’yı aşamıyor olacak.
Gelişmekte olan bu durumun Türkiye içindeki yansıması, “Suriyelileşme” veya “Gazze-Batı Şeria” görüntülerini her geçen gün daha acı verici biçimde gözümüze sokan, Diyarbakır’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de, Silvan’da ve başka Kürt-yoğun yerlerde yaşananlar.
Ülkemizin bir bölümü şiddet sarmalı içinde kan ağlıyor.
Diyarbakır’dan Irak ve Suriye sınırlarına kadar olan alanda yaşananlar, Halep-Musul ekseninde yaşanmakta olan gelişmelerin yansıdığı “daha geniş ekran”a bakarak anlaşılabilir.
Ankara, ülkemizin bir bölümünü “Halep-Musul ekseni”nin “cephe gerisi” olarak algılıyor. O eksende ister “taktik geri çekilme” veya “stratejik hamle” gerçekleştirmek için, aynı eksende kimi durumlarda Washington ile “askeri işbirliği” yapan, Rusya ve İran’ın desteğinden yararlandığını düşündüğü “aktör” ile Türkiye sınırlarının içinde savaşa girmiş durumda.
“Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olma” özdeyişini hatırlatan bir durum ile yüzyüze kalma tehlikesi…

Hava Kuvvetleri'nden Rus Uçağı Savunması: İktidarın Emrini Uyguladık


Hava Kuvvetleri, Orgeneral Abidin Ünal, Rus uçağı, düşürülen uçak, haberler
Sözcü Gazetesi, bugün "Aktrollerin hedefe koyduğu Hava Kuvvetleri'nden savunma: İKTİDARIN EMRİNİ UYGULADIK!" manşetiyle çıktı.
Gazete, haberinde "AKP yandaşları, Rus uçağı krizinin faturasını askere kesmek için linç kampanyası başlattı. Karargah ise siyasi sorumlulara dikkat çekti." ifadesine yer verdi.
"Aktroller, Hava Kuvvetleri komutanı Orgeneral Abidin Ünal'a saldırıyor. "İstifa et, yoksa Reis icabına bakar." tehdidi savuruyorlar." denilen haberde şu bilgiler yer aldı:
Erdoğan'ın düşürülen Rus uçağı için 'Pilotlarımız angajman kurallarını uyguladı.' demesinin ardından, Aktrol lakaplı AKP yandaşları hücuma geçti... Aktroller sosyal medyada Hava Kuvvetleri komutanı Ünal'a 'İstifa et' mesajları attı.
Hava Kuvvetleri'nden üst düzey bir komutan ise Sözcü'ye şu açıklamayı yaptı: "Angajman kurallarını siyasi otorite ilan etti. Biz de uyguladık. Uygulamasaydık görevi ihmal olurdu. Ülkenin sınırını ihlalin dakikası, saniyesi olmaz."

Bağdat: Başika'daki tüm askerler çekilmeli

Bağdat: Başika'daki tüm askerler çekilmeli















Irak, Türkiye'nin Musul yakınlarındaki Başika kampına 4 Aralık'ta sevk ettiği askerlerin bir bölümünü geri çekerek Kuzey Irak'ta ‘yeniden tanzim' etmesini yeterli bulmadı.
Bağdat yönetimi, Ankara'dan IŞİD'e karşı savaşacak grupların eğitildiği kamptaki tüm askerlerin çekilmesini istedi. Irak Başbakanı Haydar el İbadi'nin sözcüsü Saad al-Hadisi, dün Reuters'a yaptığı açıklamada, “Irak hükümetinin pozisyonu aynı. Türkiye, bu birliği uluslararası sınırlara çekmeli ve konuşlandırdığı askerleri yeniden tanzim etmemeli.” dedi. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Bağdat'ın sert tepkisinin ardından Türk askerlerinin önceki gün kuzeye intikal ettirilmesini ‘yeniden tanzim' olarak nitelemişti. Türkiye askerlerini geri çekerken Almanya ise dün peşmergelerin eğitimi için bölgeye gönderdiği uzmanların sayısını 150'ye çıkaracağını açıkladı.

Tunceli'de terör örgütlerine yönelik büyük operasyon

Tunceli'de 2 taburdan oluşan jandarma özel harekat timleri, Aliboğazı Vadisi'nde PKK'ya yönelik operasyon başlattı. Hava destekli operasyonların hedefinde vadide bulunan 150 kadar terörist var.

Tunceli'de terör örgütlerine yönelik büyük operasyon
Tunceli'nin Aliboğazı Vadisi'nde yürütülen operasyonda 1 terörist öldürüldü. Kobra helikopterlerinin de bazı bölgeleri yoğun ateş altına alıp, bombaladığı operasyon sırasında çok sayıda barınma sığınakları ve gıda depoları ele geçirildi. Operasyona 2 tabur jandarma özel harekat timinin katıldığı öğrenildi.



Tunceli'nin Çemişgezek ile Hozat ilçeleri arasında bulunan Aliboğazı Vadisi'nde kış üstlenmesine girdikleri belirlenen PKK ve TİKKO'luları etkisiz hale getirmek için güvenlik güçlerinin önceki gün başlattığı operasyonlar hava destekli olarak devam ediyor.



2 TABUR JANDARMA ÖZEL HAREKAT TİMİ KATILDI

Hava sıcaklığının gündüz eksi 10, geceleri de eksi 18 dereceye kadar düştüğü ve karla kaplı bölgedeki operasyon zorlu kış şartlarında devam ediyor. Tunceli Jandarma Komutanlığı'nın düzenlediği operasyona 2 tabur jandarma özel harekat timi katılırken, bugün bölgeye skorsky helikopterlerle yeni birlikler sevk edilerek, operasyonun alanı genişletildi. 



Operasyonda Aliboğazı Vadisi'nin Bozan Mevkiinde güvenlik güçleriyle çatışmaya giren 1 TİKKO'lu öldürülürken, çok sayıda barınma sığınakları ile gıda depoları ele geçirildi. Vadi içinde yaklaşık 150 teröristin bulunduğu belirtiliyor. Teröristlerin bulunduğu bölge kobra helikopterleri tarafından yoğun ateş altına alınarak, bombalandı. Bölgedeki operasyonlar devam ediyor.

Kayıp Uzman Çavuş'un eşi devlete seslendi

Kayıp Uzman Çavuş'un eşi devlete seslendi
Çocukları ile eşinin yolunu gözlediğini söyleyen Aygül Vardar, "Sağ salim gelmesini bekliyoruz. Bütün devlet büyüklerimizden bekliyoruz, onu getirsinler" dedi.

Şırnak'ın merkeze bağlı Yeniaslanbaşar Köyü Jandarma Karakolu'nda görevli iki uzman çavuş, geçen cumartesi günü, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi sınavlarına girmek için kent merkezine gitti.

Akşam saatlerinde birliklerine dönmeyen Uzman Çavuş Sedat Vardar ile diğer uzman çavuştan bir daha haber alınamadı. Kaçırıldığı sanılan askerlerin bulunması için çalışmalar sürdürüyor.

Kayıp uzman çavuşlardan evli, en küçüğü 3.5 aylık ve en büyüğü 17 yaşında olan 4 çocuk babası 36 yaşındaki Sedat Vardar'ın bir önceki görev yeri Balıkesir Ayvalık'ta oturan karısı Aygül Vardar'ın ise endişeli bekleyiş sürüyor.

Aygül Vardar, her gün İlçe Jandarma Komutanlığı'ndan bilgi aldığını son olarak iyi olduğu haberinin geldiğini söyledi. Devlet büyüklerine seslenen Aygül Vardar, "Bütün devlet büyüklerimizden bekliyoruz. Bir haber getirsinler, onu getirsinler. Canıyla uğraşıyor orada. Devleti korumak için hepimizi korumak için. Bulsunlar getirsinler. Bekliyoruz" dedi.

Şırnak'a gitmeden önce iki yıl Ayvalık'ta görev yapan Uzman Çavuş Sedat Vardar'ın yolunu gözleyen Aygül Vardar'ı, meslektaşlarının eşleri yalnız bırakmıyor. Geçen salı günü Aygül Vardar'ı yönetim kurulu üyeleriyle birlikte ziyarete giden Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği Başkanı İsa Arslan, "Kaçırılan meslektaşımızın her zaman yanındayız. Ailesi bizim ailemiz. Her zaman manevi desteğimiz sürecek. Gereken yardımı yapacağız. Biz bu konuda zaten tarafız. Her zaman teröre karşı tarafız. Meslektaşımızın en kısa zamanda kurtarılıp ailesine kavuşmasını bekliyoruz" dedi.

SÖZCÜ, Org. Büyükanıt’ın ifadesine ulaştı


İstanbul’daki evinde, 27 Nisan ‘e-muhtırası’yla ilgili ifadesi alınan Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt, dönemin Başbakanı Erdoğan ile yaptığı ‘sır görüşme’ için bu değerlendirmeyi yaptı
FOTO: SÖZCÜ 

5 Mayıs 2007’de Erdoğan ile Büyükanıt İstanbul Dolmabahçe’de ‘sır görüşme’ yapmıştı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen 27 Nisan e-muhtıra soruşturması kapsamında Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın verdiği ifadeye SÖZCÜ ulaştı. Büyükanıt iki sayfalık ifadesine şunları söyledi:
 
BEN KALEME ALDIM: Genelkurmay Başkanlığı yaptığım dönemde TSK’nın özellikle laiklik konusundaki hassasiyetini vurgulama amacını taşıyan 27 Nisan 2007 tarihli basın açıklamasına yönelik bugüne kadar bir çok spekülasyonlar yapılmış ve bir takım isnatlarda bulunulmaya çalışılmıştır. Bu basın açıklaması tamamıyla tarafımdan kaleme alınmış, TSK bünyesindeki hiç bir personel ve kuvvet komutanının katkısı, yayınlandığı ana kadar da haberi olmamıştır.

İRTİCAİ FAALİYETLER: O tarihte yürürlükte olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK)görevlerini belirleyen İç Hizmet Kanunu çerçevesinde, içinde bulunduğumuz ortamda Atatürk ilke ve inkılaplarıyla, özellikle laiklik ilkesi ile bağdaştırılması bile olanaksız faaliyetler konusunda TSK’nın hassasiyetini belirtmek, adli mülki makamların gereken hassasiyeti göstermeleri gerekliliğine işaret etme amacına yöneliktir.

YARGI “MUHTIRA DEĞİL” DEDİ: Böyle bir basın açıklamasında bulunulması, bir kısım çevrelerce iddia edildiği gibi kesinlikle yürütme organı veya anayasal düzenimize yönelik bir girişim değildir. Zaten bu husus yargı mercilerinin kararlarına da yansımış, açıklamanın bu şekliyle bir muhtıra olmadığı kesinleşmiştir..
DOLMABAHÇE İSTİSMAR EDİLDİ: Askeri darbe nitelemesini kesinlikle kabul etmem. Sadece özellikle laiklik ilkesini zedeleyici, ortadan kaldırıcı bir takım çevrelerin faaliyetlerinin tespitlerin iletilmesinden ibaret yazının bir anayasal suç olarak tasnifine de olanak bulunmamaktadır. Bu hassasiyet, Sayın Başbakan’a da iletilmiş olup, bu tutumun bile kamuoyunu yanıltma amacıyla istismar edildiği gerçektir.
HUZURLU BİR EMEKLİLİK: Huzurlu ve rahat bir emeklilik dönemi geçirmemi bile engellemeye yönelik bu türden girişimlerin maksatlı ve bir takım mülahazalarla rahatsızlık vermeye yönelik olduğu, asıl devletimizin organlarını töhmet altında bırakarak bir takım çıkarlar sağlayabilme arzusu olarak görmekteyim.

‘Babamın yüzüne bakmaya utandım’

Coşkun Başbuğ, kadın satmaktan, fuhuş çetesi yönetmeye ve şantajdan devleti satmaya kadar ağır suçlamalar yöneltildiğini söyledi.
Diyarbakır’da 7. Kolordu da hudut subaylığı görevini yapan İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, 2010’da emekli oldu. 2 yıl sonra ise İzmir’deki sözde casusluk operasyonu kapsamında, örgüt lideri olmak suçlamasıyla ilk gözaltına alınanlardan oldu. 2.5 yıl Buca F Tipi Cezaevi’nde yattı. Bu durumu “manidar” bulan Başbuğ, “Gözaltına alan polislere, ‘F tipi kumpasla f tipi cezaevine gönderildim. İyi sistem kurmuşsunuz’ deyince, ‘öyle diyorsanız öyledir’ diyerek güldü” yorumunu yapıyor.
Avukatları davayla ilgili bilgi istemesine karşın savcı, “gizlilik” gerekçesiyle talebi reddetmiş. Ancak gizli denilen bu belgeler ise dönemin Kanaltürk, Zaman, Taraf ve Bugün gazetelerinde, televizyonlarında yayımlanmış.
Davadan önce hiçbir mantığa dayanmayan 2 bin sayfalık iddianame hazırlandığını, iddianemenin güçlü görünmesi için her yolun seçildiğini vurgulayarak, “Bu iddianeminin ardından mahkeme heyetine ‘hepiniz yargılanacaksınız, bu yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz’ dedim. Mahkemeyi tanımadığımı söyledim. 2,5 yıl cezaevinde kaldım. Bir kez bile tahliye ve beraat talebinde bulunmadım. Mahkeme heyetiyle hiçbir maddi bağım olmadı” diye konuşuyor.
‘Tazminatı f tipi ödesin’
Tutuklanmadan önce tekne bakım onarım şirketi kurmak üzere olduğunu yabancılarla yaptığı anlaşmanın cezaevine girince bozulduğunu da kaydederek, “Tam işi sonlandırmak üzereyken maddi anlamda her şeyi kaybettim. Şu an bir şey yapmıyorum. Sadece emekliyim. Davanın sonuçlanmasını bekliyorum. Şubatta dengelere göre karar duruşması olabilir. Devlete karşı maddi tazminat davası açmayacağım. Ancak bu paralar F tipi örgütten karşılanacaksa sonuna kadar giderim” diyor.
Başbuğ, davaların başlamasının ardından babasıyla ilk karşılamasını da unutamıyor:
“Babamla ilk karşılaştığımda yüzüne bakamadım. Çünkü suçlamalara göre ‘kadın satıyorsun. Fuhuş çetesi yönetiyor tuzağa düşürüyor şantaj yapıyorsunuz. Devletinizi satıyorsunuz.’ Bu kadar suçlamalar çoğu kişiye ağır geldi. Tüm arkadaşlarımda küskünlük çok fazla. Bu davanın ülkeye kaybı çok. Milli gemi projesinin mühendisleri görevlerini bıraktı. Birisi Singapur’a gitti. Çok zor yetişen pilotlar ayrılmak zorunda kaldı. Emekliye ayrılanlar oldu. Bu davanın ardından yalnızlık hissiden dolayı çok kırılmalar yaşandı. Çoğu arkadaşıma ’oyuna gelmeyin istedikleri zaten bu. Görevlerinizi terk etmeyin dedim. Ama kalp kırıklığı fazla olunca maalesef ayrıldılar. Şu anda bizi görünce arkasını dönen, konuşmaktan korkan arkadaşlarım var. Bizi vebalı gibi görüyorlar. Buca Cezaevi’nde yatan tek kişi bendim. Bir kişi bile beni 2,5 yıl boyunca ziyarete gelmedi. Çok kişinin kaldıracağı bir yük değildir. Korku her şeyi yaptırıyor. Ben baştan beri birine güvenerek mücadeleye girmedim. Başıma bunların geleceğini bildiğim halde girdim. Bir şaşkınlık ve yılgınlık yaşamadım. İlk gözaltına alan polis şaşırdı. ‘Ne kadar rahatsınız, operasyonu biliyor muydunuz?’ diye sordu. ‘Bekliyordum’ dedim ‘10 yıldır bekliyordum’.”

15 Aralık 2015 Salı

Sahte delillerle yok edilen gelecekler

2010 yılında başlayan İzmir askeri casusluk soruşturması 357 kişinin yargılandığı bir davaya dönüştü. Bu dizi kumpas davasında yargılanan subayların hikâyelerini anlatıyor.
Tarihler 2010 yılının Ağustos ayını gösterdiğinde, İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne Amerika Birleşik Devletleri’nin Maryland eyaletindeki 108.3.215.165 IP numaralı haleizmirhale@hotmail.com adresinden bir ihbar geldi. İhbarda, bazı kişilerin üniversiteli genç kızları şantaj yoluyla askerlerle cinsel ilişkiye zorladıkları, bu yöntemle gizli belge ve bilgileri edindikleri yazıyordu.

Teknik izlemenin ardından ilk operasyon 2012’de yapıldı. Dönemin “özel yetkili” savcısı Zafer Kılınç tarafından yürütülen soruşturma kapsamında aralarında, dönemin Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Koramiral Veysel Kösele’nin de bulunduğu 49’u muvazzaf asker, toplam 93 kişi tutuklandı. Kılınç’ın 22 Ocak 2013’te kabul edilen iddianamesi 1937 sayfa ve 315 ek klasörden oluştu.

Çoğunluğu muvazzaf asker olmak üzere 357 kişinin yargılandığı mahkeme sürecinde de, sürekli hak ihlalleri, başta “Pandora” diye adlandırılan olmak üzere operasyonda ele geçirildiği savlanan dijital verilerin sahteliği konuşuldu. Ancak mahkemeler tutuksuz yargılanma taleplerini sürekli görmezden gelirken, dijital verilerin sahteliğine ilişkin raporları da dikkate almadılar.

MAĞDURLARIN ÖYKÜLERİ
Milli Gemi Projesi’nde (MİLGEM) “aktif - pasif sonar sistemleri”ni geliştirerek Türkiye Cumhuriyeti’nin milyonlarca dolarının kasasında kalmasını sağlayan Deniz Mühendis Yarbay Özhan Düzenli, İzmir’deki sözde casusluk davası kapsamında 3 Temmuz 2012 tarihinde gözaltına alındı. Düzenli, ifadesinin alınmasından bir gün sonra 4 Temmuz tarihinde ise serbest bırakıldı. Casusluk davasından tutuksuz yargılanan Düzenli’yle ilgili savcılık iddianamesinde, örgütün bilgi bankası olarak tanımlanan “Pandora” isimli veri tabanında adının geçmesi gerekçe gösterildi. “Suç örgütüne üye olmak ve devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmekle” suçlandı.

Düzenli’nin adresinde yapılan aramada ele geçirilen digital veriler ile ilgili olarak hazırlanan bilirkişi raporunda ise suç ve suç unsuruna rastlanılmadı. Savunmasında atılı suçlamaları kabul etmeyen Düzenli, casusluk davasında sanık olmasının ardından TSK’den ayrıldı. Havelsan’da işe giren Düzenli için MSB’den şahsi güvenlik belgesi istendi. Ancak MSB’nin bu talebe 6 ay boyunca yanıt vermemesi üzerine Düzenli buradaki görevinden de istifa etti. Yaşanan olaylar nedeniyle ülkesine küserek, Singapur Deniz Kuvvetleri’nden gelen danışmanlık teklifini kabul etti.

Türkiye’nin dışa bağımlı olduğu bu alanda Düzenli’nin çalışmaları ile milyonlarca dolarlık kaynağın yurtdışına çıkmasının engellendiği vurgulanıyor.

Deniz savaşlarında içerisinde çok önemli bir yere sahip olan sonar sistemleri, özellikle firkateyn, mayın avlama gemileri ve denizaltılar için vazgeçilmez sistemler olarak tanımlanıyor

Ortaklık bozulunca...
AKP’yle cemaat arasındaki çatlaktan su sızmaya başlamıştı. Fethullah Gülen Cemaati ve AKP iktidarı, yıllardır “birlikte yürüdükleri” yollarını ayırmaya başlayınca, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önemli görevler üstlenmiş subayları da suçlamalardan birer birer kurtulmaya başladı. Ardından da, bu dosya üzerinden askerlere kumpas kurdukları savıyla Fethullah Gülen Cemaati’ne yönelik İzmir merkezli çok sayıda ilde gerçekleştirilen operasyonlar geldi. Dönemin emniyet müdürleri, polisler, bürokratlar, bir zamanlar onların yattıkları koğuşlarda şimdi hak arıyor.

Milli Gemi, Milli Sonar Sistemi projelerini yürüten mühendisler, şizofreni konusunda dünya çapında buluşlara imza atan doktorlar, general ve amiral olmalarına kesin gözüyle bakılan subaylar, genç kızlar, “casus” ve “fuhuş” yaftasıyla yaşamları karartılanlar ise çarpıcı öyküleriyle karşımızda duruyor...

Dokuz kişilik katliam karartılmak istendi

1990’lı yıllar failleri ‘bulunamayan’ cinayetler dönemiydi. Muş’un Altınova beldesinde 9 kişinin yakılarak öldürülmesi dosyası da bu dönem yaşanan katliamlardan biriydi.

[Haber görseli]
3 Ekim 1993’te operasyon sırasında bir evde “yangın çıktı.” Mehmet Nasır Öğüt ile hamile eşi Eşref ve yaşları 3 ile 13 arasında değişen 7 çocuğun cesetleri kömürleşmişti.

Bugün hâlâ kanlı bir savaşın sürdüğü Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 90’lı yıllar, failleri herkes tarafından bilinse de “faili meçhul” diye adlandırılan cinayetlere sahne oldu.
Bu cinayetlerin arkasında devletin örgütlediği çetelerin olduğuna dair çokça bilgi, belge, yargı kararı var bugün elimizde. Bu bilgilerin ortaya çıkarılmasında yine “faili meçhul” bir cinayete kurban giden Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin çok büyük emeği vardı. Elçi’nin de aralarında olduğu insan hakları savunucularının, avukatların ve öldürülenlerin yakınlarının çabalarıyla 90’lı yıllarda işlenen insanlık suçlarına dair davalar açılabilmişti. Bu dava dosyalarında anlatılanlar insanlığın çektiği büyük acılardan bu toprakların payına düşenlerin özeti gibi.. Cumhuriyet, tamamı “sürgüne gönderilen” ve birçoğu beraat kararlarıyla kapatılan bu dava dosyalarını açıyor ve yaşanan acıları bir kez daha tarihe not düşüyor.

[Haber görseli]Muş’un Korkut Altınova beldesinde 3 Ekim 1993’de çıkan çatışmada Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Mustafa Uçar ile bir PKK’li hayatını kaybetti. Aynı gün köye düzenlenen operasyon sırasında bir evde “yangın çıktı.” Mehmet Nasır Öğüt ile hamile eşi Eşref ve yaşları 3 ile 13 arasında değişen 7 çocuğun cesetleri kömürleşmişti. Muş Başsavcılığı evi PKK’nin yaktığını savunarak dosyayı kapattı.

Olaydan 10 yıl sonra ailenin hayatta kalan tek ferdi Öğüt’ün kızı Aysel Öğüt, Korkut Başsavcılığı’na evin askerler tarafından yakıldığını belirten bir dilekçe verdi. Çatışmadan dönen askerler köy meydanında topladıkları halka ‘Bu gece köyünüzü yakacağız’ demişlerdi. O gece bir akrabalarının evinde kaldığını anlatan genç kadın “Pencereden baktım. Bir panzer evimizin penceresinin önünde durmuştu. Evin ışıkları yanıyordu ve bir anda evi ateş sardı. Dışarı çıktık, feryat figan yalvardık ama askerler bizi bırakmadılar, amcamın oğlu Remzi’yi dövdüler. Eve getirip onunla ilgilendik. Zannettik ki içindekileri çıkarıp öyle yakmışlar.”
Savcının sorguladığı Üsteğmen Hanefi Akyıldız, olayı ertesi gün duyduklarını söylerken; Özel Harekât Şube Müdürü Şerafettin Uz ile diğer şüpheliler de “görmedim”, “haberim yok” gibi ifadeler veriyordu. Olayla ilgili bilgi, belge ve kayıtların tamamı da jandarmada imha edilmişti. Öğüt ailesinin evi yanarken müdahale etmek isteyenlerin engellendiğini anlatan diğer tanıklar ise küçük çocukların pencere korkuluklarına tırmanmalarına rağmen evden dışarı çıkmalarına izin verilmediğini söylediler. Askerler, köyden ayrılırken belediye binasını taramış ve iki aracı da ateşe vermişlerdi. Savcılığın operasyona katılan asker ve polislerin isimlerinin bildirilmesi için yaptığı yazışmalarda da engeller çıkarıldı ve savcılığa “listelerin imha edildiği” bildirildi. Soruşturma 2013’te bitti ve Muş Başsavcılığı, 3 jandarma subayı ve bir özel harekâtçıya 9’ar kez “ağırlaştırılmış müebbet” istemiyle dava açtı. Muş’taki dava Kırıkkale Ağır Ceza’ya gönderildi. Hazirandaki duruşmada savcı, sanıkların 180-230 yıl arası hapsini istedi. 21 Aralık’taki duruşmada karar verilmesi bekleniyor.

Bir aileye mezar olan evin enkazı, Nusaybin Belediyesi’nin katkılarıyla müze yapıldı.
[Haber görseli]
Evlerini yakıp, kurşuna dizdiler

[Haber görseli]Tuğgeneral Mete Sayar, 1993’te bir gazeteye “Yufka yürekli komutan” başlığıyla yayımlanan bir röportajda “Bir köyün imamı bir eylem sırasında öldürüldü. Boynunda haç kolye çıktı. İmam bildiğimiz adam Ermeni çıktı” demişti. Sayar’ın bu sözlerinin sırrı 2013 yılında açılan Görümlü davasında ortaya çıktı. Savcı Tayyip Eroğlu’nun, 14 Haziran 1993’te 6 köylünün kaybedilmesi ile ilgili iddianamesinde olay şöyle anlatılıyordu:

Tuğgeneral Mete Sayar o tarihte Tekirdağ Ulaş’tan gelen piyade tugayı ile Kayseri’den gelen komando tugayına komutanlık ediyordu. PKK’nin 13 - 14 Haziran’daki saldırıları sonucu 5 er ile 1 uzman çavuşun şehit olmasının ardından Sayar, Görümlü taburuna 9 köylünün gözaltına alınması talimatı verdi. Askerler, Görümlü ve Koyunören köylerinden 9 köylüyü önce gözaltına aldılar, ardından evlerini yakarak köyden ayrıldılar. Köylülerden Özdemir ailesine mensup olanlar ile Ömer Kurtay ve Abdurrahman Kayek, Karakol Komutanı’nın “devlet yanlısı” olduklarını söylemeleri üzerine serbest bırakıldı. Ancak serbest bırakmadan önce bu kişilere yine de işkence yapılmıştı.

Tanıklara göre Mete Sayar “Bu şerefsizleri öldürün” emrini verdikten sonra taburdan ayrıldı. Askerler, Tabur Komutanı’nın emriyle içtima alanında köylüleri önce dövdüler. Bir yüzbaşı, bir üsteğmen, bir teğmen ile iki astsubay 6 köylünün dizlerinin aşağısından vurdu, ardından askerler tarayarak öldürdü. Cesetler bilinmeyen bir yere gömüldü. O dönem asker olan Yusuf Özdemir, ifadesinde askerlerin yaralı köylüleri Land araçlarına bağlayarak dolaştırıldıklarını anlatıyordu. Özdemir, “Köylülerden birinin boynunda haç vardı. Bu haçı alarak bir başka köylünün boynuna taktılar” dedi. Öldürülen köylülerden biri Süryaniydi ve ondan alınan haç kolye, köy imamının boynuna takılmıştı.

Yakınlarının dönmediğini gören ailelerin savcılığa yaptıkları başvuru sonuçsuz kaldı. Savcılık “köylülerin dağa gittikleri” gerekçesiyle takipsizlik kararı vermişti. Ancak aradan yıllar geçtikten sonra Mete Sayar, Albay Hasan Basri Vural ile 4 subay hakkında açılan dava 2 yıl sürdü. Şırnak’tan Ankara’ya nakledilen davada Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi ‘delil yetersizliğinden beraat’ kararı verdi. Dava halen Yargıtay’da...

14 Aralık 2015 Pazartesi

Dört ülkenin hava kuvvetleri İncirlik'te toplantı yaptı

Suriye ve Irak'ta IŞİD'e karşı operasyon yürüten koalisyon güçlerinin merkezi haline gelen Adana'daki İncirlik Hava Üssü'nde ABD, Türkiye, İspanya ve Katar Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevlileri, uçuş ve yer güvenliği toplantısı yaptı.

Her ülkenin uzman askeri yetkilisi, birer sunum gerçekleştirdi.

İncirlik Hava Üssü'ndeki güvenlik toplantısına ABD'nin 39'uncu Taktik Grup Komutanlığı, Türk Hava Kuvvetleri 10'uncu Tanker Üs Komutanlığı, Katar Hava Kuvvetleri ile İspanya Patriot Birimi ekibi katıldı.

ABD SAVUNMA BAKANI YARIN İNCİRLİK'TE

ABD Savunma Bakanı Ashton Carter'ın da yarın üsse moral ziyaretinde bulunacağı bildirildi.