4 Temmuz 2011 Pazartesi

Tüma. Sinan Ertuğrul'la İlgili ŞOK İDDİA?

Tüma. Ahmet Sinan Ertuğrul, Genelkurmay'ın servis ettiği gibi kahraman bir komutan mı yoksa oğuzyurdu. com'un iddia ettiği gibi gemisini karaya oturtan, zevk düşkünü birisi mi?
Beceriksiz bir subay mı yoksa bir kahraman mı?

2. Balyoz iddianamesi kapsamında hakkında yakalama kararı çıkan Tümamiral Ahmet Sinan Ertuğrul'la ilgili Genelkurmay, geçtiğimiz 30 Haziran günü bir fotoğraf yayınlamıştı. O fotoğrafta Balyoz sanığı Tüma. Sinan Ertuğrul bir kahraman gibi sunulmuştu. Genelkurmay'ın yakalama kararının çıkmasından sonra Tüma. Sinan Ertuğrul komuta ettiği savaş gemisini internet sitesinden servis etmesi, yargıyı etkileme teşebbüsü şeklinde yorumlanmıştı. Çünkü ertesi gün bazı gazeteler ve internet siteleri Balyoz sanığı komutanı kutsallaştırmışlar ve bir kahraman gibi sunmuşlardı.
Ve gelelim yukarıdaki soruya... Beceriksiz bir subay mı yoksa bir kahraman mı?
Oğuzyurdu.com sitesinde Balyoz sanığı Ahmet Sinan Ertuğrul'la ilgili dün çok çarpıcı iddiaların yer aldığı bir haber yayınlandı.
O haberde Tüma. Ertuğrul'un komuta ettiği gemiyi karaya oturtarak Türkiye'yi uluslarası camiada komik duruma düşürdüğü iddia ediliyor ve kendisiyle ilgili çok ilginç bilgiler yer alıyor.
İşte oguzyurdu.com'da Tüma. Ahmet Sinan Ertuğrul'la ilgili o analiz;
Tümamiral Ahmet Sinan Ertuğrul ismi 30 Haziran günü Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yayınlandı sonrasında ise gazetelere ve birçok haber sitesine manşet oldu.
 
KOMUTAN ÜZERİNDEN YARGIYI ETKİLEME TEŞEBBÜSÜ
Manşetlerde yapılan ortak vurgu, daha bir kaç gün öncesine kadar Türkiye adına uluslararası kuvvetleri yöneten bir komutanın görevinden döner dönmez "darbeye eksik teşebbüs" iddiasıyla tutuklu olarak yargılanacağı oldu. Üstelik Genelkurmay olayı daha da ajite etmek için 'gemisini karaya oturtan' komutana olmadık başarılar ithaf etti.  Ancak komutan üzerinden kamu vicdanını ve bağımsız yargıyı etkileyerek toplum mühendisliği yapmaya çalışan Genelkurmay yine çuvalladı: Öyle bir komutan seçmişti ki Ziya Paşa'nın tabiriyle ayinesi işiydi. Nitekim bu sözde komutan, işi becerememiş ve gemisini batırmış bir komutandı.
 
İşte size Genelkurmay'ın ve malum medyanın dümene geçirdiği komutan Ahmet Sinan Ertuğrul...
2010 yılı Yüksek Askeri Şura'da terfi ettirilerek Tümamiral yapılan Sinan Ertuğrul ismini geçen yıl gazetelerden duymuştuk. Tümamiral "Somali'deki korsanlarla mücadele operasyonu" kapsamında Aden Körfezi'ne göreve gönderilen birliğin komutanı idi. Türkiye'nin son dönemde uluslararası alanda gösterdiği başarılı tablonun etkisiyle uluslararası Birleşik Görev Gücü'nün ( CTF 151) komutası Türkiye'ye verilmişti. Sinan Ertuğrul da bu görevin başındaydı. Komutan bu görev sırasında zor bir sınav verdi. Aralarında ABD, İngiltere, Pakistan, Fransa gibi NATO ve Avrupa Birliği'ne bağlı ülkelerden oluşan Birleşik Görev Gücü'nün yönetimini Tümamiral Ahmet Sinan Ertuğrul üstlendi, ancak ne yazık ki görevi sırasında büyük bir başarısızlık göstererek uluslararası arenada Türkiye'nin adına leke süren bir tablo ortaya koydu.
 
SAVAŞ GEMİSİ KARAYA OTURDU
4 Ekim 2010 tarihinde TCG GÖKÇEADA savaş gemisi MOMBASSA 'da liman çıkışında karaya oturdu. Olayın ayrıntılarına inilecek olursa Kenya Mombasa Liman çıkışı esnasında TCG Gökçeada köprü üstünde gemi komutanı DZ.Kur.Yb. Cihat Aşan, yanındaki Tümamiral Sinan Ertuğrul'un kendisinin komuta etmesini engellemesi nedeniyle gemiye gereken manevraları yaptıramamıştı. Sonuçta karaya oturan gemi kendi imkanları ile kurtulamadığı için beş adet çekici çağırılmıştır. Pervaneleri parçalanan, en kritik ünitelerinden sonar sistemi çalışmaz hale gelen TCG Gökçeada çekilerek limana yanaştırılmıştır.
 
UYKUSU BÖLÜNÜYOR DİYE GEREKLİ HAZIRLIKLAR YAPILMAMIŞ
Bu skandalın ortaya çıkmasında Tümamiral Sinan Ertuğrul'un göz yumduğu çok kritik bir ihmal önemli rol oynamıştır.  Normalde her seyir öncesinde "Seyir Emniyet Brifingi" yapılması gerekirken SNGM-2 (Somali) seyri öncesi hiç emniyet brifingi yapılmamıştır.  Çünkü gemi komutanı  Dz.Kur.Yb.Cihat Aşan' ın Tüma. Sinan Ertuğrul ile gezmekten bu işlere ayıracak vakti kalmamıştır.  Her seyir öncesi saat ayarı ve gemi düdüğü kontrolü yapılırken Amiral Sinan Ertuğrul gürültüden rahatsız oluyor diye Somali seyrinin hiçbir aşamasinda bu işlemler yapılmamıştır. Bu işlemler sabah 7-8 civarlarında yapılmalıdır ve o saatlerde amiralimizin uyku saatleridir.  Kaza sonrası rapor süreçlerini iyi yöneten Tümamiral Sinan Ertuğrul kendi ihmallerini kapatmak adına kuvvettin görevlendirdiği heyetin başkanlığını da yapmıştır.
 
GEMİNİN KARAYA OTURMASI ULUSLARARASI MECRADA ALAY ESPİRİ KONUSU OLMUŞ
Sonuç olarak ağır hasar alan TCG Gökçeada Aksaz' da havuzlanmıştır ve gemi ciddi bir bakıma alınmıştır. Uluslararası Birleşik Görev Gücü'nün komutanının gemisinin karaya oturması operasyona katılan tüm ülkelerde ve uluslararası denizcilik mecralarında espri konusu yapıldı. Karaya oturan gemide görevine devam edemeyen Tümamiral Sinan Ertuğrul TCG GAZİANTEP gemisinde göreve devam etti.
 
"BORNOZLU AMİRAL" İDDİASI
Amiralin uluslararası alandaki bu başarısına (!) müteakip internette bir "Bornozlu Amiral" fırtınası esti. İnternette yayınlanan klipte 2 bayan deniz subayının dertleşmelerinden bir kesit alınmıştı. Yüzbaşı Aslı Küçükali ile Yarbay Pınar Bağcıoğlu arasında geçtiği anlaşılan görüşmede, Aslı Küçükali, kendisini Tuğamiral Ahmet Sinan Ertuğrul'un seyir sırasında tek başına odasına çağırdığını, odada amirali bornozuyla görünce çok korktuğunu, bunu kimseye anlatamadığını, bu yüzden bunalıma girdiğini anlatıyordu. Çaresiz subayın konuşmasından yaşadığı tacizin etkisinden kurtulamadığı anlaşılıyordu. Aslı Küçükali Amiral'i şikayet etmeyi çok düşünmüştü ancak "amirali korurlar olan bana olur" düşüncesiyle amirali bir türlü şikayet edememişti. Kim bilir  TCG Gaziantep'te görevli subaylar Dz.Tğm. Türkan Bahtiyar ve Dz.Ütğm. Pınat Boduroğlu konuşabilselerdi, komutanın yaptığı tacizi onlar da anlatacaktı.
 
AMİRALLE İLGİLİ ŞOK İDDİALAR?
Sinan Ertuğrul, Deniz Kuvvetleri personeli arasında "keyifçi" komutanlardan birisi olarak bilinir. Sefere çıkmadan evvel kendisi için şampanyalar, kilolarla çikolatalar, içkiler, bornozlar, kıyafetler aldıran bir komutandır. Uğradığı her limanda da ikmalden kendisine özel yöresel hediyelik eşyalar aldırır. Sefer dönüşünde amiralin kolilerce hediyelik eşyası olur ve amiral bunlara beş kuruş para vermez.
 
TÜYLER ÜRPERTEN İDDİALAR
Tüma. Ertuğrul' un CTF 151 komutanlığı süresince harekat yönetmek yerine savaş gemilerini kendi özel yatı gibi kullandığı ve 3 ay boyunca sefa sürdüğü dilden dile dolaşmaktadır. Geminin atış kontrol radar kamarasını kendine özel spor salonu yapmıştır. Bir harp gemisinin işleyişini kendi sefası için bozarak gürültüden rahatsız olduğu için gemide anons yapılmasını, dahili muhabere yapılmasını yasakladığı, köprü üstünde personelin gemi emniyetini tehlikeye atma pahasına hareketlerini kısıtladığı, uyku saatlerinde en ufak gürültü olmasın diye gemiyi adeta dondurduğu ve sabahları saat 9-10' dan önce kalkmadığı herkesin malumudur. Amiral, helikopter harekatında dahi gemide anons yapılmasına izin vermemiştir, bu nedenle helikopter harekatlarını riske sokmuştur.
Mesleğindeki başarısı, kişilik durumu ortada olan amirali kamu vicdanını, hakim ve savcıları etkilemek için kullanmak Genelkurmay'ın düştüğü içler acısı durumu göstermek için yeterlidir. Emrindeki evli bayan subaya niyeti bozan, komutasındaki gemiyi karaya oturtan, her türlü keyfi uygulamayı yapmaktan çekinmeyen bir komutanın kahraman olarak lanse edilmesi Genelkurmay'ın başaramadığı sosyal mühendislikler kervanına ilave edilecek olaylar arasındaki yerini alacaktır.

Tuğgeneral Tüm Manisa'yı FİŞLEMİŞ

EMASYA Planı için istihbarat raporu hazırlatan Tuğgeneral Naim Babüroğlu bir skandala imza attı.
Manisa'daki akademisyenleri, okulları, yurtları ve dershaneleri irticacı diye fişledi. Manisa'daki yemin töreninde Mehmetçik annelerini kışlaya sokmayan Tuğgeneral Naim Babüroğlu'nun EMASYA Planı'nı nasıl suistimal ettiği ortaya çıktı. Babüroğlu, kentteki akademisyenlerin de aralarında bulunduğu yüzlerce kişiyi ‘cemaatçi' diye fişlemiş. Tuğgeneral Naim Babüroğlu'nun Manisa 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı yaparken hazırlattığı EMASYA Planı için yüzlerce kişiyi fişlediği ortaya çıktı.

Skandal plan, Balyoz Darbe Planı'nın ortaya çıkmasının ardından geçtiğimiz yıl iptal edilen EMASYA Protokolü'nün nasıl suiistimal edildiğini de gözler önüne serdi. EMASYA Planı için istihbarat raporu hazırlayan Babüroğlu, Manisa'daki tüm cemaatleri ve tarikatları mercek altına almış. Devletten izin alarak kurulmuş onlarca öğrenci yurdunu da tek tek fişlemiş.
Celal Bayar Üniversitesi'ndeki çok sayıda akademisyeni ‘cemaatçi' diye fişleyen Babüroğlu, Manisa ve ilçelerindeki dersane ve özel okulları da sahipleri ve yönetim kurulu üyelerine varana kadar fişlemiş. Hukuk dışı istihbaratla toplatılan fişleme bilgilerini de EMASYA Planı'na gerekçe yapmış.

PLANA ‘UYGUNDUR' İMZASI
Tugay'ın Avcı Eğitim TaburKomutanı Piyade Yarbay E. C. tarafından Haziran 2006'da hazırlanan plana Babüroğlu tarafından “uygundur” imzası atılmış. 2007 yılında da bağlı bölüklere gönderilen plana göre Avcı Eğitim Tabur Komutanlığı'na bağlı 3 EMASYA Bölüğü kurulmuş. 1'inci EMASYA Bölüğü Gördes, Demirci, Köprübaşı ve Gölmarmara ilçelerinden sorumlu tutulurken, 2'nci EMASYA Bölüğü'nün sorumluluk sahası Manisa merkez ilçe olarak belirlenmiş. 3'üncü EMASYA Bölüğü'nün sorumluluk bölgesi olarak da Akhisar ilçesi tespit edilmiş. 11 adet ek'in yer aldığı planda en dikkat çekici bölüm ise EK-C olarak belirtilen ‘İSTİHBARAT' bölümü oldu.
TARİKAT VE CEMAAT: İRTİCAİ ÖRGÜT
İKK Subay Vekili Piyade Üstğm. O. A. imzalı İstihbarat Raporu'nda aşırı sol örgütlere yüzeysel olarak değinilirken, irticai örgütler olarak nitelendirilen tüm cemaatler ve tarikatlar ise detaylıca anlatılıyor. ‘Aşırı sol örgütler' analizinde hiçbir isme yer verilmezken, irticai örgütler başlığı altındaki analizlerde tüm isimler anlatılıyor. Ayrıca bugüne kadar hiçbir şiddet eylemi ya da silahlı eyleme katılmamış Nurcular, Süleymancılar, Nakşiler ve Kadiriler, Hizbullahterörörgütüyle aynı kefeye konuyor.


HER AY İSTİHBARAT TOPLATMIŞ
EMASYA Planı'nda yer alan istihbarat raporu, fişlemelerin nasıl yapıldığını da ele veriyor. Babüroğlu'nun sadece EMASYA planının uygulandığı zamanlarda değil diğer zamanlarda da her ay düzenli istihbarat toplattığı raporda görülüyor. İstihbarat toplama talimatı planın ‘İstihbarat Rapor Sistemi” başlıklı bölümünde şöyle anlatılıyor: “Konu ile ilgili olarak elde edilecek istihbarat bilgileri, normal zamanlarda (EMASYA planının uygulanmadığı zamanlarda) İKK. İSÖZ. her ayın üçüncü haftasında Tugay K.Lığına gönderilecektir. İKK.İSÖZ; EMASYA Planı'nın uygulandığı zamanlarda ise her gün saat 17.00'de duruma göre engeç saat 23.00'a kadar gönderilecektir.” EMASYA için hazırlanan istihbarat raporunda “Manisa Tarımının Türkiye'deki Yeri” bile analiz ediliyor. Buna göreManisa, çekirdeksiz kuru üzümde Türkiye'nin yüzde 76'sını, yaş üzümde yüzde 37.76'sını, tütünde yüzde 28'ini, pamukta yüzde 20'sini, zeytinde ise yüzde 7'sini karşılıyor. Bu bilgilerin toplumsal olaylara müdahale için hazırlanan EMASYA planında neden yer aldığına bir anlam verilemiyor.
İşte istihbarat raporunda yer alan fişlemeler
NURCULUK
Yeni Asya Grubu: Manisa merkezinde “İlim ve Kültür Vakfı” ile “İlim ve Kültür Kitapevi” organizesiyle faaliyetlerini yürütmektedirler. Esnaf sanatkarlardan oluşan yaklaşık 1000- 1500 kişilik bir taraftarı bulunmaktadır.Üniversiteöğrencilerinin barındığı iki adet özel yurt bulunmaktadır. Özel Ege Kültür ve Eğt. Org. İnş. Turizm San. Ve Tic. A.Ş. 1999 tarihinde... Yeni Asya Grubu'nca kurulmuştur. Vakıf Başkanı Halil Köprücüoğlu, yardımcısı Ahmet Katsöz, üyeleri İhsan Sel, Rıza Akçalı, Ahmet Özkılıç'tır. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nde görevli Prof. Dr. Mahmut Kaplan, Prof. Dr. Nadir Özkuyumcu, Doç. Dr. Adem Ceylan, Yrd. Doç. Dr. Kenan Erdoğan ve Yrd. Doç. Dr. Rıza Bağcı isimli öğretim görevlilerinin Nurcu/ Yeni Asya Gurubu görüşünü benimsedikleri, Yeni Asya Grubu'na eleman kazandırmak amacıyla üniversite öğrencilerine propaganda ve baskı uyguladıkları tespit edilmiştir.
Kırkıncı Hoca Grubu: İlimiz ve özellikle Akhisar ilçemiz başta olmak üzere yaklaşık 500-750 civarında taraftarının olduğu bilinmektedir. Manisa ve Akhisar'da Hilaliye Vakfı'nın şubeleri bulunmaktadır.
Fethullah Hoca Grubu (Zamancılar): Özel Körfez Dersanesi, Özel Şehzade Mehmet Lisesi ve Özel Saadet Kız Lisesi adı altındaki eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yanı sıra dershane, vakıf ve yurt alanında faaliyetlere de ağırlık verdikleri, Manisa'da Tempo FM adında mahalli bir radyolarının bulunduğu, yaklaşık 5000 civarında taraftarının olduğu tahmin edilmektedir. Körfez ve Şehzade Mehmet Lisesi, Bilen İşletmecilik Özel Eğt. İnş. ve Tic. Paz. A.Ş. tarafından kurulmuştur. Şirketin kurucuları Orhan Gençtürk, Halil Gülerman, Rüştü Başaran, Cemalettin Baştuğ, Nusret Muğla'dır. Özel Ufuk Lisesi (Haziran 2004'te kapatılmış olup yerine dershane açılacaktır)Melen Özel Eğt. San.Tic. Ltd. Şirketi tarafından kurulmuştur. Kurucuları Hasan Ortaç, Mustafa Baydar, Arif Bakkaloğlu, Mustafa Duru'dur. Feza Eğt. ve Kültür Vakfı Başkanı Tahsin Çanbel, Yardımcısı Mahmut Kılınç, üyeleri Yunus Yılmaz, Ersan Başaran,Mustafa Karakaşlar,Mustafa Yerkazanoğlu, Mehmet Pakdemirli'dir. Yayınları, Zaman Gazetesi, Manisa İl Temsilcisi Mustafa Topçuoğlu'dur.
SÜLEYMANCILIK
İl İlçe Lideri: Manisa Ali Hancıoğlu Vakfı Başkanı Arif Çilpiloğlu, Yardımcısı Naim Erbaş, Üyeleri TurgutGÜRDEL, S.Oğuz ÜstelMetin Çil'dir.Türkiyegenelinde olduğu gibiManisa'da da Kurs Okul Talebelerine Yardım Derneği (KOTYD) adı altında fakir öğrencileri okutmak veAtatürkİnkılaplarını tamamıyla kaldırılmasını hedef alan çalışmalar yaptığı, Manisa ve ilçelerinde yaklaşık 5000-6000 civarında taraftarları olduğu tahmin edilmektedir.
NAKŞİBENDİLİK
İskenderpaşa Cemaati: Manisa'daki faaliyetlerini “Sancak Çevre Ahlak ve Kültür Derneği” adı altında sürdürdüğü, ayrıca “Artı Dersanesi Ltd. Şti” ortaklarının belirtilen gruba mensup oldukları tespit edilmiştir.Manisa ilinde yaklaşık 1000 kişilik taraftarları olduğu değerlendirilmektedir.
İsmailağa Cemaati: Manisa ilinde faaliyetlerini “Merkez Efendi Vakfı” adı altında sürdürdükleri, Manisa ilinde yaklaşık 400 kişilik bir taraftarının olduğu değerlendirilmektedir.Manisa Merkez SakaryaMahallesi'nde bir binanın kiralandığı bu binada ilköğretim çağındaki öğrencilerin barındırıldığı, din eğitimi verildiği, sorumlusunun Fahrettin Celen isimli şahıs olduğu öğrenilmiştir.
Adıyaman Menzil Dergahı: Manisa'da özellikle doğu kökenli vatandaşlar arasında yaygın olan tarikatın yaklaşık 3000 civarındamensubunun bulunduğu, aylık olarak yayımlanmakta olan Semerkand dergisinin dergâh mensuplarınca kondu, grup mensuplarınca zaman zaman Adıyaman Menzil'e gezilerin düzenlendiği tespit edilmiştir.
KADİRİLİK
Haydar Baş Grubu: Yayın organlarından Yeni Mesaj gazetesine abone kazandırmak ve ulusal yayın yapan Meltem televizyonunun izleyici kitlesini artırmak için çaba sarf ettikleri, tarikatın ilimizde tahmini olarak 1000 civarında taraftarının bulunduğu 2001 yılı içinde Bağımsız Türkiye Partisi'ni kurup, Manisa'da taban oluşturma faaliyetlerine devam ettiği, bahse konu partinin ilimizde Merkez, Akhisar, Ahmetli, Gölmarmara, Kula, Salihli, Saruhanlı ve Turgutlu ilçelerinde teşkilatı vardır.

IŞIKÇILIK
Stratejik Eylem Anlayışı: Teokratik esaslara dayalı şer'i düzeni getirmek için iktidara gelme şansı en yüksek olan sağ partiyi desteklemektedir. Manisa ilçelerinde 1500-2000 kişi civarında mensubunun olduğu tahmin edilmektedir.
Başörtülü annelere tel örgüden yemin töreni izletti
Babüroğlu'nun adı 2008 Kasım ayında Mehmetçiklerin yemin töreninde yaşanan başörtü skandalıyla gündeme gelmişti. Manisa 1. Piyade Er Eğitim Tugayındaki yemin töreninde Babüroğlu, 40 yaşın altındaki Mehmetçik annelerini kışlaya sokmamıştı. Başörtülü genç anneler tel örgülerin ardından yavrularının yemin edişini göz yaşlarıyla izleyebilmişti.
Babüroğlu ile ilgili çarpıcı bir iddiayı da Yeni Akit gazetesi ortaya atmıştı. Dünya Kiliseler Birliği'ne bağlı Boyd&boyd Ministries isimli ABD Merkezli Hristiyan Cemaatin listesinde Naim Barbüroğlu ismi yer almıştı. Gazete, Babüroğlu'nun Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne başvurarak Antakya'daki Barbüroğlu soyadını taşıyan akrabalarının aksine soyadını Babüroğlu olarak değiştirdiğini öne sürmüştü.

‘En büyük asker bizim ask er' sloganına kanmayın uyarısı
EMASYA Planı'nın “Görevlendirilen Askeri Birliklerin Hareket Tarzı” başlıklı bölümünde çok ilginç bir de talimat yer alıyor. Mehmetçiğin müdahale sırasında ‘gaza' gelmemesi için şu uyarı yapılıyor: “Aşırı akımlar kendilerine taraftar sağlamak veya taraftarlarını cesaretlendirmek için “asker bizimledir” kanısını yaratmaya çalışabilirler. Aşırı uçların sebep olduğu olaylarda Sb. Astsb ve Erlerin nümayişçiler tarafından omuzlara alınmasına kesin olarak müsaade edilmeyecektir. Böyle bir duruma düşmüş kişilerin hemen yardımına koşarak bu çeşit gösteriler önlenecektir. “En büyük asker bizim asker” sloganına karşı hazırlıklı olunacaktır.

Jandarma komutanı Hopa'daki o fotoğrafı savundu: Geçidi tutuyorduk

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın seçim otobüsüne 31 Mayıs günü taşlı saldırı düzenleyen eylemcilere müdahale etmeyen Hopa İlçe Jandarma komutanından ilginç bir savunma geldi.

Yüzbaşı Halit Çalmuk, 'Türkiye bu fotoğrafı konuşuyor' başlığıyla manşetlere taşınan olaylar sırasında kendisine verilen görev gereği 'geçidi tuttuğunu' söyledi. Müfettişlerin yürüttüğü idarî soruşturmada, Metin Lokumcu'nun kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi de masaya yatırıldı. Polis, biber gazlı müdahalesi öncesinde, 'Astım ve kalp rahatsızlığı olanlar uzaklaşsın.' diye birçok defa uyarı yapmış.

Başbakan'ın seçim otobüsünün taşlı sopalı saldırıya uğramasıyla başlayan olaylarla ilgili müfettişler incelemelerini tamamladı. İki mülkiye bir polis başmüfettişi ile bir yarbaydan oluşan dört kişilik müfettiş grubu şimdi açılan idari soruşturmada raporunu hazırlıyor. Müfettişler olayda sorumlu görevlilerin tek tek ifadesini aldı. Artvin Valisi Mustafa Yemlihaoğlu'nun müfettişlere, Başbakan Erdoğan'ın ziyareti öncesi tedbirlerin en ince ayrıntısına kadar planlandığını söylediği öğrenildi. Yemlihaoğlu'nun, "Başbakanımızın miting yapacağı alan parke taş döşeliydi. Olabilecek gösterilerde bu taşların sökülerek saldırı amaçlı kullanılabileceğinden üzerini asfaltla kaplattım." dediği belirtildi.

Müfettişler soruşturmada, jandarmanın olaylara müdahale etmeyerek seyirci kaldığı iddialarını da mercek altına aldı. İddiaları gündeme taşıyan fotoğraf ve görüntüler basın yayın organlarından temin etti. Görüntülerde, olaylar sırasında yol kenarında bekleyen jandarmaların, göstericilere en ufak bir müdahalede bulunmadığı görülüyordu. Görüntülerin incelenmesinin ardından Hopa İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Halit Çalmuk'un ifadesi alındı. Çalmuk'un müfettişlere oldukça ilginç bir savunma verdiği ortaya çıktı. Jandarma Komutanı, olaylara seyirci kalmasını, güvenlik planlamasında kendisine 'geçidi tutma görevi' verilmesine bağladı. Çalmuk'un, "Başbakan'ın mitingi öncesi yapılan güvenlik planlamasında bana geçidi tutma görevi verildi. Ben emrimdeki askerlerle geçidin güvenliğini sağladım. Bana başka bir görev verilmedi." dediği öğrenildi. Çalmuk'un garip savunması ve ifade sırasında takındığı tavır üzerine müfettişlerle arasında gerginlik yaşandığı da belirtildi. Eylemcilere müdahale etmeyen Çalmuk görevden alınarak Erzurum Jandarma Bölge Komutanlığı görevine atanmış, yerine İl Jandarma Karargah Bölük Komutanı Jandarma Yüzbaşı Uğur Çağlar getirilmişti.

Müfettişlerin yürüttüğü idari soruşturmada, Metin Lokumcu adlı emekli öğretmenin kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiği olaylarda polisin orantısız güç kullanıp kullanmadığı da masaya yatırıldı. Polisin biber gazlı müdahalesi öncesinde, 'müdahale edileceği ve astım ve kalp rahatsızlığı bulunan kişilerin uzaklaşması' yönünde birçok defa uyarılarda bulunduğu idari soruşturmada saptandı. Olayların ardından görevden alınan Artvin Emniyet Müdürü Muhsin Armağan ise Başbakan'ın mitingi öncesinde her türlü tedbirin alındığını savundu. Armağan, çevre illerden gelen Çevik Kuvvet'le birlikte Hopa'da yaklaşık 250 Çevik Kuvvet'in görev aldığını bildirdi.

Çukurca'da çatışma: 1 astsubay şehit


03.07.2011

Hakkâri'nin Çukurca ilçesi kırsalında güvenlik güçleri ile PKK'lı teröristler arasında çıkan çatışmada, Astsubay Kıdemli Başçavuş Kalender Özdemir (38) şehit oldu.

Arazi tarama çalışmaları sırasında açılan ateş sonucu şehit düştüğü öğrenilen şehit astsubayın, 18 yıldır Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görev yaptığı öğrenildi. Kırıkkale'nin Hasandede beldesinde ikamet eden Özdemir'in yakınları, şehit haberinin alınması üzerine evlerine dev Türk bayrağı astı. Babasını yıllar önce kaybeden Özdemir, Furkan ve Kübra adlı (11) ikiz çocuğa sahipti. Torunlarının yetim kaldığını söyleyen 74 yaşındaki şehit annesi Hüsniye Özdemir, evinin önünde gözyaşlarına boğulurken, sinir krizi geçirdi. Şehit annesi, "Kurban olurum yavrum, ciğerim sana nasıl kıydılar, seni bekliyorduk, şimdi yetimlerim ağlıyor." diyerek ağıtlar yaktı.
Şehit Özdemir'in cenazesi, Ankara'dan alınarak namazın kılınacağı Kırıkkale'nin Yeni Mahalle semtindeki Ata Tepe Camisi'ne getirildi. Cenazesinin getirilişi sırasında eşi Alev Özdemir ile 11 yaşındaki ikiz çocukları Furkan ile Kübra gözyaşlarına boğuldu. Törene katılan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, şehidin eşi ve çocuklarına başsağlığı dileyerek, teselli etmeye çalıştı. İl Müftüsü Bekir Gerek'in kıldırdığı cenaze namazının ardından şehidin naaşı bir süre omuzlarda taşındıktan sonra top arabasına kondu. Tabutun cenaze aracına konulduğu sırada şehidin ikiz çocukları Kübra ile Furkan asker selamı ile babalarına son görevlerini yerine getirdi. Cenaze, Hasandede beldesindeki aile mezarlığında toprağa verildi.

Emekli Tümgeneral Nogaylaroğlu ile birlikte iki subay tutuklandı

02.07.2011

Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında İstanbul Adliyesi'nde sorgulandıktan sonra tutuklanması talebiyle dün gece geç saatlerde mahkemeye sevk edilen 5 askerden 3'ü tutuklandı.
Soruşturma kapsamında dün bir grup emekli ve muvazzaf asker, Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi. Çırağan Caddesi'ndeki savcı ve hakimlerin kullandığı kapıdan Merkez Komutanlığı'na ait sivil plakalı bir araçla giriş yapan askerler, soruşturmayı yürüten özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar tarafından sorgulandı. Savcılıkta ifade veren 5 asker, akşam saatlerinde tutuklanmaları istemiyle İstanbul Nöbetçi 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Mahkeme, Tümamiral Erdem Caner Bener, emekli Tümgeneral Ahmet Bertan Nogaylaroğlu ve Albay Aziz Yıldız'ın tutuklanmasına karar verdi. Bir yarbay ile bir albay ise serbest bırakıldı. Son tutuklamalarla, soruşturma kapsamında cezaevine gönderilenlerin sayısı 28'e çıktı.

Tümgeneral Arıkan: Ses kaydı montaj

02.07.2011

Genelkurmay İstihbarata Karşı Koyma Komutanı Tümgeneral Mutlu Arıkan, önceki gün internet sitelerine düşen ses kaydının 'montaj' olduğunu savundu.

Tümgeneral Mutlu Arıkan, ilk olarak dailymotion.com isimli internet sitesinde yayınlanan ses kaydıyla ilgili kısa bir açıklama yaptı. Söz konusu ses kaydının kendisine ait olmadığını iddia etti. Kasetin montajlanıp oluşturulduğunu aktaran Arıkan, ses kaydını devam eden davaları etkilemeye yönelik girişim olarak değerlendirdi. Kasetin şahsını ve kurumunu küçük düşürdüğünü belirten Arıkan, kişilik haklarının ağır şekilde ihlal edildiğini aktardı. Kasetteki konuşmaların kendisine ait olduğu yönündeki haberleri de eleştiren Arıkan, sözlerini şöyle devam ettirdi: "Herhangi bir araştırma yapılmadan, kanuna aykırı bir şekilde oluşturulan bu kaydın, internet ortamında yayınlanması, konuşmaların tarafıma aitmiş gibi gösterilmesi, evrensel basın ilkeleri ve etik değerlere aykırıdır."
Söz konusu ses kaydında şu ifadeler kullanılıyordu: "Poyrazköy'deki mühimmatı yazıma rağmen kaldırmadılar. 'O belgeleri başkaları koymuş' diyorsunuz. Kardeşim telefon görüşmelerini de mi başkaları yaptı? (...) Bunlar saf ve bunları hep kandırmış siviller. Kullanmışlar... Yani biz bilmiyor muyuz Kent Otel'e gidip bilmem ne yapıp yemek yemeyi, oturup konuşmayı? (...) Mustafa Dönmez falan var, adam kilit, konuşmuyor. Ulan p... de ki, 'ben bunu işte ticari maksatla yaptım, menfaat, para, silah satacaktım.' Onu da söylemiyor."
 
Bu arada, Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mehmet Haberal, avukatları aracılığıyla ses kaydına ilişkin açıklama yaptı. Haberal, 'Hurşit Tolon ve Şener Eruygur'u kullanarak Kent Otel'de gizli toplantılar yaptığı' iddialarının gündemi değiştirmek amaçlı olduğunu savundu.

Ergenekon'a 'devlet sırrı' kalkanı

02.07.2011

Genelkurmay İstihbarata Karşı Koyma Komutanı Tüm-general Muharrem Mutlu Arıkan'a ait olduğu iddia edilen ses kaydı önceki gün internete düşerken, kayıttaki Ergenekon itirafları kamuoyunda şok etkisi yaptı.
 
"Bunların yayınlanması uygun değildir.' diye yazmışız. O da tutanağa geçirmiş ve dolayısıyla onları koymamış oraya. Daha neler var..." şeklindeki sözler, soruşturma sürecindeki sıkıntıları da gözler önüne serdi. Şüphelilerde bulunan binlerce belge Genelkurmay'a sunulmuş, ancak 'gizli' denilerek çoğunun dava dosyalarına girmesi engellenmişti. En dikkat çekici örneklerden biri Genelkurmay danışmanı olduğu ileri sürülen Nuran Yıldız'ın notlarıydı. TSK, 'Askerî casusluk ve şantaj' çetesinden çıkan 165 bin belgeyi de 'gizli' saymıştı. Ergenekon davasının üçüncü iddianamesinin klasörlerinde ise 214 'çok önemli' belge 'sır' olarak kaldı.
Ergenekon soruşturması sürecinde yapılan operasyonlarda özellikle Genelkurmay'a ait çok sayıda belge ele geçirildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sorduğunda da Genelkurmay kendisine ait belgelerin çoğu için, 'TSK'ya ait olduğu ve içeriği itibarıyla yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgilerden olduğu' şeklinde cevap verdi. Ancak zamanla bu belgeler arasında Türkiye'yi sarsan bilgiler çıktı. Bunun çok yakın örneği Zaman gazetesinde yayımlanan dönemin Genelkurmay İstihbarat Şube Müdürü Albay Turgut Ak'ın imzası olan belge. 'Gizli' ibareli belgede, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ'un, danışmanı Nuran Yıldız'ı parti liderlerine göndererek seçim sürecini yönettiği öne sürülüyor. CHP, DYP ve Anavatan'a Meclis'e girmemeleri yönünde talimat verildiğini gözler önüne seren belgede, Başbuğ, dönemin Anavatan Partisi lideri Erkan Mumcu'ya özetle şu mesajı iletmiş: "Anayasa Mahkemesi'yle konuştuk, AKP'yi kapatacaklar. Erdoğan, Gül ya da Arınç'tan biri seçilirse TSK müdahale edecek. Yeni oluşum sözü veriyoruz."

Bu belge kendisine sorulan Genelkurmay, 'gizli' cevabı vermişti. Ancak daha sonra emekli Albay Levent Göktaş'a ait olduğu iddia edilen 51 No'lu DVD'de çıkınca Ergenekon dava dosyasına girmişti. Yine aynı şekilde, 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' belgesinin ofisinde bulunduğu avukat Serdar Öztürk'ten de 70 adet gizli belge çıktığı dosyada yer aldı. Bu belgeler içinde 'Kaos Planı' çıkmıştı. Ergenekon ana davası tutuklu sanığı emekli asker Fikret Emek'ten elde edilen iki adet klasör içinde çok gizli belgeler olduğu bildirilen ağzı mühürlü bez torbalar dava dosyasından çıkarılarak adli emanete alınmıştı.

CASUSLUK DAVASINDA 165 BİN BELGE 'SIR' OLDU
Ergenekon terör örgütü soruşturmasını başlatan İstanbul Başsavcı Vekili Zekeriya Öz'ün talimatıyla, 9 Nisan 2008 tarihli tutanakta şu bilgiler yer alıyor: "Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülmekte olan 2007/1536 soruşturma kapsamında soruşturma savcısının talimatları ile soruşturma kapsamında elde edilen 'ÇOK GİZLİ' belgelerin bulunduğu görevsizlik kararına bağlı iki klasör ile 13 adet CD'nin torba içerisinde ağzı mühürlü olarak Genelkurmay Başkanlığı'na gönderilmesine..."

Yargılaması süren 'Askerî casusluk ve şantaj' iddianamesinde devletin güvenliğini tehlikeye sokacak 165 binden fazla belge çeteden çıktı. Genelkurmay, bu belgelerin yayınlanmamasını istedi. Savcılık, bu belgeleri adli emanete kaldırdı. Öte yandan Ergenekon davasının üçüncü iddianamesinin 185 klasöründe 214 'çok önemli' belge ise 'sır' kapsamında dava dosyasına girmedi.

Ergenekon davası tutuksuz sanığı İşçi Partili Hayati Özcan'ın İzmir'deki ev ve ofisinde ele geçen 4 adet CD'de çıkan belgeler de Genelkurmay'a sorulmuştu. Genelkurmay, belgelerin 'TSK'ya ait olduğunu ve içeriği itibarıyla gizli kalması gerektiğini' bildirmişti. Bu belgeler arasında '2004 yılı Ege Bölgesi ve yurtiçi, yurtdışı bölücü, yıkıcı, irticai, azınlık ve misyonerlik faaliyetleri takibi çizelgesi', 'Okul, dernek, vakıf, dershane isimleri' ve 'Karargah Evleri konulu 5 sayfalık belge' de bulunuyordu.

Gözaltına alınacakları Yassıada ve İmralı'ya taşımakla görevli

01.07.2011

Hakkında yakalama kararı çıkarılan Türk Deniz Görev Grubu Komutanı Tümamiral Sinan Ertuğrul'un, Balyoz Güvenlik Harekat Planı'nın Ankara bölge koordinatörü olarak görevlendirildiği belirtiliyor.
 
Ertuğrul'un ayrıca, gözaltına alınacak hassas şahısların İmralı ve Yassıada'ya gönderilmesi konusundaki planların hazırlanmasında görevli olduğu ifade ediliyor. İddianamede yer alan bilgilere göre Ertuğrul, Kaos Planı davasının tutuklu sanığı Albay Dursun Çiçek, Poyrazköy sanıkları emekli Albay Levent Bektaş ve Tuğamiral Levent Görgeç'le yoğun telefon görüşmeleri yapıyor. İddianamede, Tümamiral Ertuğrul'un 'Personel Görevlendirme.doc' isimli belgede Balyoz Planı'nın Ankara bölge koordinatörü olarak görevlendirildiği anlatılıyor. Balyoz Planı dahilinde kurulan 'Operasyon timlerine' dağıtılmak üzere 17 Glock marka silahın hazırlandığı bildirilen ve isim belirtilmeyen yazının Ertuğrul'a hitaben kaleme alındığı değerlendiriliyor. Ertuğrul'un Gölcük Donanma Komutanlığı'nda yapılan aramada elde edilen 'ankarakol.doc' isimli belgede, Suga Harekat Planı'nın uygulamasına tepki gösterebilecek amirallerin takip edilmesi amacıyla Ankara Birlik Komutanlığı'nda görevlendirilen personel listelerinin oluşturulmasında görevlendirildiği aktarılıyor. Bu arada, 7'si general 8 sanık haklarında çıkarılan 'yakalama' kararına itiraz etti. İddianamenin kabulüyle, Korgeneral Turgut Atman, tümgeneraller Güngör Nedim Kurubaş, Beyazıt Karataş, Bülent Kocababuç, tuğgeneraller Mehmet Eldem, Mustafa Erhan Pamuk, Tümamiral Sinan Ertuğrul ve Albay Mehmet Örgen hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı.

Hakkari'de mayın patladı: 1 asker şehit


01.07.2011

Hakkari'nin Çukurca ilçesinde Haskel Dağı'nda arazi arama-tarama çalışmaları sırasında araziye yerleştirilen mayının patlaması sonucu Uzman Çavuş Metin Koza şehit düştü.
Şehidin cezanesi, memleketi Elazığ'da bugün İzzetpaşa Camii'nde cuma namazını müteakiben kılınacak cenaze namazının ardından defnedilecek. Bölgede başlatılan operasyonda terörist grupla sıcak temas sağlandı. Çatışmada bir asker de yaralandı.

Tümgeneralden şok itiraflar

01.07.2011

İnternete düşen ses kayıtlarına bir yenisi daha eklendi. dailymotion.com adlı video paylaşım sitesinde yayınlanan ve Genelkurmay İstihbarata Karşı Koyma Komutanı Tümgeneral Muharrem Mutlu Arıkan'a ait olduğu iddia edilen ses kaydında, Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarıyla ilgili şok itiraflarda bulunuluyor.
Tümgeneral Arıkan olduğu iddia edilen kişi, Ergenekon soruşturması kapsamında bulunan cephanelikler ve askeri mühimmatın TSK'ya ait olduğunu aktarıyor. Kendisinin mühimmatlarla ilgili sorumlu birimleri uyardığını belirtiyor.

Tümgeneral Muharrem Mutlu Arı-kan'ın ismi Balyoz davası kapsamında Gölcük'te çıkan belgelerle gündeme gelmişti. Vakit Gazetesi'nden Yener Dönmez'in iddiasına göre Arıkan, Genelkurmay tarafından Gölcük belgelerini medya üzerinden sulandırma faaliyetinde görevlendirilmişti. Arıkan'ın komutanı İstihbarata Karşı Koyma birimi, Genelkurmay'dan dışarıya bilgi sızdırılmasını engellemek amacıyla kurulmuştu. İşte o ses kaydı:

BİZİM BİLMEDİĞİMİZ BİR ŞEY YOK: İkinci iddianamenin ekleri hangi klasörde ne var, hepsini şimdi şey yapıyoruz. Yani bizim bilmediğimiz hiçbir şey yok içerisinde. İddianamenin içerisinde geçenleri zaten ek olarak koymuş.
Bu kadar doküman, bu kadar bilgi, belge neden toplanır? Ne bileyim işte Şener Eruygur'un bilgisayarından çıkar? Ne işi var? Niye Hurşit Tolon'un bilgisayarında durur bunlar? Niye yani? Niye bende yok da onda var?
'O belgeleri başkaları koymuş diyorsunuz' Ee kardeşim telefon görüşmelerini de mi başkaları yaptı? Senin hiç görüşmemen gereken insanlarla da görüşmüşsün yani.

SİVİLLER BUNLARI KULLANMIŞ: Vallahi de billahi de bunlar saf ve bunları hep kandırmış siviller. Kandırmış derken, kendi amaçları doğrultusunda kullanmışlar. Yani şimdi biz asosyal insanlar mıyız? Biz bilmiyor muyuz bir Kent Otel'e gidip bilmem ne yapıp yemek yemeyi veya bilmem nereye gidip bilmem kimle beraber oturmayı? Yaşar Büyükanıt'la ilgili ne kadar hastaneye gitmişse, bütün hastane kayıtları ne kadar işte ilaç almışsa, o ilaçlar tek tek, gün gün kayıtlar tutmuşlar. Hurşit Tolon'dan çıkıyor bunlar. Yaşar Büyükanıt'ın eşi kiminle samimiymiş? Salak, ne gerek var!

DAHA NELER VAR NELER! Bak iddianamenin eklerine bir sürü tutanak vardır. Orada 'bunların yayınlanması uygun değildir' diye biz yazmışız. O da onları tutanağa geçirmiş ve dolayısıyla onları koymamış oraya. Daha neler var da!
Önceden, bize gönderildi. 'Bunların içinde askeri bilgi var mı? Yayınlanmasına yönelik sakıncalı olduğu bilgi belge var mı' diye. Biz onların hepsini inceledik. Daha iddianame ortaya çıkmadan önce gönderdik onları. 'Bunlar kesinlikle işte devletin gizliliği ile ilgilidir. Yayınlanması sakıncalıdır' diye. Daha onlar falan girmiş değil yani iddianamenin eklerine.

GÖMÜLÜ MÜHİMMATLAR KONUSUNDA UYARDIM: Daha önceden bunlara müdahildik. Onlara dikkat edin, şunları yapın, bak şurada silah var, bak burada mühimmat vardı. Bana cevaplar geldi, işte 'hiçbir silahımız eksik değildir, hiçbir mühimmatımız eksik değildir.' Şak diye önlerine koydum. Buyurun dedim, ben göndermişim, karşılığında bana cevap gelmiş; 'Her şeyimiz tamam. Bir sıkıntımız yok' diye.
 
SİLAHLARI SATACAKTIM DESENE: Mustafa Dönmez falan var, adam kilit konuşmuyor. Ulan p.. de ki, 'ben bunu işte ticari maksatla yaptım, menfaat, para, silah satacaktım.' Onu da söylemiyor. Tabii, bütün bu olayların içerisinde, Ergenekon'a terör örgütü diyebilmeleri için olayın içinde şiddet ve cebir olması lazım. Bugüne kadar bunları bulamıyorlardı, ama son iki üç dalgada, bu Mustafa Dönmez'ler çıktı.

Bilvanis fişlemesini itiraf edip, suçu Fırtına'ya attı

01.07.2011

İkinci Balyoz iddianamesinin bir numaralı sanığı Orgeneral Bilgin Balanlı'nın, Bilvanis Çiftliği'ne yönelik fişleme talimatının dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına tarafından verildiğini söylediği ortaya çıktı.

İddianamede yer alan savcılık ifadesinde Balanlı, Bilvanis Çiftliği ile ilgili ilginç bilgiler veriyor. Eskişehir'de 2006 Ağustos ayında göreve başladığını anlatıyor. Çiftlikle ilgili medyada yer alan haberlerin ardından, 2003 yılında Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK) bulunan emekli bir hava kuvvetleri komutanı ile konuştuğunu belirtiyor. Şöyle diyor: "Bana görev yaptığı süre içinde MGK'da Bilvanis çiftliği ile ilgili görüşme yapıldığını, bu görüşme sonrası Hava Kuvvetleri'ne talimat verildiğini ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan istihbarat çalışmalarına yardımcı olmasının istendiğini söyledi. Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından havadan keşif yapılarak fotoğraflarının çekilmesi istenmiş ve 2003 yılından sonra bu çiftliğin Hava Kuvvetleri'nin Eskişehir'deki ilgili birimleri tarafından keşif amaçlı uçuşlar yapılmış ve bununla ilgili Hava Kuvvetleri'ne rapor verildiğini, 2008 veya 2009 yılında önüme gelen bilgi notu içeren rapordan öğrendim."

Orgeneral Balanlı'nın ifadelerine göre 2003 yılında MGK'da yer alan dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına. Fırtına, 27 Ağustos 2003 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı ve 30 Ağustos 2005'te emekli oldu.

Füzeler hedefi ıskalayınca 50 milyon dolarlık yatırım boşa çıktı

 01.07.2011

Milli Savunma Bakanlığı, Fransa'ya sipariş verdiği 19 bin kısa menzilli füzenin hedefi vurmadığını tespit edince anlaşmayı feshetti. Füzeler için 50 milyon dolar yatırım yapılarak Elmadağ'da kurulan yedi tesiste yedi yıldır hiçbir şey üretilmediği ortaya çıktı.

Kara Kuvvetleri Komutanlı- ğı'nın 19 bin adet kısa menzilli füze ihtiyacını karşılamak için Milli Savunma Bakanlığı ve Fransız MBDA firması ile yapılan 400 milyon Euro'luk anlaşmanın ardından yaşanan skandalların ardı arkası kesilmiyor. Teslim edilen füzeler, hedefi vuramayınca Türkiye ve MBDA mahkemelik olmuş ve sözleşme iptal edilmişti. Sözleşmenin feshedilmesiyle 50 milyon dolarlık yatırımın da çöpe gittiği ortaya çıktı. Alınan füzeler için kurulan tesis de tam 7 yıldır atıl durumda. Makine Kimya Endüstrisi Kurumu'nun (MKEK), Elmadağ'daki tesislerinde proje kapsamında yeni füzelerin üretimi için kurulan tesis boş bekliyor. 50 milyon dolarlık tezgâhlarda 7 yıldır hiçbir şey üretilmedi.

Milli Savunma Bakanlığı ile Fransız MBDA şirketi arasında imzalanan anlaşma kapsamında Türkiye, proje bedelinin dörtte üçüne yaklaşan 280 milyon Euro'yu ödemesine rağmen sadece 3 bin 600 füze teslim alabilmişti. Kara Kuvvetleri'nde yapılan testlerde ise teslim edilen bu füzelerin hedefini vuramadığı belirlendi ve bu nedenle projede sarkmalar yaşanmaya başladı. Bunun üzerine Türkiye, projeyi 'sözleşmede öngörülen takvime uyulmaması' sebebiyle iptal etme kararı aldı. Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM), 2004 yılında projeyi ve ödemeleri durdurarak sözleşmeyi feshetti. Olay Ulaslararası Tahkim'e gitti. 2009'da sonuçlanan tahkim kararına göre, sözleşmenin fesih tarihi olan 2004'e kadar Kara Kuvvetleri tarafından teslim alınan ancak yapılan tatbikatlarda hedefi vuramayan 3 bin 920 adet ERYX füzesi ve müştemilatı Türkiye'ye bırakıldı. Söz konusu füze ve müştemilatın toplam değeri ise 120 milyon dolar. Proje kapsamında MKEK'de kurulan milyonlarca dolar değerindeki tesis ise kaderine terk edildi.

Öte yandan 28 Şubat sürecinde olgunlaştırılan ve 1998'de sözleşmesi imzalanan projede, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın gerçek füze ihtiyacının 19 binden çok daha az olduğuna dair bir yazının Savunma Sanayii Müsteşarlığı'na ulaştırıldığı belirtiliyor. Fakat buna rağmen, ihtiyacın 19 bin füze olduğunu belirten dönemin generalleri hakkında herhangi bir işlem başlatılması için Milli Savunma Bakanlığı tarafından hiçbir girişimde bulunulmadığının altı çiziliyor.

Bilirkişi raporu: Dokümanlar delil niteliğinde

30.06.2011

İddianamede yer alan bilgilere göre, Balyoz davasında sanıkların dijital verilerde sahtecilik yapıldığı iddiasına karşı önlem alan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı baştan harekete geçti.

Başsavcılığın talebi üzerine Emniyet Kriminal, CD'lerle ilgili bilirkişi raporu hazırladı. Raporda, Hakan Büyük'ten elde edilen ve belgelerin yer aldığı flash disk'in arama mahallinde alınan ve bir örneğinin, arama sonrasında şahsa teslim edilen imajı üzerinde inceleme yapıldığı belirtildi. Buna göre, "İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturma kapsamında, 21 Şubat 2011 tarihli kolluk kuvvetlerince tanzim edilen 'EV ARAMA, EL KOYMA, İMAJ ALMA ve TESLİM TUTANAĞI'nın onuncu maddesinde belirtilen, Sandisk marka flash belleğe ait imaj alma işlemi sonucunda oluşturulan hash değerinin, incelenmek üzere tarafımıza teslim edilen 'hakan_buyuk_sandisk_be0910nsvn_ sdcz4_2648_2gb' isimli imaja ait doğrulama hash (verify hash) değeriyle aynı olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu iki hash değerinin aynı olması, hiçbir suretle veri ekleme, çıkarma, değiştirme yapılmadığının veya manipüle edilmediğinin; dolayısıyla delil bütünlüğünün korunduğunun kanıtıdır. Ayrıca inceleme raporunda belirtilen dosyalara ait metadata bölümünde yer alan başlık, konu, yazan, son kaydeden, açıklamalar, oluşturma ve son kaydetme tarihi, son on yazan bilgilerinde değişiklik yapıldığına dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır." denildi.

İHBARCI BULUNAMADI
İddianamede, emekli Albay Hakan Büyük'ün Eskişehir'deki evinde ele geçirilen belgelerin ihbar mailiyle ortaya çıktığı kaydedildi. Yapılan araştırmada, mailin gönderildiği IP numarasının, çay ocağı işleten Savaş K. adına kayıtlı telefondan internete bağlanılan adres olduğunun tespit edildiği aktarıldı. Ancak ihbarcının tespit edilemediği belirtildi.

İkinci Balyoz iddianamesi darbe planlarını teyit etti

 30.06.2011

Harp Akademileri Komutanı Org. Bilgin Balanlı'nın da sanıkları arasında yer aldığı ikinci Balyoz iddianamesinin içeriği belli oldu.
 
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianamede önemli tespitlere yer verildi. Buna göre, emekli Albay Hakan Büyük'ün Eskişehir'deki evinde ele geçirilen dokümanlar, Balyoz darbe planı belgelerini teyit etti. Başta eski 1. Ordu Komutanı emekli Org. Çetin Doğan olmak üzere Balyoz sanıklarının, darbe planına ilişkin faaliyetlerde başından beri 'hukuki koruma' için çalışmalar yürüttüğü vurgulandı. 5-7 Mart 2003 tarihli seminer ses kayıtlarında, hukuki düzenlemeler ve gizlilik konusunun görüşüldüğü hatırlatıldı. Gölcük'te ve Eskişehir'de ele geçirilen 'İhtimalat Planı' belgesinin de aynı amacı taşıdığı kaydedildi. 28 sanığın bulunduğu 82 sayfalık iddianameye, 1. Ergenekon dava dosyasındaki seminer ses kayıtları, el yazısı notlar, Ergenekon sanığı Mustafa Balbay'ın notları da delil olarak girdi.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahke-mesi'nde davası açılan Balyoz iddianamesinde, Eskişehir'de emekli Albay Hakan Büyük'ün evinde ele geçen dokümanların Balyoz darbe planı belgelerini teyit ettiği tespitine yer verildi. İddianamede, 'Balyoz Planı'nın 2002 yılında oluşturulmasından sonra, 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs' eden yapının bu yönde yapılan ön çalışma ve planlamalar sonucu 5-7 Mart 2003 tarihinde planın jenerik olarak resmi plan seminerinde görüşüldüğü ifade edildi. Sonrasında suçla ilgili planlamalar ve derlenen bilgi-belgelerin imha edilmedikleri, bu yapılanmaya ilişkin bilgi ve birikimin muhafaza edildiği ve yapılan ihbar üzerine Gölcük Donanma Komutanlığı'nda istihbarat şube müdürlüğü zemininde bu yapılanmaya ilişkin bilgi ve belgelerin ele geçirildiği anlatıldı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne 19 Şubat 2011 tarihinde gelen e-mail ihbarı üzerine şüpheli Hakan Büyük'ün evinde 21 Şubat 2011 tarihinde yapılan aramada da aynı illegal yapılanmaya ait suç delillerinin ele geçirildiği kaydedildi.

ÇALIŞMALAR PLANLI YÜRÜTÜLMÜŞ
İddianamede, darbe çalışmalarının belli bir program dahilinde yürütüldüğü aktarılıyor. Şöyle deniliyor: "İbrahim Fırtına'ya ait olduğu anlaşılan sözlü emrin 6 Şubat 2003 tarihli, Bilgin Balanlı'ya ait sözlü emrin 3 Mart 2003 tarihli, Turgut Atman'ın yapılacak çalışmalar ile ilgili kendisine bildirimde bulunulması için astlarına verdiği tarihin 21 Mart 2003 gibi kesin günler ifade etmeleri de söz konusu plan dahilinde yapılan çalışmaların programlı olduğunu ortaya koymaktadır." denildi. İddianamede, bilirkişi raporları, ele geçen dijital veriler, tanık ifadeleri, Balyoz ve askerî casusluk ve Ergenekon soruşturmalarındaki esas deliller, 2003 tarihli plan seminerine ait ses kayıtları, ihbar tutanaklar ile Süha Tanyeri'ne ait ifade ve el yazısı notların delil olarak dosyaya girdiği anlatıldı. İddianamenin sanıkları şöyle: Ahmet Erdem, Ahmet Dikmen, Ahmet Sinan Ertuğrul, A. Zeki Üçok, Ali Cengiz Şirin, Ayhan Üstbaş, Beyazıt Karataş, Bilgin Balanlı, Bülent Günçal, Bülent Kocababuç, Cumhur Eryüksel, Doğan Uysal, Emin Hakan Özbek, Hakan Büyük, Halit Nejat Akgüner, İsmail Taş, Mehmet Örgen, Mehmet Erkorkmaz, Mustafa Erhan Pamuk, Nedim Güngör Kurubaş, Onur Uluocak, Rafet Oktar, Refik Levent Tezcan, Servet Bilgin, Sinan Topuz, Turgut Atman, Tülay Delibaş.

Belgeler birbirini tamamlıyor

Balyoz davasının ikinci iddianamesinde, "Gölcük Donanma Komutanlığı'nda ele geçirilmesine rağmen şüpheli Hakan Büyük'ün evinde bulundurduğu suç delillerini imha etmeyip şifreli bir şekilde evinde bulundurması, yapılanmanın varlığının delilidir." tespitine yer verildi. Eskişehir'de ele geçen belgelerle ilgili olarak ise daha önceki Balyoz ve askeri casusluk soruşturmalarında elde edilen deliller ile bütünlük arz ettiği ve birbirlerini doğrulayıp teyit ettiği atarıldı. 'Belgelerde yer alan bazı hususların benzer şekilde 5-7 Mart 2003 tarihinde gerçekleşen plan seminerinde de bazı şüphelilerce dile getirilmesi hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde şüphelilerin Çetin Doğan liderliğinde oluşturulan illegal yapılanma içerisinde yer alarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs suçunu işledikleri' tespiti yapıldı.

Dijital veriler, diğer delillerle doğrulandı

-İddianamede, bazı şüphelilerin delillere ilişkin iddialarına karşı değerlendirmede bulunuluyor. Bir kısım şüpheliler tarafından delillerin sahte olduğunun iddia edildiği hatırlatılıyor. Dijital verilerin diğer deliller ile doğrulandığı aktarılıyor. Savcının değerlendirmesinde, "Söz konusu deliller arasında yer alan 'İhtimalat Planı', 'hakmsavdur', 'ihtimal', 'ek-e lhk-4' ve 'devirteslim' isimli belgelerin eklerinin olduğu belirtilmesine rağmen, bu ekler, dosyada mevcut deliller ile bir arada olmadıkları gibi 2010/185 ve 2010/1003 sayılı soruşturmalarda da elde edilememişlerdir. Yine daha önceki soruşturmalarda elde edilen deliller de Hakan Büyük isimli şahıstan elde edilen dijital içerisinde yer almamaktadır. Bu durum ise ihtimalat planında yer alan personelin, Oraj harekat planında yer alan personelce bilinmemesi ve bu iki grup arasında herhangi bir bağın olmaması gerektiği prensibine paralel bir durum arz etmekte. Aynı zamanda ilgililerin sadece planın kendileri ile ilgili kısmına ait ayrıntıları bilebildiklerini göstermektedir." ifadeleri kullanılıyor.

Yasa dışı yapının yazışmaları legal olmaz

-İkinci Balyoz iddianamesinde, bazı şüphelilerin ele geçirilen belgelerin askerî yazışma kurallarına uygun olmadığı iddialarına karşı, yasa dışı bir yapının illegal yazışmalarında legal yazışma kurallarının olmamasının normal olduğu belirtiliyor. Şu değerlendirmede bulunuluyor: "Şüphelilerin içinde yer aldıkları yapının illegal bir yapı olduğu, devlet idaresinin kendilerine vermiş olduğu silahlı gücü, rahatsızlık duydukları yürütme organını devirmek amacına yönelik kullanmak için harekete geçtikleri, bu amaçla yürüttükleri faaliyetlerin bir kısmını yazıya döktükleri, doğal olarak illegal yazışmaların legal olan yazışma kuralları içinde gerçekleşmesinin aranamayacağı, bu yazışmalardaki uygunsuzluk ve eksikliğin nedeninin illegal yapıdan kaynaklandığı açıktır." osman arslan istanbul, cihan

'Belgeleri polis koydu' iddiası çöktü

-İkinci Balyoz iddianamesinde, emekli Albay Hakan Büyük'ün, evinde bulunan belgeleri polisin koyduğu şeklindeki iddiasının somut olguya dayanmadığı belirtildi. İddianamede, aramaların usulüne uygun yapıldığı ve Büyük'ün de aramalarda hazır bulunduğu ifade edildi. Bu durumun suçtan kurtulmaya yönelik savunma olarak değerlendirildiğ iddianamede, "Ayrıca evine girildiği şüphesini doğrulayacak somut bir olgu olmadığı gibi, şahsın bu yönde adli birimlere intikal etmiş bir müracaatının da olmadığı Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü'nün 13 Haziran 2011 tarihli cevabi yazısından anlaşılmıştır. Dolayısıyla şüphelinin bu yöndeki savunmalarının somut bir olguya dayanmadığı görülmüştür." ifadelerine yer verildi. Büyük, söz konusu belgelerin evine polis tarafından konulduğunu veya evinde meydana gelen elektrik kesintisi sırasında tanımadığı kişilerce evine girilmiş olabileceğini iddia etmişti.

Erol Özkasnak ile Çevik Bir konuşması Balyoz'u doğruluyor

30.06.2011

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kabul ettiği ikinci Balyoz iddianamesine, 28 Şubat sürecinin önde gelen ismi eski Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir ile emekli Tümgeneral Erol Özkasnak arasında gerçekleşen ve Balyoz darbe planını ima eden telefon görüşmesi de girdi.
 
Bir ve Özkasnak, boşboğazlılık ile suçlanan Çetin Doğan hakkında 21 Haziran 2009 tarihinde şu görüşmeyi yaptı: Erol Özkasnak: "...Star'da bir program var şu anda... Beş dakika evvel şey var avukat var Taraf gazetesinin avukatı bu belge ile ilgili.. Şey diyor o diyor andıç falan diyor Çevik paşanın imzası var diyor yargılanmalı diyor falan filan böyle konuşuyorlar komutanım" Çevik Bir: "Ya imza filan da yok halbuki orda sadece komutana arzediliş yazılmış yani her iş bekliyorlar işte maalesef" Erol Özkasnak: "Bir de bu şey var ya komutanım hani o Çetin Doğan, onun şeyinden çıktı bunlar biliyorsunuz onun adamlarından gevşek olduğu için kendisi." Çevik Bir: "Yani artık gelmiş geçmiş normal maalesef işte hep bindiriyorlar görüyorsunuz yani" Seminerde Çetin Doğan'ın milli mutabakat hükümeti konusunda ısrarla durmasına dikkat çekilen iddianamede bu görüşme hakkında, "Çevik Bir ve Erol Özkasnak arasında geçen bir konuşmada da benzer hususların dile getirilmesi dikkat çekici ve birbiri ile örtüşür niteliktedir." denildi.

İnternet andıcı soruşturması, Ege Ordu Komutanı'na uzandı

29.06.2011

İnternet andıcı soruşturması sürüyor. Hükümet hakkında kara propaganda yapmak amacıyla Genelkurmay Karargâhı'nda kurulduğu öne sürülen internet siteleriyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında dün sıcak gelişmeler yaşandı.
 
Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız'ın, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Nusret Taşdeler ve yurtdışında bulunan görevli iki albayı daha ifadesini almak için adliyeye çağırdığı öğrenildi. Taşdeler'in dün adliyeye gelmesi bekleniyordu ancak rapor gönderdi. 

Aynı soruşturma kapsamında daha önce Korgeneral Mehmet Eröz, Tümgeneral Mustafa Bakıcı ve Tümgeneral Hıfzı Çubuklu da ifade vermişti. Generaller, hükümet aleyhine kara propaganda yapıldığı ileri sürülen internet sitelerinin Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'nın talimatıyla kurulduğunu söylemişti. Savcılıkta üç generale, "İnternet sitelerinin kurulması talimatını siz mi verdiniz? Soruşturma başladıktan sonra söz konusu internet sitelerinin silinmesi talimatını kimden aldınız ve siz de silinmesi konusunda kime talimat verdiniz?" şeklinde sorular yöneltilmişti. Adı geçen generallerin bu sorulara, "Söz konusu sitelerle ilgili Milli Savunma Bakanlığı'nın yazısı dosyada mevcuttur. Zaten bu sitelerle ilgili verilen bir ödenek de vardır. Siteler talimat üzerine kurulmuştur. Gerekli mercilerin bilgisi dahilindedir." dedikleri medyaya yansımıştı. 

Söz konusu internet siteleri ile ilgili haberlerin ortaya çıkmasının ardından Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu, basın bilgilendirme toplantısı düzenlemiş ve "İnternet siteleri ile ilgili direktifi Başbakanlık'tan aldık." demişti. Soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na Başbakanlık'tan gönderilen yazıda, "Bu konuda (internet siteleri) Başbakanlık'ın herhangi bir talimatımız bulunmamaktadır." denilmişti. Gelişmeler üzerine Genelkurmay, söz konusu talimatın AK Parti hükümetinden önceki dönemde alındığını açıklamıştı.

7 generale 'yakalama' kararı

29.06.2011

Orgeneral Bilgin Balanlı ve Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında bulunduğu 15'i tutuklu 28 şüpheliye ilişkin hazırlanan iddianame kabul edildi. Daha önce ifadeleri alınarak serbest bırakılan 7'si general 8 muvazzaf hakkında ise 'delilleri karartma' ve 'kaçma' şüphesiyle 'yakalama' kararı çıkarıldı. Balanlı'nın 'darbeye eksik teşebbüs'ten 20 yıla kadar hapsi isteniyor.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, askerî casusluk ve fuhuş soruşturması kapsamında Gölcük Donanma Komutanlığı ve Eskişehir'de ele geçirilen belgelere ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianameyle ilgili incelemesini tamamladı. Mahkeme, aralarında Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı ve Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında bulunduğu 28 şüpheliye ilişkin iddianameyi kabul etti. Mahkeme ayrıca, 8 tutuksuz sanık hakkında da 'delilleri karartma' ve 'kaçma' şüphesi nedeniyle yakalama emri çıkardı. Hakkında yakalama kararı çıkarılan generallerin isimleri şöyle: Korgeneral Turgut Atman, tümgeneraller Nedim Güngör Kurutaş, Bülent Kocababuç, Beyazıt Karataş, Tümamiral Sinan Ertuğrul, tuğgeneraller Mehmet Eldem ve Erhan Pamuk. Davanın ilk duruşması, 15 ve 16 Ağustos'ta Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde oluşturulan salonda yapılacak. İddianamenin, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce görülen Balyoz davasının dosyasıyla birleştirilmesi talebi ise davanın görüleceği gün iddianamenin okunmasının ardından değerlendirilecek. İddianamenin avukatlara dağıtımının ise bugün yapılacağı belirtildi. Bu arada, iddianamenin kabul edildiği ve davanın açıldığı yönünde bildirim yapılan Genelkurmay Başkanlığı'na, 'ilk davaya konu olan 'Balyoz Planı'nın doğru olup olmadığına' ilişkin yazının da dün itibarıyla gönderildiği öğrenildi.

İddianamede Orgeneral Balanlı hakkında 'darbeye eksik teşebbüs'ten 20 yıla kadar hapsi isteniyor. Balanlı, Balyoz darbe planları kapsamında hazırlanan Oraj Hava Harekâtı'nda aktif rol almakla suçlanıyor. Ayrıca, darbe planının başarısız olunması durumunda uygulanacak tedbirleri organize ettiği ileri sürülüyor. 9. Ana Jet Üs Komutanlığı döneminde fişlemeler yaptığı ve bazı personeli 'irticacı' diye fişleyerek ordudan atılmasını sağladığı da iddialar arasında. Balanlı'nın tutuklanmadan 15 gün önce tüm planların imha edilmesi için emir verdiği de kamuoyuna yansımıştı.

ORAJ KAPSAMINDA HAZIRLIKLAR YAPILDI
Balanlı'yla ilgili Gölcük'te yapılan aramalarda ele geçirilen belgeler arasında, 2003'te hazırlanan 'İhtimalat Planı' başlıklı belge öne çıktı. 'Çok Gizli' ibareli olan ve dönemin Harp Akademileri Komutanı Org. İbrahim Fırtına'nın 10 Şubat 2003 tarihli sözlü direktifi karşılığında hazırlandığı öne sürülen belgenin altında, dönemin Plan Prensipler Başkanı Tümgeneral Bilgin Balanlı'nın adı yer alıyor. Belgede, "Oraj hazırlıkları kapsamında yapılan tüm çalışmalar EK-A'da sunulmuş olup, ilgili personele devredilmiştir. İhtimalat Planı hazırlanmasına yönelik olarak planlama grubu oluşturulmuş olup faaliyetler gizlilik içerisinde yürütülmektedir." ifadeleri bulunuyor.

Son olarak Eskişehir'de ele geçirilen belgeler arasında da İhtimalat Planı'nın devamı niteliğinde belgelerin olduğu öne sürüldü. İddiaya göre, Orgeneral Fırtına'nın 23 Ocak 2003'te verdiği sözlü emrin ardından, 'İhtimalat Planı Hazırlama grubu' oluşturuldu ve bilgi şubat ayında Balanlı tarafından Fırtına'ya iletildi. Balanlı'nın, Oraj'ın uygulanamaması veya başarısız olması durumunda uygulanacak tedbirler ile ilgili planları hazırladığı ve hükümetin söz konusu müdahaleden haberinin olması durumunda, hükümete yakın gözüken personelin kullanılabileceği yönünde bilgiler yer aldığı ortaya çıkmıştı.

AYİM Başkanı: Darbenin konuşulması bile abes


28.06.2011

Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Başkanı Tuğgeneral Abdullah Arslan, Türkiye'de darbe sözünün dahi konuşulmasını abes karşıladığını söyledi.
 
Habertürk Televizyonu'nda 'Gündem Özel' programına katılan Arslan, kendisine sorulan "AYİM darbelere nasıl bakıyor?" sorusu üzerine, "Böyle bir sorunun hukukçu kimliği taşıyan birine sorulmasını hicap kabul ederim. Hiçbir vatandaşın, hiçbir askerin, hiçbir hukukçunun darbeye sıcak bakmasını asla düşünemiyorum." cevabını verdi. Türkiye'nin darbe zamanlarını geride bıraktığını belirten Arslan, askerlerin de aldığı eğitim gereği ve yaptıkları ihtisaslarla darbelere karşı olduklarını söyledi. Yapılması düşünülen yeni anayasayla ilgili fikirlerini de açıklayan Arslan, anayasa metinlerinin en geniş mutabakat zemininde oluşturulması gerektiğini belirtti. Her vatandaşta olduğu gibi kendisinin de çağı yakalayan bir anayasa istediğini ifade eden Arslan, yazılacak yeni metnin daha demokrat ve özgürlükçü maddeleri içermesi gerektiğine değindi. Anayasada anadil tartışmalarına da giren Arslan, "İnsanların farklı anadilleri bulanabilir. Ancak bizim ortak dilimiz, bizim birbirimizi anlamamızı sağlayacak unsurumuz olmazsa olmaz diye düşünüyorum." şeklinde konuştu.

Askeri araca saldırı: 1 şehit, 3 yaralı


27.06.2011

Van'ın Saray ilçesi kırsalında, terör örgütü PKK üyelerinin askeri araca saldırması sonucu, 1 asker şehit oldu, 3 asker de yaralandı.
Alınan bilgiye göre, Saray ilçesi kırsalında askeri aracın geçişi sırasında, terör örgütü PKK üyelerince, uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Saldırıda, kimliği henüz belirlenemeyen 1 asker şehit oldu, 3 asker de yaralandı.
Van Valisi Münir Karaloğlu, yaralılardan 2'sinin ameliyata alındığını, diğer yaralı askerin sağlık durumunun iyi olduğunu bildirdi.
 
ŞEHİT OLAN ASKERİN KİMLİĞİ BELİRLENDİ
Van'ın Saray ilçesi kırsalında, terör örgütü PKK üyelerinin askeri araca saldırısı sonucu şehit olan askerin kimliği belirlendi.
Alınan bilgiye göre, Saray ilçesi kırsalında, terör örgütü PKK üyelerince bir askeri araca uzun namlulu silahlarla ateş açılması sonucu şehit olan askerin, Niğde Bor nüfusuna kayıtlı astsubay başçavuş Erkan Durukan olduğu bildirildi.
Saldırıda yaralanan piyade çavuşlar Yiğit Uçar ve Uğur Özkan ile piyade er Ali Ata'nın, Van Asker Hastanesindeki tedavisinin devam ettiği, şehit Durukan'ın cenazesinin ise İzmir'de toprağa verileceği bildirildi.

MGK: Teröre karşı mücadeleye devam


27.06.2011

MGK toplantısının ardından yayımlanan bildiride, Suriye ve Libya başta olmak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde meydana gelen son gelişmelerin değerlendirildiği belirtilerek, ''Bu çerçevede, bölge halklarının meşru talep ve beklentileri doğrultusunda kapsamlı siyasi, sosyal ve ekonomik reformların bir an önce yürürlüğe konulmasına ve anayasal demokrasinin tesisi ile sonuçlanacak gerçek ve bir siyasi değişim sürecinin başlatılmasına atfedilen önem vurgulanmıştır'' ifadelerine yer verildi.

Milli Güvenlik Kurulu'nun bildirisinde ''Vatandaşlarımızın güvenliğini, yaşama hakkını, birlikteliğini ve kardeşlik duygularını hedef alan teröre karşı güvenlik kuvvetlerince yürütülen etkin mücadeleye hiçbir ayrım gözetilmeksizin, bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarının giderilmesine yönelik olarak yürütülen ekonomik, kültürel, sosyal nitelikteki kapsamlı çabalar daha da artırılmak suretiyle kararlıkla devam edileceğinin altı çizilmiştir'' denildi.

MGK, toplantısının sona ermesinin ardından Genel Sekreterlik tarafından yapılan yazılı açıklamada, toplantıda asayiş ve güvenliği etkileyen iç ve dış gelişmelerin etraflıca değerlendirildiği bildirildi.
Toplantıda 12 Haziran milletvekili genel seçiminin, halkın sağduyulu yaklaşımı, güvenlik kuvvetlerinin aldığı etkin önlemler sayesinde herhangi bir ciddi güvenlik sorunu ile karşılaşılmadan gerçekleştirilmesinden duyulan memnuniyetin dile getirildiği kaydedilen açıklamada, ''Vatandaşlarımızın güvenliğini, yaşama hakkını, birlikteliğini ve kardeşlik duygularını hedef alan teröre karşı güvenlik kuvvetlerince yürütülen etkin mücadeleye hiçbir ayrım gözetilmeksizin, bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarının giderilmesine yönelik olarak yürütülen ekonomik, kültürel, sosyal nitelikteki kapsamlı çabalar daha da artırılmak suretiyle kararlıkla devam edileceğinin altı çizilmiştir'' ifadelerine yer verildi.

Toplantıda, Suriye ve Libya başta olmak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde meydana gelen son gelişmelerin de değerlendirildiği belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:
''Bu çerçevede, bölge halklarının meşru talep ve beklentileri doğrultusunda kapsamlı siyasi, sosyal ve ekonomik reformların bir an önce yürürlüğe konulmasına ve anayasal demokrasinin tesisi ile sonuçlanacak gerçek ve bir siyasi değişim sürecinin başlatılmasına atfedilen önem vurgulanmıştır.
Halk hareketlerinin yaşandığı bölge, ülkelerinde değişimin barışçı yollarla tamama erdirilmesinin bölgemizin barış ve istikrarı bakımından hayati önem taşıdığı bir kez daha teyit edilmiştir. İnsani mülahazalarla geçici olarak ülkemize kabul edilen Suriye vatandaşlarının ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yürütülen faaliyetler gözden geçirilmiştir.''

Toplantıda Irak'a ilişkin gelişmelerin de değerlendirildiği ifade edilen açıklamada, ''Bu çerçevede bölgesel gelişmelerin Irak'a muhtemel yansımaları üzerinde durulmuş, Irak'ın karşılaştığı sorunların ulusal uzlaşı temelinde bir an evvel aşılmasının tüm bölgenin istikrarına katkı sağlayacağı vurgulanmıştır. Bu sorunların aşılmasını teminen ülkemizin Irak'a her türlü desteği vermeye devam edeceği kaydedilmiştir'' denildi.

Askere bombalı tuzak

27.06.2011

Ordu'nun Mesudiye ilçesinde bir jandarma karakolunun önünde meydana gelen patlamada iki uzman çavuş yaralandı.

Edinilen bilgilere göre, Topçam beldesindeki jandarma karakolu önünde patlama meydana geldi. Patlamada Jandarma Uzman Çavuş Erol Kızmaz ile Hakan Peker çeşitli yerlerinden yaralandı. Yaralılar 112 Acil Servis ekiplerince Ordu Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Ordu Vali Vekili Erdem Kıyak, patlamaya, uzaktan kumandalı bir patlayıcının neden olduğunu açıkladı.

Balyoz darbe planını hazırlayanlar, 'demokrat subaylardan' rahatsız olmuş

 26.06.2011

Balyoz planını hazırlayan cuntanın, darbe karşıtı subayların müdahale hazırlıklarını öğrenmesinden rahatsız olduğu ortaya çıktı. Eskişehir'de ele geçirilen bir belgede, "İç ve dış faktörler olmak üzere iki durumda başarısızlığın yaşanabileceği ifade edilmektedir. Birinci husus planın kendi içimizde müdahale karşıtı kişiler tarafından öğrenilebilmesi..." deniliyor.

Emekli Albay Hakan Büyük'ün evinde ele geçirilen bir belge cuntacıların darbe hazırlıklarını da gözler önüne seriyor. Hava Pilot Kurmay Albay Beyazıt Karataş tarafından planda olası risklere ilişkin Hava Pilot Tuğgeneral Turgut Atman'a gönderilen belgeye göre, çalışmalarını detaylandıran cunta, müdahalede Görev Verilecek Personel listesi ile Güvenilmez Personel listesini de komutanlığa sunuyor.

'Mart 2003' tarihli 'GİZLİ' ibareli belgeye göre, Oraj Hava Harekat Planı'nın uygulanmasına engel oluşturabilecek hususlara ilişkin yapılan çalışmalar Hava Pilot Tuğgeneral Turgut Atman'a sunuluyor. 6. Ana Jet Üs Harekat Komutanı Pilot Kurmay Albay Beyazıt Karataş tarafından hazırlanan 'Plan Hazırlıkları' konulu belgede, başarısızlığa neden olabilecek hususlar şöyle sıralanıyor: "İç ve dış faktörler olmak üzere iki durumda başarısızlığın yaşanabileceği ifade edilmektedir. Birinci husus planın kendi içimizde müdahale karşıtı kişiler tarafından öğrenilebilmesi, ikinci husus ise mevcut hükümet tarafından planın ortaya çıkarılmasıdır."

Belgeye göre, çalışmalarını detaylandıran cunta, darbede görev verilecek Personel Listesi ile Güvenilmez Personel listesini de komutanlığa sunuyor. Planda, özellikle ordu içerisindeki müdahale karşıtı askerlerin belirlenmesine önem verilmesi isteniyor. Dokümanın dijital özellikleri incelendiğinde 'Karatas' isimli kullanıcı tarafından 6 Mart 2003 tarihinde oluşturulduğu, 7 Mart 2003'te kaydedildiği tespit edildi.

Bu arada, Gölcük Donanma Komutanlığı'nda ele geçirilen Balyoz belgeleriyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında önceki gün aralarında Tümamiral Mücahit Şişlioğlu'nun da bulunduğu 4 muvazzaf subay Hasdal Askerî Cezaevi'ne gönderildi. Balyoz soruşturması kapsamında bugüne kadar, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı, korgeneraller Korcan Pulatsü ve Hava Eğitim Komutanı Ziya Güler ile Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında yer aldığı toplam 25 kişi tutuklanmış oldu.

Balyoz darbe planı davasının görülmesine ise İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam ediliyor. Mahkeme, önceki gün görülen duruşmada gece geç saatlerde önemli ara kararlara imza attı. Mahkeme, Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazılarak, askeri usul ve kurallara uygun yapılan bir plan seminer çalışması, jenerik senaryo ya da harp oyununda gerçek kişi ya da kurum isimlerinin kullanılıp kullanılmayacağının sorulmasına hükmetti.

Eski Genelkurmay Başkanı Torumtay, GATA'ya kaldırıldı


25.06.2011

Aksaz Deniz Üs Komutanlığı'nda aniden rahatsızlanan ve Marmaris Devlet Hastanesi'ne kaldırılan eski Genelkurmay başkanlarından 85 yaşındaki Necip Torumtay, askeri helikopterle GATA'ya nakledildi.
Solunum yetmezliği rahatsızlığı sebebiyle Marmaris Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Torumtay, GATA'ya götürüldü. Torumtay, 24 Temmuz 1987'de atandığı Genelkurmay başkanlığı görevinden 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile emekli olmuştu.

Hurşit Tolon'a Zirve sorgusu

 25.06.2011

İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanıklarından emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Zirve Yayınevi cinayetine ilişkin soruşturma kapsamında ifade vermek üzere dün sabah saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi.

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, adliyeye, savcı ve hakimlerin kullandığı Çırağan Caddesi üzerindeki kapıdan giriş yaptı. Tolon'un ifadesi, soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından 'şüpheli' sıfatıyla alındı. Tolon, daha sonra basın mensuplarının sorularını cevapsız bırakarak adliyeden ayrıldı. Avukatı İlkay Sezer, 600 kişinin katılımıyla yapılan bir konferansa ait fotoğraflarla ilgili sorular sorulduğunu söyledi. Müvekkiline basında yer alan konuların sorulduğunu belirten Sezer, ''Bizim net tespitlerimiz var. Bunlarla ilgili biz de cevaplarımızı verdik. Konu bundan ibaret. Savcı bey de hakkında başka bir işlem yapmaksızın serbest bırakılmasına izin verdi.'' diye konuştu.
Soruşturma kapsamında emekli orgeneraller Şener Eruygur, Hasan Iğsız ve eski rektör Fatih Hilmioğlu da ifadeye çağrılmıştı. Söz konusu isimlerin katliamdan önce ve sonra Malatya'da sık sık bir araya geldiklerine dair fotoğraflar medyaya yansımıştı.

KONFERANSIN GÖRÜNTÜ KAYITLARI İSTENDİ
Bu arada, Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde biri Alman uyruklu 3 kişinin öldürülmesiyle ilgili davaya devam edildi. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, tanık Erhan Özen, kapalı oturumda dinlendi. JİTEM için bir dönem çalıştığını belirten Özen'in duruşmada Malatya'daki misyonerlik faaliyetlerinin cinayetler öncesi mercek altında alındığını anlattığı öğrenildi. Emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un cinayetlerin işlendiği gün İnönü Üniversitesi'nde verdiği konferansa ait görüntü ve ses kayıtlarının İnönü Üniversitesi Rektörlüğü'nden istenmesini kararlaştıran mahkeme heyeti, duruşmayı 23 Eylül 2011 tarihine erteledi.

Seminerlerde gerçek isimler kullanılır mı?

25.06.2011

Balyoz davasını yürüten İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazılarak, askerî usul ve kurallara uygun yapılan bir plan semineri, jenerik senaryo ya da harp oyununda, gerçek kişi ya da kurum isimlerinin kullanılıp kullanılmayacağının sorulmasına hükmetti.

Balyoz darbe planı davasının 37. duruşması İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'de görüldü. Duruşmada, avukatların taleplerinin ardından sanıkların savunmalarının alınmasına geçildi. Sanık kürsüsüne gelen tutuklu sanıklardan Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, suçlamaya dayanak teşkil eden 11, 16 ve 17 numaralı CD'lerin 'komplo' olduğunu öne sürdü. Sağdıç, "Çok kahramanı olan bu milletin hainleri de olmuştur. Bugün de o hainler yine işbaşında.'' ifadelerini kullandı.
Duruşmada daha sonra verilen aranın ardından sanık ve avukatların taleplerine ilişkin alınan ara kararlar, Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken tarafından okundu. Buna göre mahkeme, Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na yazı yazılarak, 2002-2003 yıllarında 1. Ordu Komutanlığı'nda yapılan plan seminer çalışmalarına ilişkin yazışmalar ve gönderilen mesaj emirleri ile tatbikat planlama faaliyetleriyle ilgili emirlerin tasdikli birer suretinin gönderilmesini istedi. Mahkeme, yine aynı kurumdan askeri usul ve kurallara uygun yapılan bir plan seminer çalışması, plan çalışması, jenerik senaryo ya da harp oyununda gerçek kişi ya da kurum ismi, grup, parti ya da ülke adının kullanılıp kullanılamayacağı, güncel konuların konuşulup konuşulamayacağı hususunda bilgi verilmesinin istenmesini kararlaştırdı.

HAKİMDEN DOĞAN'A: SANIKSINIZ, UNUTMAYIN
Sanık ve avukatları tarafından savunmalar sırasında atılı suçlara delil olarak dosyaya eklenen verilerin, bir kısım bilgi ve belgelerin kötü niyetli kişiler tarafından sahte olarak düzenlenmiş olduğunun iddia edildiğini belirten mahkeme heyeti, bu iddialar doğrultusunda askeri savcılıklarca soruşturma yapılıp yapılmadığının, yapılmışsa sonucunun bildirilmesi için Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazılmasına hükmetti. Bu arada, Başkan Diken ara kararları okurken Çetin Doğan'a hitaben, "Mahkemeye karşı kafanızı sallamayın. Dışarı atarım. Sanık olduğunuzu unutmayın." dedi.

Tümamiral Şişlioğlu 'Balyoz'dan tutuklandı
Gölcük Donanma Komutanlığı'nda ele geçirilen Balyoz belgeleriyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında dün yeni tutuklamalar yaşandı. Aralarında Tümamiral Mücahit Şişlioğlu'nun da bulunduğu 4 muvazzaf subay tutuklandı. Soruşturma kapsamında dün sabah saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen biri emekli 7 asker, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar tarafından yaklaşık 11 saat sorgulandı. Tümamiral Şişlioğlu ile birlikte bir albay, iki yarbay ve bir binbaşı, tutuklanmaları istemiyle İstanbul Nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Nöbetçi hakimlik, Tümamiral Şişlioğlu, Albay Hüseyin Çınar ile yarbaylar Oğuz Türksoy ve Cenk Hatunoğlu'nun tutuklanmasına karar verdi. Binbaşı Ö.E. ise serbest bırakıldı. Soruşturması kapsamında bugüne kadar, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı, korgeneraller Korcan Pulatsü ve Ziya Güler ile Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında yer aldığı 25 kişi tutuklanmış oldu.

3. Ordu'daki toplantıya kimler katıldı?

25.06.2011
 
Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan ve kamuoyunda 'Kaos Planı' olarak bilinen belgeyle ilgili davada, gizli tanık Efe'nin verdiği ifadeler mahkemeyi harekete geçirdi.
 
Efe, 23-24 Mayıs tarihlerinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde önemli bilgiler vermiş, 2009'da Erzincan'da darbe konulu seminer düzenlendiğini anlatmıştı. Ankara ve İstanbul'dan da çok sayıda generalin katıldığı toplantının, 'Balyoz'dan daha büyük olduğunu söylemişti. Mahkeme, dünkü duruşmada ara kararlar aldı. Genelkurmay ve 3. Ordu Komutanlığı'na ayrı ayrı müzekkere yazılarak, 3. Ordu veya bağlı birimlerde 2009'da yapılan plan ve iç güvenlik semineri gibi tüm toplantıların isimleri, katılımcıları ve tarihleriyle birlikte bildirilmesini istedi. Mahkeme Genelkurmay'a ayrıca, o dönem Bilgi Destek Daire Başkanlığı'nda görev yapanların kimler olduğunu da sordu.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Mayıs tarihinde 2 ay ertelediği davanın dünkü duruşmasında sanık ve avukatların taleplerini değerlendirdi. Gizli tanık Efe'nin '2009 yılında Erzincan'da Balyoz'dan daha büyük bir plan semineri yapıldığı' şeklindeki iddiaları doğrultusunda ara kararlar aldı. Tutuklu sanık Albay Dursun Çiçek'in geçici olanlar dahil görev yaptığı tüm yerler ayrıntılı bir şekilde istenecek. Bunun için Genelkurmay Başkanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na yazı gönderilecek.

Tutuklu sanık Mehmet Deniz Yıldırım'da ele geçirildiği iddia edilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bazı üst düzey bürokratların ses kayıtları ile buna ilişkin teyp çözüm tutanakları özel yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği'ne iletilecek. Sanık İlhan Cihaner'le ilgili yürütülen soruşturma dosyasındaki ses kayıtlarıyla bir ilgilerinin bulunup bulunmadığı araştırılacak.

Mahkeme heyeti, ayrıca, Erzincan'daki Ergenekon örgütü iddiaları doğrultusunda iddianame hazırlanan İlhan Cihaner hakkındaki dosyanın akıbetinin araştırılmasına karar verdi. Duruşmada dinlenilen gizli tanık Efe'nin beyanları karşısında da, 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' davasıyla ilgili tanık beyanları ile tüm bilgi ve belgelerin istenmesi için Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği'ne yazı yazılmasına hükmetti. Gizli tanık Efe'nin duruşmada verdiği beyanlar dikkate alınarak, teslim ettiğini söylediği fotoğraflar ve kamera görüntülerinin özel yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan istenmesi kararlaştırıldı. Mahkeme, yine arabasının kurşunlandığını, kendisinin öldürülmek istendiğini söyleyen Efe'nin bu konuya ilişkin 'bir yüzbaşı ve korucu başının Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı ve mahkum olduğu' şeklindeki beyanları üzerine bu konudaki dava dosyasının da ilgili mahkemeden istenilmesine hükmetti.

PERSONEL isimleri istendi
Mahkeme heyeti, ayrıca, Genelkurmay Başkanlığı ve 3. Ordu Komutanlığı'na ayrı ayrı müzekkere yazılarak, 3. Ordu Komutanlığı veya bağlı olan birimleri içerisinde 2009 yılında plan semineri, iç güvenlik semineri ve sair tüm adlar altında yapılan tüm toplantıların isimleri, katılımcıları ve tarihleriyle birlikte bildirilmesine karar verdi. Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazılarak 2 Nisan 2006-16 Aralık 2009 tarihlerinde Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı'nda ve bu başkanlığa bağlı destek şubesinde görev yapan komutan, şube müdürü ve tüm görevlilerin isimlerinin ve görev tarihlerinin de sorulması karara bağlandı. Tutuklu 3 sanıkla birlikte toplam 7 kişinin yargılandığı davanın bir sonraki duruşması ise 1 Ağustos 2011'de yapılacak.

DARBE İçin İnsanları Birbirine Kırdırdılar

12 Eylül'e giden yolda döşenen taşlardan birisi de Çorum olaylarıydı. Üzerinden 31 yıl geçti. Olayın tanıkları bugün konuştu.
Çorum olaylarının üzerinden 31 yıl geçti. Ancak perde arkası hâlâ aydınlatılamadı. Dönemin Çorum Ülkü Yolu Derneği Başkanı Kazım Aras, olayların iç yüzünün ortaya çıkarılması için resmî yazışmaların deşifre edilmesini istiyor. Dönemin Cezaevi Ülkücü Başkanı Mustafa Kubat ise "Alevileri öldürenler ülkücü değildi. Darbe yapmak için şehri birbirine düşürdüler." diyor.

ÇORUM OLAYLARI NEDİR?
12 Eylül darbesine zemin hazırlamak için mezhep çatışmasını hedefleyen Çorum Olayları'nın üzerinden 31 yıl geçti. Çoğu Alevi 57 vatandaşın öldürülmesiyle fitili ateşlenen olaylar, MHP'li Bakan Gün Sazak'ın katledilmesinin ardından 4 Temmuz günü zirveye tırmandı. Cuma namazında 14 camide aynı anda Çorum'daki Alaaddin Camii'nin bombalandığı şayiası yayılınca, Alevi ve Sünni mahallelerinde barikatlar kuruldu, çatışmalar başladı.
Dönemin Çorum Ülkü Yolu Derneği Başkanı Kazım Aras, provokasyonun açıkça uygulamaya konulduğunu söylüyor. "Cami bombalanmış dediler. Terastan baktım öyle bir şey yoktu." diyor. Şehirde o gün çok fazla yabancı araba ve insan gördüğünü aktaran Alevi vatandaşlardan K.M., olayların bilinçli olarak engellenmediğini düşünüyor. Sünni mahallesinden göç etmek zorunda kalan A.Ö., ise şu tespitte bulunuyor: "Hepsi tezgahtı."

1980 yılının mayıs aylarında başlayarak 4 Temmuz'da mezhep çatışmalarıyla zirveye tırmanan Çorum olaylarında resmi rakamlara göre 57 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. 12 Eylül darbesine giden yolda önemli bir kilometre taşı olan kanlı olaylar yakın tarihteki birçok olay gibi aydınlatılamadı.

Dönemin Çorum Ülkü Yolu Derneği Başkanı Kazım Aras, olaylardan sonra 4 yıl cezaevinde kaldığını anlatıyor. Öncesinde Kahramanmaraş olayları ve Gün Sazak'ın ölümü yaşandığı için sürekli uyarıldıklarını söylüyor. O zamana kadar Çorum'da Alevi ve Sünni kamplaşması olmadığını belirtiyor. Olayların en ateşli zamanında Bolu tugayından komandoların şehre gelip Sigorta Hastanesi'ne yerleştirildiklerini aktaran Aras, geceleri mahallelerde kurşunlamalar olunca, askerlere, "Evlerde güvenlik yitirildi. Dışarıda insanlar ölüyor, birbirini boğazlıyor. Müdahale edin." diye müracaat ettiklerini ifade ediyor. Askerlerin ise "Biz buradan çıkmama talimatı aldık." dediklerini söylüyor. Bir otomobilden polisle gelip Milönü Mahallesi'nin kurşunlandığının şahitleri olduğuna dikkat çeken Aras, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "4 Temmuz günü cuma namazına 5 dakika kala dışarıda bir panik oldu. Alaaddin Camii bombalanmış diye cadde dolmuş taşmış. Baktım yok öyle bir şey. 'Durun, yapmayın' diye bağırdık ama olmadı. Millet galeyana gelmiş. Alevilerin sokaklarına giden yollarda insanları engellemek için çektiğim çile bana yeter. Sonra duyduk ki yine bir aynı marka bir otomobil Alaaddin Camii'nin bombalandığı yönünde anonslar yapmış. Ben sorgum sırasında arabayı söyledim. 'O senin meselen değil, karıştırma' dediler. Olanlar sırasında 19 yaşındaydım. Cezaevine girince, daha düne kadar kardeş yaşayanlar birbirini nasıl öldürdü diye düşündüm. Hatamız bu milleti kışkırtanların oyununa gelmektir. Bunu da zaman geçince anladık."

Kazım Aras, 31 yıldır aydınlatılamayan olaylara dikkat çekiyor. Şunları söylüyor: "Aradan 31 yıl geçti. O zamanki emniyetin ve Genelkurmay'ın resmi yazışmaları, arşivleri vardır. Onlar incelenmeli. Artık devlet üzerine düşeni yapmalı. Danıştay baskını nasıl ortaya çıktıysa, Çorum'un da, Uğur Mumcu suikastının da ortaya çıkarılması lazım. O dönemdeki resmi makamlardaki sağ olanların ciddi manada ifadeleri alınmalı, sorgulanmalı."

ALEVİ KARDEŞİNİ SAKLAYAN SÜNNİLER OLDU

Dönemin tanıklarından A.Ö. (69) olaylarda Sünni mahallesinden Alevi mahallesine göç etmek zorunda kaldığını anlatıyor. Şu ifadeleri kullanıyor: "Sağcı-solcu çatışması Alevi-Sünni çatışmasına dönüştürüldü. Dışarıdan getirilip örgütlenen birileri vardı, kesin. Halk bunu tek başına yapamazdı. Tezgahtı. Bunu bir fırsat bildiler. Evleri yakanlar kimdi bilemiyoruz. İki taraftan da yanlış yapanlar oldu. Alevi komşusunu saklayan Sünniler olduğunu gördük. Sadece masum halkın canı acıdı."

Dönemin Cezaevi Ülkücü Başkanı Mustafa Kubat ise Alevi kökenli vatandaşları öldürenlerin ülkücüler olmadığını söylüyor: "Kim olduğu bilinmeyen insanlardı. Darbe yapmak için şehri birbirine düşürdüler. 'Cami bombalandı' söylentisi 14 camide aynı anda çıktı. Hatta Ulu Cami'de bunu söyleyenin kim olduğu dahi biliniyordu. Bu kişiler hiç aranmadı. Halkın yüzde 90'ı olaylara hiç karışmadı. Hem Alevi hem Sünniler evlerinden çıkmadılar. Ortada dolduruşa gelmiş gençler ve provokasyonlar vardı. Ortada halkın elinde bulunmaması gereken silahlar vardı. Bugün Ergenekon kapsamında bu olayların üstüne de gidilmeli."
Çorumlular, 'inadına kardeşlik' dedi

Çorum'da 1980 yılında yaşanan olaylarda hayatını kaybeden 57 kişi, olayların 31'inci yılında 'Kardeşlik Yürüyüşü' ile anıldı. Bahabey Caddesi'nde başlayan yürüyüş saat kulesine kadar devam etti. Binlerce kişi ellerinde 'İnadına kardeşlik, inadına sevgi', 'Darbecilerden hesap sorulsun' gibi pankartlar ile yürüyüş yaptı. Anma etkinliği Alevi Kültür Merkezi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi, Emek Partisi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve birçok sivil toplum kuruluşunun katılımı ile yapıldı. Bahabey ile Gazi caddelerinde yapılan yürüyüşte kardeşlik sloganları atıldı. Herhangi bir gerginliğin yaşanmadığı anma etkinliği Cumhuriyet Parkı'ndaki basın bildirisinin ardından son buldu.

Erdoğan’ı İzleten Paşa Tutuklandı

2007’de Hudson Enstitüsü’nde Türkiye için dehşet senaryolarını masaya yatıran Bertan Nogaylaroğlu’nu, Balyoz’daki Erdoğan takipçiliği tutuklattı.
Balyoz soruşturması kapsamında Tümamiral Erdem Caner Badem ve Albay Aziz Yıldız’la birlikte tutuklanan emekli Tümgeneral Bertan Nogaylaroğlu’nun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “özel görüşmeleri” dahil sıkı bir şekilde takip edilmesi için talimat verdiği kaydedildi. İkinci Balyoz iddianamesinde yer alan belgeye göre, Erdoğan’a ulaşmak için o dönem AKP’den milletvekili Turhan Çömez’den yararlanılması isteniyor.
Belgeleri duyunca istifa etti
Önceki gün çıkarıldığı İstanbul Nöbetçi 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilen emekli Tümgeneral Bertan Nogaylaroğlu’nun ismi Gölcük Donanma Komutanlığı’ndan çıkan yeni Balyoz belgelerinde geçiyordu. Nogaylaroğlu, bunun üzerine ocak ayında Genelkurmay Dış İlişkiler ve Güvenlik İşleri Daire Başkanlığı görevinden istifa ederek emekli oldu. 2009’da tümgeneralliğe terfi eden ve üç yıl daha görev süresi olan Nogaylaroğlu, Washington Askerî Ataşesi iken, 2007’de Türkiye için dehşet senaryolarının ele alındığı Hudson Enstitüsü’ndeki gizli toplantıya katılmıştı.

Başbakanı izleyin direktifi
Bertan Nogaylaroğlu’nu cezaevine götüren belgelerden biri doğrudan Başbakan Erdoğan’ı hedef alıyor. Eskişehir’de ele geçen yeni delillere ilişkin hazırlanan ikinci Balyoz iddianamesinde yer alan “İrticai Faaliyetler ŞUBAT2005-3” adlı belgede, “Kurmay Başkan Hava Pilot Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu” adına imzaya açılan direktif anlatılıyor. 6’ncı Ana Jet Üstü Komutanlığı’na (Bandırma) hitaben yazılan direktifte, “irtica tehdidinin 2002 yılından berin AKP Hükümeti’nden de destek alarak sürekli arttığı” öne sürülüyor. Bugüne kadar irtica tehdidine karşı yürütülen faaliyetlerde yeterince başarı sağlanamadığı anlatılan direktifte, yeni strateji şöyle belirleniyor:

“» Seçim bölgelerine gelen AKP’li milletvekilleri ve AKP’li belediye başkanları yakından takip edilerek tüm faaliyetleri görüntü, ses, belge vb. ile kayıt altına alınacak.
» AKP’li milletvekilleri ve belediye başkanlarının görüştükleri irticai faaliyet gösteren şahıslar sürekli izlenecek, yaptıkları toplantılara katılım sağlanarak video veya ses kayıtları ile faaliyetleri belgelenecek.
» Güvenilir yerel basın kuruluşları ile temasa geçilerek AKP’li milletvekilleri ile belediye başkanları hakkında olumsuz yönde ve kamuoyunu etkileyecek şekilde haberler yaptırılacak.
» AKP içinde temas kurulabilecek şahısların listesi Turhan Çömez tarafından birlik komutanlarına özel olarak bildirilecek, ilgili şahıslarla kurulacak görüşmelerde açılış, yemek, tören vb. fırsatlar değerlendirilecek, görüşmelerde parti içindeki atmosfer ve Başbakanın yapacağı özel görüşmeler ve programlar öğrenilecek.
» Bankalarda çalışan personel eşlerinden yararlanılarak Başbakan, Meclis Başkanı ve bakanlar başta olmak üzere AKP’li milletvekilleri, belediye başkanları ile il başkanlarının banka hesapları, kredi kartı harcamaları takip edilecek ve her hafta düzenli olarak rapor edilecek.
» AKP’li milletvekillerinin yakın akraba eş ve çocukları takip edilerek bu konuda basında kullanılmak üzere malzeme toplanacaktır.”
‘Temas’ listesini Turhan Çömez verecek
İkinci Balyoz iddianamesine göre Bertan Nobaylaroğlu, AKP içinde “temas kurulabilecekler” listesinin Turhan Çömez tarafından komutanlara özel olarak bildirileceğini vurguluyor. Nobaylaroğlu’nun direktifinde şöyle deniyor: “AKP içinde temas kurulabilecek şahısların listesi Turhan Çömez tarafından birlik komutanlarına özel olarak bildirilecek, ilgili şahıslarla kurulacak görüşmelerde açılış, yemek, tören vb. fırsatlar değerlendirilecek, görüşmelerde parti içindeki atmosfer ve Başbakanın yapacağı özel görüşmeler ve programlar öğrenilecek.” Böylece Çömez’in adı Ergenekon’dan sonra ilk kez Balyoz belgelerinde de geçti. Nobaylaroğlu’nun adını verdiği Turhan Çömez, 2002 seçimlerinde AKP’den Balıkesir milletvekili seçilmişti. Başbakan’ın en yakınında bulunan Çömez, Erdoğan’ın özel doktorluğunu bile yapmıştı.

Ergenekon’dan sonra Balyoz
Son dönemlerinde partisi AKP’ye yönelik eleştiriyle öne çıkan Çömez, Ergenekon soruşturmasıyla birlikte yurtdışına çıktı. Çömez, İngiltere’de dil öğrenmeye gittiğini söylemesine karşın bir daha geri dönmedi. Ergenekon soruşturmasında hakkında yakalama kararı çıkarılan Çömez, ikinci iddianamede “firari şüpheli” olarak yer alıyor. Çömez, 2008 yılından beri yurtışında yaşıyor.

Hava Komutanı’nı gözaltına alacaklardı
Bertan Nogaylaroğlu adına imzaya açılan başka bir belgede ise dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cumhur Asparuk ve ailesine karşı yürütülecek faaliyetler ve alınması gereken tedbirler sıralanıyordu:

» Harp Akademileri Komutanlığı’nda yapılan hazırlıkların, Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından öğrenilmesi engellenecek, komutana gelecek her türlü bilginin önü kesilecektir.
» Harp Akademileri Komutanlığı’nda yapılan hazırlıkların öğrenilmesi durumda çalışmaların jenerik Harp oyununa yönelik hazırlıklar olduğu bildirilecek, bu konu ivedilikle özel kurye aracılığı ile Harp Akademileri Komutanı’na iletilecektir.
» Komutanın ve ailesinin tüm programları yakından takip edilecek, askeri ve sivil tüm telefonları dinlenecek ve Harp Akademileri Komutanlığı’na haftalık raporlar gönderilecektir.
» Komutan ile yakın temasta bulunan ve şüpheli hareketleri gözlenen şahıslar yakından takip edilecek ve tüm telefonları dinlenecektir.
» Komutanın yurtdışında olması durumunda ateşelik vasıtası ile komutanın yurda dönmesi sağlanacaktır.

» Yurt içinde ancak Ankara dışında olması halinde ilgli Garnizon K.lığı ile temas kurularak bulunduğu yerde Komutanın enmiyetinin alınması ve kimse ile görüştürülmemesi sağlanacak, İstihbarat Başkanı Hava Pilot Tümgeneral Ziya Güler (Balyoz’dan tutuklu) başkanlığında bir heyet tarafından Hava Orgeneral Cumhur Asparuk Ankara’ya getirilecektir.

» Komutanın kendi isteği ile emekli olmasına dair dilekçeyi imzalaması sağlanacaktır.
» Sıkıyönetim sürecince Komutanın emniyeti alınacak ve kontrol altında tutulacaktır.”
Hudson’da Taksim’e bomba senaryosunu konuşmuşlardı
Emekli Tümgeneral Bertan Nogaylaroğlu, Washington Askerî Ataşesi iken, 2007 yılında Türkiye için dehşet senaryolarının ele alındığı Hudson Enstitüsü’ndeki gizli toplantıya katılmasıyla gündeme gelmişti. Yine Balyoz soruşturmasında tutuklanan dönemin Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi Başkanı Süha Tanyeri de bu toplantıya katılmıştı.

13 Haziran 2007’de yapılan gizli toplantıda katılımcılara daha önce yazılı olarak sunulan senaryoda, Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin emekliye ayrılan başkanı Tülay Tuğcu’nun suikasta kurban gitmesi ele alınıyor. Yine aynı zaman diliminde, İstanbul Beyoğlu’nda PKK’nın üstlendiği bir eylemde, 50 kişinin hayatını yitirmesi üzerinde duruluyor. Bu iki senaryo da, haziran ayının son günleri için öngörülüyor ve bu olayların gerçekleşmesinden sonra Türkiye, 50 bin askerlik bir kuvvet ile Kuzey Irak sınırını geçerek, bir askeri harekat düzenleyecekti.

Senaryo tartışılırken bir de, Amerika’nın PKK’nın Kuzey Irak’taki liderlerini yakalayıp teslim etmesi konusu ele alındı. Ancak Türk askeri yetkililerin, PKK liderlerinin yakalanıp teslim edilmesinin siyasi açıdan sakıncalı olacağı, bunun AKP’ye yarayacağını dile getirdikleri iddia ediliyordu.