25 Ocak 2010 Pazartesi

Çongar İlk Kez BALYOZ'U Anlattı

'Çetin Doğan hastalıklı kafalar bu haberi yapmış ifadesini kullandı, aslında ordu içinde hastalıklı kafaların, bir takım hastalıklı oyunlar oynadığı ortaya çıkıyor. Kaldı ki yine konuşmalardan ve eldeki metinlerden bunun bir harp oyunuyla sınırlı olmadığını bir harp oyunu kisvesi altında aslında bir darbe planının masaya yatırıldığını görüyoruz ve bu darbe planının uygulamaya konmaya başladığının belirtileri de tamamen fişleme belgelerinde gözüküyor'
Today's Zaman'da Pazartesi günleri "Monday Talk" (Pazartesi Sohbeti) için konuşan ve "Balyoz" planıyla ilgili pek çok noktaya açıklık getiren Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar sordu:
"Bir harp oyununda gerçek kişileri, şu diplomatı şöyle kullanacağız diye fişler misiniz? Başbakanlığa girilecek ve gerçek diplomatların adlarını vererek şu, şu, şu bürokratlar birinci derecede öncelikli olarak tutuklanacak der misiniz? Gazeteciler için şu, şu, şu gazeteciler gözaltına alınacak der misiniz? Hangi vali görevde kalacak, hangisi yerinden alınacak der misiniz? Yargıtay üyeleri tek tek şu sıkıyönetim komutanı yapılacak, şu emekli edilecek, bu olumludur görevinde kalacak diye fişlenir mi?" Yonca Poyraz Doğan'ın sorularını yanıtlayan Çongar'ın anlattıkları "Balyoz" İstanbul gibi büyük şehirlerde El Kaide ve PKK gibi örgütlerin eş zamanlı büyük eylemler yapmasıyla darbe ortamının oluşturulacağını belirtiyor. Bu dendikten 6 ay sonra El Kaide İstanbul'da çok büyük eş zamanlı büyük eylemleri oluyor. Çongar'a göre "Ya bu çok korkunç bir tesadüf ya da ordu içinde birileri El Kaide'nin ne yapacağını önceden tahmin edebiliyor, buna garanti gözüyle bakabiliyor ya da bunu bir araç olarak kullanmayı planlayabiliyor ya da belki El Kaide'yi etkileyebilecek güce sahip. Bir şey söylemek istemiyorum ama çok büyük şüphe uyandıran bir ifade belgede var."
Today's Zaman: Belgeler size ne zaman geldi, ne zaman okumaya başladınız, okurken neler hissettiniz?
Çok önce elimize geçti ve biz rahat rahat oturup okuduk diye bir şey yok. Belgeler elimize geçen hafta geldi. 6-7 kişi oturup okumaya başladık. Belgeler sayfa olarak çok ama planların, senaryoların olduğu metinler daha az. Sayfaların çok olmasının bir nedeni olağanüstü fişlemeler var. Türkiye'de her kamu kurumunda, başbakanlıkta veya bir kamu kurumunda kimlerin gözaltına alınacağının tam listesi var; dışişleri diplomatlarının askerle ilişkilerine göre fişlenmesi; bunlar yüzlerce sayfa. Biz öncelikle plan, senaryo ve bu girişimi ortaya çıkaran belgeler üzerinde yoğunlaştık. Tamamen rutine uygun bir seminer yapılmış, onun bir ses kaydı ve 175 sayfalık bir dökümü var. Ve o seminerde nasıl rutinin dışına çıkıldığını gösteriyor.
TZ: 5-7 Mart 2003'de Selimiye Kışlası'nda olan.
Evet, iç tehdit öne alınıyor. Önümüze çeşitli CD'lerde 100'den fazla dosya, o dosyaların her biri yüzlerce sayfalık doküman geldi. Sırayla okumaya başladık çok yoğun şekilde. Esas sorunun cevabı şu: Dehşete kapıldık. Bir iyi tarafı da, ne kadar bu kadarı da olmaz denen planlar çıksa da biz hala dehşete kapılmaya devam ediyoruz.
TZ: Bu tür belgeler neden hep Taraf'a geliyor ya da neden hep Taraf bu tür belgeleri yayınlıyor?
Daha ziyade verenlere sormak lazım ama Taraf iki yılı aştı çıkıyor, bu tür belgeleri yayınlayan, tabu olan kurumları sorgulamaktan ve onları sorgular nitelikteki belgeleri yayınlamaktan çekinmeyen bir gazete oldu. Bu tür belgeler başka gazetelere gidiyor mu bilmiyorum, gidiyorsa da yayınlamıyorlar. Haberciliklerinden bunu görüyoruz. Kafes Eylem Planı'nı da Taraf yayınladı, İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı da ilk Taraf yayınladı, Ergenekon'a konu olan bir çok belgeyi de, örneğin Lahika belgesi ve Cumhuriyet Çalışma Belgesi'ni de Taraf yayınladı, Ergenekon iddianameleri daha hazırlanmadan bugün iddianamelere konu olan belgeler Taraf'da yayınlanmıştı.
TZ: Veren kaynaklara baktığınız zaman orduda ne gibi bir değişime işaret ediyor? Ordu artık homojen değil mi?
Türkiye değişiyor, ordu da değişiyor. Hiçbir kurum olmadığı gibi ordu da artık homojen değil. Ordu içindeki Kafes Planı da bir cuntaya işaret ediyordu. Aynı şekilde Fethullah Gülen cemaatine ilişkin eylem planı da ordu içindeki bu hazırlıklardan bir şekilde haberdar olan, hatta konumları gereği bazı aşamalarda içinde de yer almış olan kişilerin artık ordunun bu tür çalışmalar yapmasını istememesinden kaynaklı bir feryadı bu. Hakikaten ordunun siyasetten elini çekmesi ve asli görevine dönmesi gerektiğini düşünüyorlar. İngilizce tabiriyle "whistleblower" denen kişiler aslında bunlar. Çalıştıkları kurumda bir yozlaşma ve çürüme var, esas görev alanının dışına çıkma var veya görev tariflerini aşırı yorumlama var. Bu çalışmları yaparken de suçun alanına girme, kendi toplumuna karşı suç işleme, seçilmiş hükümete karşı suç işleme, sınırlarını aşma var ve bu birçok onurlu subayı çok rahatsız ediyor artık. Bunlardan bir kısmı rahatsızlıklarını belki içine atıyorlar ama bir kısmı da basında da bir kanal buldukları için kamuoyunun gündemine getirmek, tartıştırmak ve bence yargıya intikal ettirmek istiyorlar.
TZ: Bu subayların kademeleri nedir?
Gayet üst rütbeli. Zaten planların gizlilik derecesine, ne kadar sınırlı dolaşımda tutulduğuna bakılırsa bu anlaşılabilir. Sorumlu ve subay seviyesinde insanlar, ordunun profesyonel elemanları. Askerlik mesleğine saygı duyan insanlar bunlar. Er olarak ilginç bir belge görüp çalan insanlardan söz etmiyoruz.
TZ: Çetin Doğan'ın açıklamaları konusunda ne düşünüyorsun?
Çetin Doğan'ın açıklamaları arasında çelişkiler gördüm. T24 kanalına yaptığı açıklamada Balyoz harekat planına konu olan, senaryoyu diyeyim, kabul ediyor, bu tür çalışmaların genelkurmayın bilgisi dahilinde yapılır, tabi ki iç tehdit algılaması vardır ve bu normaldir diyor. Daha sonra bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada metinle kendisi arasına mesafe koydu ve zaten başka komutanların imzasını taşıyan Oraj, Çarşaf, Sakal gibi – camilere saldırı yapılmasını, Türk jetlerinin düşürülmesini planlayan -- planları kesinlikle ihanet olarak nitelendirdi ve hiçbir ilgim yok dedi.
Gördüğüm kadarıyla, altında kendi imzası olan, kendi sesini duyabildiğimiz, kendi yönettiği bir toplantıda konuşulan senaryodan tam olarak kendisini uzaklaştıramayacağını anlamış durumda ve bunun meşru zeminde yapılmış çalışma olduğunu söylüyor. O zaman kafama şu soru geliyor: Nasıl Türk ordusu nasıl meşru zeminde birinci maddesi birkaç ay önce seçimle işbaşına gelmiş hükümeti düşürmek olan ve onu düşürmek için kendi halkına karşı eylem yapmayı içeren, karışıklık yaratmayı, kaos yaratmayı içeren, sonra yönetime el koymayı, olağanüstü hali, sıkıyönetimi içeren bir senaryoyu oynar? Türk ordusunun görevi niçin bu olsun? Harp oyunu oynanır, herhalde dünyanın bütün orduları oynar, ama düşman ya da olası düşman ülkelere karşı oynanır. İç tehdit algılaması varsa bile ülke içindeki karışıklık yaratıcı unsurlara karşı belki oynanabilir, yine de askerin görevi mi değil mi tartışılır.
Şöyle bir şey olsa anlayacağım, bir kaos ortamı yaşanıyor Türkiye'de bir ekonomik kriz oluyor, işte ayaklanmalar oluyor, halk meydanlara taşıyor, o sırada bankalar tahrip ediliyor veya hükümet binalarına saldırılıyor ve askerim görev üstlenmesi gerekiyor bu durumda ne yapalım?
TZ: Oyun böyle bir oyun değil.
Oyun tam tersine ortalık süt liman ama bir tehdit algılaması var çünkü işbaşına gelen hükümeti düşman addediyorlar, irticacı addediyorlar ve bunu düşürmek için asker ne yapabilir, karışıklık nasıl yaratabilir? Yan harekat emirlerine baktığınızda, bir camiye saldırı oluyor da asker bunu nasıl önler oyunu yok, ya da durumu nasıl sakinleştirir, veya saldırganları nasıl yakalar oyunu yok ortada. Tam tersine asker kişilerin camilere hangi girişlerden girecekleri, bombanın nasıl konulacağı, hangi araçların kullanılacağı derecesinde son derece ayrıntılı, bir sabotaj derecesinde insanların ölebileceği, tabi ki kaos ve terör yaratacak bir eylemi nasıl gerçekleştirebilecekleri üzerine bir oyun var.
Çetin Doğan hastalıklı kafalar bu haberi yapmış ifadesini kullandı, aslında ordu içinde hastalıklı kafaların, bir takım hastalıklı oyunlar oynadığı ortaya çıkıyor. Kaldı ki yine konuşmalardan ve eldeki metinlerden bunun bir harp oyunuyla sınırlı olmadığını bir harp oyunu kisvesi altında aslında bir darbe planının masaya yatırıldığını görüyoruz ve bu darbe planının uygulamaya konmaya başladığının belirtileri de tamamen fişleme belgelerinde gözüküyor. Bir harp oyununda gerçek kişileri, şu diplomatı şöyle kullanacağız diye fişler misiniz? Başbakanlığa girilecek ve gerçek diplomatların adlarını vererek şu, şu, şu bürokratlar birinci derecede öncelikli olarak tutuklanacak der misiniz? Gazeteciler için şu, şu, şu gazeteciler gözaltına alınacak der misiniz? Hangi vali görevde kalacak, hangisi yerinden alınacak der misiniz? Yargıtay üyeleri tek tek şu sıkıyönetim komutanı yapılacak, şu emekli edilecek, bu olumludur görevinde kalacak diye fişlenir mi?
Arttırabilirim örnekleri. Tamamen bir darbe ortamında bürokrasi nasıl yenilenecek bu var. Darbeden sonra kurulacak hükümetin programı var. Bunun neresi harp oyunu? Siyasi bir metin yazılmış. Yeni bir hükümet programı yapılmış. Hangi ülkeyle ilişkiler kesilecek, hangi teşekkül yeniden devletleştirilecek, hangi politika nasıl değiştirilecek – bu zaten askerin hiçbir aşamada görevi olamaz.
TZ: Darbe öncesi süreçte planlananların ne kadarı hayata geçmiş acaba?
Fişleme zaten başlı başına bir eylem. Tek tek fişlenmiş insanlar. Belli yerlere mühimmat gömüldüğünden bahsediliyor, darbe ortamında kullanılmak üzere ki son zamanlarda ortaya çıktı bazıları. Allaha şükür camilere saldırı gerçekleşmediğini biliyoruz. Belgede diyor ki -- Aralık 2002'de ilk yazılıp Mart 2003'de tartışılan bir belge-- darbe ortamı İstanbul gibi büyük şehirlerde El Kaide ve PKK gibi örgütlerin eş zamanlı büyük eylemler yapmasıyla oluşturulacaktır. Bu dendikten 6 ay sonra El Kaide İstanbul'da çok büyük eş zamanlı büyük eylemler yaptı. Ya bu çok korkunç bir tesadüf ya da ordu içinde birileri El Kaide'nin ne yapacağını önceden tahmin edebiliyor, buna garanti gözüyle bakabiliyor ya da bunu bir araç olarak kullanmayı planlayabiliyor ya da belki El Kaide'yi etkileyebilecek güce sahip. Bir şey söylemek istemiyorum ama çok büyük şüphe uyandıran bir ifade belgede var. Onun dışında, başka bir gazetede okuduğum, zamanında Ege'de it dalaşları, hangisi gerçekten bir plana dayanıyor, insanın kafasında soru işaretleri oluyor. Bunun oyun olarak düşünülmesi bile korkunç zaten. Bunu oyun olarak oynayabilen bir hastalıklı zihin, kendi ordusunun uçağını düşürmenin planını yapan bir hastalıklı zihin başka neler yapar bilemiyorum.
TZ: İsmi geçen kişilerden Şener Eruygur, Özden Örnek başka darbe planlarındaki isimler, baş aktörler.
Darbe günlüklerinde Çetin Doğan'ın hazırlıklarının izleri var, Mustafa Balbay'ın günlüğünde yine Çetin Doğan'ın bir darbe hazırlığı içinde olduğunu ima eden konuşmalar var; dönemin MİT müsteşarıyla yapılmış örneğin. Suga diye bir plan var, örneğin, tamamen donanma planı, içinde adı geçen şahısların çok büyük bir yüzdesinin adı olduğu gibi Kafes planında da geçiyor. Özden Örnek imzalı bir plan ama alt kademelerde o planda görev almış kişilerin çoğu -- yani Feyyaz Öğütçü var, Kadir Sağdıç var, daha var, var, var – bu da şunu düşündürüyor: çeşitli dönemlerde çeşitli darbe planları yapmış, çeşitli darbe oyunları oynamış ordu içindeki subaylar, belki bu girişim akim kalıyor, ama daha sonra benzeri bir planı yeniden yazıyorlar, yeniden oynuyorlar ve belki yeniden hayata geçirmeye çalışıyorlar. Bunlar bir süreklilik arz ediyor. Nitekim Kafes planının 2009 tarihli olduğunu biliyoruz.
TZ: Kafes ile nasıl bağlantılar çıkıyor?
Kafesle ilgili şu var. Okuduğunuz zaman Rahip Santoro cinayeti olmuş, Hrant Dink cinayeti olmuş, Malatya Zirve katliamı olmuş ve gayrı Müslümleri öldürmek, onları tehdit etmek üzere yeni bir planı 2009'da yazıyorlar ve o planda zaten bu Santoro cinayetinden, Hrant Dink cinayetinden "operasyon" olarak söz ediyorlar. Dolayısıyla hakikaten Türkiye'nin faili meçhul kalan süikastlarında, bir takım sabotaj eylemlerinde, bombalamalarında ne kadar devletin içindeki karanlık güçlerin rolü vardı, bu hep bir şüphe ve yavaş yavaş şimdi bazı davalar ve soruşturmalar üzerinden çıkmaya başlayacak. Ama bu planlar, bu şüpheyi en azından kuvvetlendiren planlar.

__________________________________________________
TZ: Bu vehamet karşısında toplumun tepkisini nasıl değerlendiriyorsun? Bazı aydınlar duyarlı ama genelde pek öyle değil.
Türkiye'de demokrtaik bilinç, vatandaşlık bilinci çok fazla olgunlaşmış değil. Türkiye bütün anayasalarıyla, en son 1980 darbe anayasasıyla devletin baba olduğu, güç olduğu, devletin kendi vatandaşına karşı kendisini koruyan bir anayasayla o vatandaşı yönetmeye alıştığı bir toplum. Biz, sıradan birer vatandaş olarak bu askerlerin maaşını ödüyoruz. Bizim ödediğimiz vergiler sayesinde oradalar ve onlar seçilmiş siyasetçilerin memurları. Bize hizmet etmekle sorumlular. Anayasayla verilmiş görevin dışına çıkamazlar, çıktıkları zaman sorgulanırlar. Bir darbenin cezası vardır. Bu bilinç yerleşmiş değil. Bu ülke seçimle işbaşına gelmiş bir başbakanını bir darbeyle asmış bir ülke; 12 Eylül'ün hesabını sormamış bir ülke; darbe suçu işleyen generallerin daha sonra hiçbir darbe suçundan yargılanmadığı bir ülke. İşte ilk defa bir darbe planı soruşturması belki bugünlerde başlayacak ve ilerleyecek. Yılların bir birikimi var. Sonuçta yine dehşet duyuyoruz, umursamıyoruz ve kanıksadık değil. Kimse için bu geçerli değil. Ama sıradan bir vatandaş olarak bunu sormak bizim hakkımız, bu bize karşı işlenmiş bir suç, hiçbir general bunu yapamaz, hiçbir birinci ordu komutanı, zamanın jandarma genel komutanı bunu yapamaz bilinci tam olarak yerleşmiş değil. Türkiye'de hala seçilmiş hükümetler iktidar değil. Hala seçilmiş hükümetler kendi sorumluluk alanındaki konularda kendisini bire bir yetkili hissetmiyor, o yetkiyi kullanmaktan zaman zaman korkuyor, hala darbe ve askeri müdahaleden korkuyor ve bu korku aşılmadıkça – bence aşılıyor – ama tam olarak aşılmadıkça da açıkçası tankı, topu, tüfeği olan bir güç karşısında sesi kesilmiş bir sivil kitleden bahsediyoruz. Bu çok zararlı ama bunları sorgulayan gazeteler, giderek bunları sorgulayan aydınlar, siyasetçiler sayesinde değişmeye de başladı bir şeyler. Seferberlik Tetkik Kurulu'nun kozmik odasına girilip orada bir sivil savcı, yargıç araştırma yapabildi. Bu bir ilk oldu. Ergenekon davasını bu açıdan çok önemsiyorum. Kafes soruşturmasını çok önemsiyorum. Kafes'de adı geçen üst rütbeli generallerin neden hala ifadesinin alınmadığını sorgulamak gerektiğini düşünüyorum. Sorumlu gazeteciler olarak davalarla, hakaretlerle karşılaşmayı göze alıp bu soruları sormamız lazım.
TZ: Taraf'a açılmış davaların sayısı kaçı buldu?
Toplam olarak 100'ü geçti. Benim kişisel olarak hakkımda sanıyorum 7 ya da 8 dava var. Bir tanesinden, Abdurrahman Yalçınkaya yargıya hakaretten bir dava açmıştı, AK Parti'nin kapatılma cezasını eleştirmemden dolayı, ondan beraat ettim. Diğerleri de gizliliği ihlal, devlete hakaret, yargıya hakaret, suçu ve suçluyu övme gibi çeşitli suçlardan yargılanıyorum. Ahmet Altan'ın da en az o sayıda davası var. Muhabir arkadaşlarımızın çok sayıda davası var ve bunların çoğu da ya yargıya eleştiri, ya orduya eleştiri ya da Kürt meselesinde genel gidişatı ve genel politikaları eleştiri ya da devletin gizliliğini ifşa suçları davaları. Yani bir kişisel hakaret davası ya da iftira davası değil.
TZ: Bunlara karşı Türkiye'de meslek örgütlerinden pek bir dayanışma görülmüyor. Uluslararası meslek örgütleri nasıl bu açıdan?
Uluslararası basın örgütleri Türkiye'de duruma baktıkları zaman bütün bu davaları görüyorlar, ses çıkarıyorlar. Hemen her gazetede çalışan, her grupta çalışan bir çok meslektaşımızdan dayanışma görüyoruz. Somut bir eylem olmasa da dostluk görüyoruz. Bir de şu var yargı, ordu, devlet eleştirildiği zaman açılan bütün davalara ses çıkarmayan ama bir vergi cezası üzerinden bütün basın özgürlüğü ayaklar altında kampanyası yapan geniş bir kesim var. Bu beni sadece güldürüyor açıkçası. En azından illegal olduğu henüz kanıtlanmamış bir vergi cezasının çok büyük bir baskı unsuru olduğu kabul edilebiliyor ve üzerinden basın üzerinde müthiş bir baskı olduğu iddiası ortaya atılabiliyor ama diğer davalar görülmüyor. Özellikle o gazetelerde, özellikle Hürriyet'te ve o grubun gazetelerinde bu davalar bazı köşe yazarlarının çabalarıyla dile getiriliyor ama onun dışında görülmüyor.
TZ: Taraf ilk defa bu belgeleri yayınlamaya başladığında diğer basın görmüyordu pek, şimdi daha çok gazete görüyor bu haberleri değil mi?
Hürriyet çok küçük görmüş 1'den, yalanlama üzerinden. Diğer bütün gazetelerde hemen hemen manşet. Milliyet'te geniş bir şekilde manşet. Star'da öyle, Sabah ve Zaman'da var. Ergenekon'la ilgili yazmaya başladığımız zaman, Ergenekon adını taşıyan ilk belgeyi Taraf yayınlamıştı, birinci iddianame bile çıkmamıştı. O zaman "peri masalı, hayaller dünyasında geziyorlar, masalarında oturmuş yazmışlar" gibi bir sürü şey yazıldı. Sonra bir dava konusu oldu. Ergenekon'dan asrın davası diye söz edilmeye başlandı. Bugün eleştirseler de eleştirmeseler de herkes Türkiye'nin en önemli konularından birinin bugün Ergenekon davası olduğunu biliyor. En başta tamamen uydurma diye bahsediyorlardı. Taraf'ta veya herhangi bir gazetede herhangi bir gazetecinin bunları uydurması için deli olması lazım. Bu belgeler bir şekilde devlet içindeki bir değişimin sancılarının da sonucu olarak ortalığa dökülmeye başladı. Uzun süre derinliklerde kalmış sır ortalığa saçılıyor. Biz bu sırların ulaşabildiğimiz kadarını deşiyoruz, aydınlatmaya çalışıyoruz, tartışıyoruz. Şimdi o peri masalı dedikleri dava çerçevesinde tutuklu generaller var.
TZ: Hala Ergenekon uydurma diyenler var.
Tabi ama sonuçta bir dava var. Eğer Türkiye'nin sivil kurumlarının hiçbirine güvenmeyip sadece orduya ve orduya yakın bir kesime güvenen bir dünya görüşü varsa bilemem, belki her şey uydurma. Uydurma diyenlere şunu diyorum, Türkiye'de 17,000 faili meçhul var, Türkiye'de hala çözümlenmemiş sayısız siyasi süikast var. Bunlar oldu, bombalama eylemleri oldu, Türkiye'de darbeler oldu, darbe planları oldu ve bunları birileri yaptı. Çözülmemiş süikastlerde dünyanın neresinde olursa olsun, devlet içinde birileri işbirliği yapmıştır. Bu Amerika'da Kennedy süikastı için de geçerli. Türkiye'de Uğur Mumcu dahil, Abdi İpekçi dahil, Hrant Dink dahil bütün siyasi süikastler için geçerli, ortada bir bilanço var, akıtılmış bir kan var, süren bir savaş var ve o savaşın çözüm aşamasına gelindiği noktalarda o savaşı provakae etmiş 33 asker olayı gibi eylemler var. Ortada bu kadar kan varken, birileri bunları uydurdu denilemez. Burası öyle bir ülke olmasaydı, evet o cinayetler, darbeler hiç olmadı bu iddialar peri masalı, burada böyle şeyler olmaz diyebilirdiniz. Ama burada gerçek bir ülkenin, gerçek suçlarından, gerçek kanından söz ediyoruz.
TZ: Tehditler alıyor musunuz?
Zaman zaman ciddiye almamız gereken tehditler oldu. Bunların büyük bölümünü avukatlarımız aracılığıyla savcılığa intikal ettirdik. Onun dışında normal bir gazetenin güvenlik düzenlemesi burada da var. Ama korumalarla gezmek, olağanüstü önlemler almak gibi şeyler yapmıyoruz. Biraz dikkatli oluyoruz. Ara sıra özel güvenlik ya da polis dikkatli olun, tehdit algısı var diye uyardıkları oldu. Sonuçta gazeteciyiz, işimizi yapıyoruz. Yaptığımız sabah uyanıp işimize gelmek ve akşam da evimize gitmek. Yasadışı görüşmeler yapmıyoruz, casusluk yapmıyoruz, bir takım binalara girip belge çalmıyoruz. Yakalanacak bir şeyimiz yok. Şunu da biliyoruz, yasal kararlara dayanmadan telefonlarımız dinleniyor ve e-maillerimiz izleniyor. Muhtemelen şu anda yaptığımız söyleş bu odanın dinlenmesi aracılığıyla dinleniyor. Bundan da çekinmiyoruz. Bizi dinleyenler, e-maillerimizi izleyenler en fazla çeşitli kişilerle samimiyet derecemizi, şakalaşma biçimimizi – evet, bu da özel hayata müdahale – görüyorlardır. Ama onun dışında gazetecilik dışı bir faaliyet görmeyecekler. Dolayısıyla kaçacak, çekinecek, saklanacak bir durum yok. Ama Türkiye gazetecilerin öldürüldüğü bir ülke, bunu da biliyoruz. Ya Türkiye'de gazetecilik yapmayacaksın, ya korkarak yapacaksın ve hiç tehlikeli alanlara bulaşmayacaksın, ya da gönlünden geçtiği gibi yapıp kötü bir şey olmaması için dua edeceksin.
TZ: Balyoz'dan sonra tehdit oldu mu?
Özel bir tehdit olmadı.
TZ: Elde bekleyen başka çarpıcı belgeler var mı?
Hiç belge bekletmiyoruz. Bu konularda aktif çalışan muhabir arkadaşlarımız var. Onların haber kaynakları var. Konuşuyor, soruyorlar. Balyozda camiyle ilgili bir şey konuşuluyor ve onun üzerine gidip daha fazla bir şey buluyorlar ya da Balyoz'da adı geçen bir komutanı soruşturuyorlar. Elimizde belge tutmuyoruz. İyi bilgi varsa kullanıyoruz, yoksa atıyoruz. 25 yıllık gazeteciyim, şuna çok rastladım, bildikleri enteresan toplantılarda duyduklarını not alan, günlüğünü tutan – şimdi davalara bile konu oluyor – gazeteciler var ama bunları hiç yazmamış. Genelkurmay'da toplantılara katılmış, anlatılanları yazmamış. Veya bir siyasetçi hakkında yolsuzluk dosyasına ulaşmış ama yazmamış, üzerine gitmemiş. Bazen şöyle şeylerle de karşılaştık. Başka gazetelerden arkadaşlarımızın, yayınladığımız belge için bize geldi ama biz yayınlamadık dediği oldu. Biz öyle yapmıyoruz. Eğer kendi kaynaklarımızdan bunun bir doğruluk derecesi olduğuna ulaşabiliyorsak ve bu da kamuoyunun ilgisini çekecek, bilmesi gereken bir şeyse zaten yayınlıyoruz.
TZ: Bundan sonra ordunun rolüyle ilgili yapılacaklar hakkında çeşitli tartışmalar var, profesyonel bir ordu kurulması gibi, araştırmalar için meclis komisyonu kurulması gibi. Bunlara ne diyorsun?
Aslında meclisin gerçek bir meclis olabilmesi için bütün bu konularda komisyon kurması lazım. Allaha şükür bir Hrant Dink komisyonumuz oldu ama bir Ergenekon komisyonu da olmalı. Kafes planı üzerine bir komisyon olmalı ve sorumlu milletvekilleri bunları gündemde tutmalı. Bu ordunun ilk ortaya çıkan darbe planı değil. Çeşitli darbe planları yapmış, iç tehdit algılaması yapmış, seçilmiş hükümeti iç tehdit algılamasının parçası yapmış, çeşitli cemaatleri bunun parçası yapmış ve bunlara karşı eylemler planlamayı gündeme getirmiş bir ordudan söz ediyoruz. Diyelim ki hiçbir zaman bunu eyleme ve suça dönüştürmek istemediler, bu suçu sadece bir harp oyunu olarak konuştular. Ama bu harp oyununu konuşmaya saatlerini, inanılmaz sayıda personelini, enerjisini ve aylarını, günlerini, sayfalarca dolusu metnini harcamış bir ordudan söz ediyoruz. Bu bana ordunun yapacak iş bulamadığını ve fazla zamanı olduğunu düşündürüyor. Türk ordusunun küçülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu da zorunlu askerliği azaltarak olabilir. Gönüllülük esasında, çok daha kısa süreli bir mecburi hizmet olabilir. Bir ordu camileri nasıl basarızı harp oyunu olarak oynuyorsa, o orduda yanlış giden bir şeyler var. Galiba bütün bunlar ordudaki indoktrinasyonu, ordudaki eğitimi ve ordudaki iç tehdit algılamasını, ordunun demokrasiye olan saygısını, siyasi, seçilmiş hükümetle ilişkilerini yeniden gözden geçirecek şekilde ya bir iç hizmet kanunu yapılması, hem demokratik/sivil hareket edeceğini garanti eden sivil bir anayasa yazılması ve bu çerçevede küçülmesi lazım. NATO'nun ikinci büyük ordusuyuz. Bunu hak eden bir dış tehdit bence yok, ama değerlendirilebilir.
TZ: Hükümetin askerle ilişkilerindeki tutumu konusunda neler diyeceksin? Yeterince dik durabiliyor mu hükümet?
Yeterince dik duramıyor ama dik durmaya çalışıyor. Türkiye'nin demokratikleşmesini ve sivilleşmesini istemeyen bir meclis muhalefetiyle karşı karşıya ve siviller biraz dik durmaya başladılar mı, biraz ordunun siyasi etkinlik alanı daraltılmaya başlandı mı "sivil vesayet" diye haykırmaya başlayan, aydın geçinen bir takım kişilerin olduğu bir ortamda var oluyor bu hükümet. Bir çaba var ama yeterli cesaret yok. Hükümetin bütün üyeleri sanırım bu konuda aynı derecede kararlı değil. Bir de şöyle bir yanlışlık yapıyorlar. İlkelerden ziyade kişiler üzerine kurulu politikalar yürütebiliyorlar. Yani asker hiçbir şekilde siyaset yapmaz, siyaset konuşmaz, siyasete müdahale etmez ve siyasete müdahale anlamına gelecek, yargıya müdahale anlamına gelebilecek herhangi bir açıklamayı kim yaparsa yapsın hükümet buna karşı konuşmalıdır. Eğer Org. Başbuğ fırkateynin üstüne çıkıp, devam eden bir soruşturmayı etkileyecek şekilde konuşuyorsa, hükümetten bunun bir karşılığı mutlaka olmalıdır. Olmadığı zaman orada yanlış giden bir şeyler vardır. Hükümetten tanıdığım insanlardan bazen şöyle yorumlar duyuyorum, aslında Org. Başbuğ çok iyi bir insan, aslında o demokrat ama ne yapsın onun da gözetmesi gereken dengeler var. Başbuğ Demokrat olabilir ama demokratlığa uymayan hareketleri gerçek demokrat siyasetçiler tarafından eleştirilmelidir, hesabı sorulmalıdır ve üzerine gidilmelidir. Bu yapılmadı bugüne kadar. Yanlış bir şey. Paşa seçmece var Türkiye'de. Bütün paşalar görevini yapmalı, yapmadığı zaman da emekli edilmeli.
TZ: Hala Taraf'a Fethullah Gülen'in desteği var mı diye soranlar oluyor? Var mı?
Fethullah hoca bize maddi bir destek vermiyor. Gazeteyi görüp görmediğini, Taraf'ı okuyup okumadığını da açıkçası bilmiyorum. Kanıtlamaya çalışmak da komik. Bizim banka hesaplarımız denetleniyor. Bütün yazışmalarımız izleniyor. Bu dedikoduları çıkaranlar, sadece Fethullah da değil, işte George Soros, yok efendim CIA, benim İsrail ordusunda 21 yaşında görev yaptığıma kadar, hakkımızda çıkarılan dedikodular var, bunların çoğu gülüp geçilecek şeyler. Biz küçük bir gazeteyiz, az parası olan bir gazeteyiz.
TZ: Mali zorluklar sürüyor mu?
Sürüyor. Gazeteyi çok kıt kanaat çıkarıyoruz. Patron, Başar Bey, bu kadar büyük zararı göze almasaydı, ya da bir noktada dur deseydi, ki o noktaya birkaç kere geldik, biz bugün gazeteyi çıkaramazdık. Hep direndi, kredilerle, ve bu gazeteye inandı, bu gazetenin bir şekilde ayakta duracağına inandı. Giderimiz çok düşük olduğu için, satış rakamıyla iyi kötü kendini döndüren bir noktaya geldi gazete. Tiraj 50-55-60 bin arasında oynuyor. Fena olmayan bir rakam. Az basıyoruz, az dağıtıyoruz. Bu kemiksiz bir satış yani promosyon içermiyor, bizim abonelik sistemimiz yok. Doğrudan bayi satışı. Tabi daha iyi olmasını istiyoruz ama birikmiş borçlarımız var. Halen onları ödüyoruz. Şu da var, bu gazetede başka herhangi bir gazetede çalışsa şu anda kazandığının dört, beş katı para alacak pek çok deneyimli gazeteci çalışıyor. Çok değerli bir yazar kadromuz var. Başka yerlerde çalışsalar buradan aldıkları ya da çoğu zaman alamadıkları paranın kat kat üstünü alabilirler. Taraf'ta çalışmanın bir ayrıcalığı, bir özgürlüğü var. Bu özgürlük çoğumuzun maddi olanaklardan vazgeçmemizi sağladı. Bize birileri destek olsa herhalde daha iyi yaşardık...
TZ: Amerika'dan döndüğün zaman Türkiye'de bu kadar heyecanlı bir gazetecilik hayatın olacağını tahmin ediyor muydun?
Bu gazeteye katılmak için döndüm ama açıkçası bu gazetenin bu kadar uzun süre ayakta kalabileceğini tahmin etmiyordum. 30-35 bini aşan bir satış rakamına bu kadar çabuk ulaşacağını tahmin etmiyordum, bu kadar çok ses getireceğini tahmin etmiyordum ve Türkiye'nin genel olarak değişim ivmesinin arttığı bir ortamda o ivmeyle bu kadar uyumlu hatta o ivmeyi arttıran bir rol oynayabileceğini bu kadar tahmin etmiyordum. Çok eksiklerimiz var, onu da söyleyeyim. Gazetede yapmak istediğimiz bir sürü şeyi yapamıyoruz. Dünyayı çok daha iyi izleyen bir gazete yapmayı istiyoruz başından beri. Şimdi "Le Monde diplomatique" ile bir anlaşma yaptık ve onu Türkçe basarak ek vermeye başladık. Taraf sadece orduyu eleştirsin, başka bir şey yapmasın diye isteyen bir gazete değil. İyi bir kültür sayfası olsun, iyi dış haberler yapsın, yavaş yavaş magazin yapmaya başlasın, eklerimiz olsun istiyoruz. Maddi olanaksızlıklar nedeniyle Avrupa'da, Washington'da muhabirin olamıyor, bir sürü olayı yerinde izleyemiyorsun, ekler çıkaramıyorsun, kağıt alamıyorsun, vs. Ama bu sınırlılıklar içinde yapabileceğimizin gerçekten iyisini yaptığımızı düşünüyorum. Hatta tahminlerimi aşan şekilde yaptığımızı düşünüyorum.
TZ: Beklentilerinin daha aşağıda olduğunu söylüyorsun.
Döndüğüm zaman 2007 Eylülüydü galiba. Böyle bir Ergenekon davası yaşanacak, bu kadar ileri gidilecek, ordunun bu sorgulanamaz tavrı bu kadar geniş bir şekilde sorgulanmaya başlanacak, Kürt meselesi konusunda bir açılım olacak ve bu savaşı artık bitirmek, PKK'yı dağdan indirmeye dönük kültürel ve siyasal anlamda, hatta anayasal anlamda değişikliklerin de tartışıldığı bir ortama bu kadar hızlı gideceğimizi çok da fazla düşünmüyordum. Hep bu değişime inanıyordum, bunun için konuşmak, yazmak, çizmek, bağırmak gerektiğini düşünüyordum. Ama bu kadar dalga dalga yayılacağını bilemiyordum. Ordu içinde ordunun değişmesini isteyen insanlar var, gazeteciliğin değişmesini isteyen insanlar var, sadece Taraf değil, Taraf'ın yaptığını başka gazetelerde yapmaya çalışan çok sayıda meslektaşımız var, yargı içinde bu böyle, hukukçular arasında böyle, siyasiler arasında böyle. Bunun giderek bir sinerji oluşturduğunu görüyorum. İnsan görmeden bunun böyle olabileceğini bilemiyor.
TZ: Türkiye'de geçmiş darbelerde Amerikan desteğinin olduğu biliniyor. Bu darbe planlarına baktığında Amerika'dan destek veya köstek anlamında herhangi bir ilişkiye rastlıyor musun?
Daha önce Sarıkız ve Ayışığı belgelerinde de görmüştüm, Balyoz'da da benzeri bir hava var. Kesinlikle Amerika veya NATO ile paralel bir operasyon gibi görülmüyor. Hatta tam tersi daha içe dönük bir operasyon gibi görünüyor. Bir hükümet programı yapıyorlar, o programda İran'la ilişkilerin tamamen kesilmesi var. Belki Amerika'nın çok da hazetmediği bir ülkeyle ilişkileri bıçak gibi kesiyor ama öteki taraftan bütün uluslar arası ilişkilerin kesilmesi var; devletleştirmeler var. Tamamen devletçi, ulusalcı, içe kapanık bir şey de var. Yani tamamen din karşıtı, anti-İslam, anti-Kürt, anti-Arap ama aynı zamanda anti-Batı ve tamamen içine dönük. Zaten biliyoruz ki Sarıkız ve Ayışığı hamleleri büyük ölçüde Annan Planı'na verilen desteğin önünü kesmek, Kıbrıs'ta bir açılımın önünü kesmek için planlandığını biliyoruz. O sırada açılım sürecini Avrupa ve Amerika'nın da desteklediğini de biliyoruz. Yani ne Amerika ne de Avrupa Birliği... Türkiye'nin artık 12 Eylül zihniyetiyle yönetilemeyeceğini düşünüyor Washington da Brüksel de, zaten dünyanın geneli de. Küreselleşmiş dünyada ekonomik ilişkiler kesinlikle buna cevaz verecek ilişkiler değil. Ama bütün bunların farkında olmayan, hatta bütün bunlardan rahatsız olan bir ordu zihniyeti var. Bu küreselleşmiş dünya, bu ilişkiler, barış arayışı, Obama dünyasının eğer Bush dünyasından bir farkı varsa onun dikte ettiği daha fazla diyalog, daha açık ilişkiler süreci böyle siyasete müdahale eden, darbe planlayan, seçilmiş hükümetleri devirmeyi planlayan bir ordu zihniyetini kabul edebilecek bir zihniyet değil. Dünyanın gittiği doğrultuyu takip edemeyen tam tersi bir noktada çakılıp kalmış bir ordu zihniyeti var.

TSK'da İsrail'in Kozmik Odası

Hakimin aramasından sonra "Kozmik Oda'daki sırlar"ın deşifre olduğunu ve "yakılacağını" açıklayan Genelkurmay'ın, ana karargahta bulunan "İsrail'e ait özel oda"yı da yakıp yakmayacağı merak ediliyor. Özel Kuvvetler Komutanlığı Seferberlik Tetkik Kurulu’ndaki Kozmik Oda’da günlerce araştırma yapan hakimin elde ettiği bilgileri imha etmesini isteyen Genelkurmay Başkanlığı, ana karargâhında bulunan İsrail’e ait özel odadan her türlü askerî istihbaratın İsrail’e akmasına ise ses çıkarmıyor. İsrail ile Türkiye arasındaki GES işbirliği çerçevesinde İsrail’in her türlü askerî bilgiye ulaşıyor olduğu, askerî raporlarda bile açıkça dile getiriliyor. Buna karşın Türk Genelkurmayı bu konudan hiçbir şekilde rahatsızlık duymuyor.
İsrail’in “Truva atı” olarak nitelendirilen bu sistem sayesinde Siyonist yönetim, Türkiye’nin en gizli ve özel askerî ve stratejik bilgilerine ulaşabiliyor. Sistemin işletimi ve devamı, Genelkurmay’daki “Bilgi Değişim Birimi Demir Devreler” adı verilen ve tamamen İsrailli yetkililerin kontrolündeki bir odadan sağlanıyor. “Siyah lale” adı verilen bir operasyon kapsamında düzenlenen değerlendirme raporunun sonuç bölümünde, İsrail görevlilerinin Türkiye’ye ait kanalları dinledikleri, GES Personeli tarafından açıkça bildiriliyor.
İŞTE TRUVA ATININ ELDE ETTİKLERİ
Bizzat Genelkurmay tarafından sistemin analiziyle ilgili hazırlanmış olan “Siyah Lale Operasyonu Değerlendirilmesi”nde şu ifadeler dikkat çekiyor: “Uçağın Türkiye’ye intikali ve dönüşü esnasında Suriye, GKRY, KKTC ve başta çok kanal sistemleri olmak üzere Türkiye’ye ait muhabere, elektronik sistemlerini takip etme imkânını bulacaktır. Bölgede çalışan çok kanal sistemlerine ait tanıma ve teşhis imkânı sağlayacak bol miktarda ham materyal elde edecektir” deniliyor. Raporda, İsrail’in KKTC ve Türkiye’ye ait telsizleri gizlice dinleme imkânını bulduğu açıkça belirtiliyor.
TELSİZLERİMİZİ GİZLİCE DİNLEMİŞLER
Yine “Siyah Lale Operasyonu”ndan elde edilen bilgilere göre; İsrail’e çalışan birimin Türk Genelkurmayı’na ait telsizleri gizlice dinlediği anlaşılıyor. İsrail’in edindiği bilgiler şu şekilde kaydediliyor: “Faaliyet esnasında elde edilen bilgiler ile ham materyaller paylaşıldığından dolayı, İsrail de bizimle aynı bilgileri elde etmiştir. Ancak Müh. Bnb. H.Ö. tarafından faaliyet esnasında bir kısım IDF/ISNU personelinin, uçağın arka tarafındaki bir bölmede muhtemelen ‘PCM’ olduğu değerlendirilen ve Türkiye’ye ait olabileceği düşünülen çok kanal sistemlerini dinledikleri belirlenmiştir.”
HÂLÂ DEVAM EDİYOR
Raporda, Türkiye’nin dost ve komşu ülkelerine yaptığı uçuşların da hâlâ kurulu olan direkt devre üzerinden İsrail tarafından dinlendiğine dikkat çekiliyor. Türkiye’nin komşularıyla olan bütün askerî istihbari ve stratejik bilgileri tümüyle İsrail’in gözetimine açık durumda. Raporda, şu ilginç bilgilere yer veriliyor: “Türkiye ile İsrail arasında SIGINT bilgilerinin teatisini sağlamak amacıyla; İsrail milli SIGINT ünitesi (ISNU; Israel SIGINT National Unit) ile GES K.lığı arasında 20 Ocak 1998 tarihinde direkt muhabere devresi tesis edilerek işletmeye açılmış olup, hâlâ anılan devre üzerinden bilgi mübadelesine devam edilmektedir.”
DİĞER ÜLKELER DE TÜRKİYE ÜZERİNDEN DİNLENİYOR
Raporda, Türkiye askerî birliklerinin yanısıra İran ve Suriye’nin de bu sistem sayesinde Türkiye üzerinden dinlendiği belirtilerek, “bu sistemin tek taraflı olarak İsrail’in istismarına açık olduğu” belirtiliyor. Raporda şöyle deniliyor: “GES K.lığınca tespit edilen ve özel bir yapısı bulunan Suriye ve İran’ın sayısal çok kanal haberleşmelerine ve radarlarına ait sinyallerin çözümlenmesi amacıyla, 5 adet sinyal kaseti analiz edilmek üzere, 19 Ocak 2004 tarihinde İsrail Askerî Ataşesi’ne teslim edilmiştir. Sinyal analizinden bugüne kadar bir sonuç alınamamıştır. Demir Devreler İsrail lehine tek tarafa fayda sağlayacak şekilde devam etmektedir.”
SİSTEM 28 ŞUBAT’TA İŞLETİME AÇILDI
9 Aralık 1992 tarihinde başlayan Türkiye-İsrail Muhabere Elektronik İstihbarat işbirliği ilişkileri, 1993 ve 1994 yıllarında Muhabere Elektronik İstihbarat konusunda görüşmeler yapılmış ve 27 Nisan 1995’de “Muhabere Elektronik İstihbarat Sinyal Araştırması Mutabakat Muhtırası” imzalanmıştı. İki ülke arasında Muhabere Elektronik İstihbarat bilgilerinin teatisini sağlamak amacıyla; “Sinyal İstihbaratı (Muhabere Elektronik İstihbarat) İşbirliği Ek Protokolü” imzalanarak, GES K.lığı ile ISNU arasında 20 Ocak 1998 tarihinde direkt muhabere devresi tesis edilerek işletmeye açılmıştı.

KAZIM KARABEKİR'İ ANMA TÖRENİ...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Tarihte, geçmişte yaşananları adeta bir hesaplaşma noktasına getirmenin topluma, millete ve ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük'' olduğunu ifade ederek, ''Tarihimizde yaşanan olayları, geçmişimizi bugün bir hesaplaşma malzemesine dönüştürmek o topluma en büyük kötülüktür'' dedi.
Genelkurmay Başkanlığı Karargahı Orbay Salonu'nda, ''Ölümünün 62. yılında Kazım Karabekir'' konulu özel anma programı düzenlendi.
Programın sonunda konuşan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, İstiklal Savaşı'nın komutanları için çeşitli anma etkinlikleri düzenlediklerini ifade ederek, bugünkü programın da bunlardan biri olduğunu söyledi. İstiklal Savaşı'nın büyük komutanlarını andıklarını belirten Orgeneral Başbuğ, 19 Mayıs'ta Büyük Önder Atatürk'ün, 25 Aralık'ta yine İstiklal Savaşı'nın
komutanlarından İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün, bugün İstiklal Savaşının büyük komutanı Kazım Karabekir Paşa'nın anıldığını belirterek, Nisan ayında da Mareşal Fevzi Çakmak ile ilgili bir anı töreni düzenleyeceklerini bildirdi.
İstiklal Savaşı'nın büyük komutanları denildiği zaman, yanlış anlaşılmamasını, daha birçok değerli komutan bulunduğunu söyleyen Orgeneral Başbuğ, Fahrettin Altay, Ordu Komutanlığı yapan Çobanlı Paşa, Nurettin Paşa gibi daha birçok ismin unutulamayacağını ifade etti. Orgeneral Başbuğ, önümüzdeki dönemlerde bu komutanların da anılmasını umduğunu dile getirdi.
Orgeneral Başbuğ, tarihi ve geçmişiyle ilişkilerini kesen milletlerin geleceğinin karanlık olduğunu düşündüğünü ifade ederek, tarihin ve geçmişin özellikle genç nesillere, öğretilmesi, anlatılması gerektiğini dile getirdi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu:
''Tarihte, geçmişte yaşananları doğru ve sağlam bilgilere dayanarak tartışmalıyız. Bunda sakınca yok. Ancak, tarihte, geçmişte yaşananları adeta bir hesaplaşma noktasına getirmek bence bu topluma, o millete, o ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bazen bunu görüyorum, maalesef... Tarihimizde yaşanan olayları, geçmişimizi bugün bir hesaplaşma malzemesine dönüştürmek o topluma en büyük kötülüktür. Bugünleri kime borçluyuz. Hep bunu sormamız lazım. Bugünleri elbette İstiklal Savaşı'nı kazananlara, en küçük rütbelisinden en büyük, ebedi
Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İstiklal Savaşımızın bütün komutanlarına ve her şeyden önce o dönemlerde, o zorluklarda, o yokluklarda ordusuyla bütünleşen o Türk milletine borçluyuz. Bunu unutmamamız lazım.''

-''HERKES BÜYÜK HARFLERLE YAZMALI''-

Orgeneral Başbuğ, ''Anlamlı ve duygusal bir gün geçirdiklerini'' belirterek, Kazım Karabekir'in ''İstiklal Harbimiz'' adlı kitabından bölümler okudu.
Kitabın bitiş bölümünün de ''çok ilginç'' olduğunu söyleyen Orgeneral Başbuğ, Karabekir'in, düşünen, fikir üreten ve cesaretle düşüncelerini üstlerine aktaran bir komutan olduğunu anlattı. Orgeneral Başbuğ, Karabekir'in, İstiklal Savaşı sırasında devamlı Atatürk'e mesaj gönderip cevap aldığını, savaşın icrası sırasındaki muharebelere yönelik düşünce ve tetkiklerini Atatürk'e gönderdiğini ifade etti.
''İstiklal Harbimiz'' kitabının son cümlesindeki Kazım Karabekir'e ait ifadeleri okuyan Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti: ''Burada şu vecizeyi tekrarlamak yerinde olur: 'Vatandaş! Yanlış bilgi
felaket kaynağıdır. Her işin evvela hakikatini ara ve öğren' diyor. Bakın, 'ara ve öğren' diyor. 'Yalnız size söylenenlerle kalmayın, arayın, biraz çaba gösterin, öğrenin' diyor. Sonra da diyor ki 'sonra münakaşasını istediğin gibi yap'. Hakikati ara, öğren, sonra münakaşasını istediğin gibi yap. Birincisi, hakikatin aranması ve öğrenilmesi konusu senin vicdanına; ikincisi ise münakaşadaki durum kişilerin seviyesine ve irfanına, bilgi birikimine dayanıyor.
Şimdi 25 Ocak 2010...
Bilmiyorum, katılır mısınız ama ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Bence Kazım Karabekir'in bu sözlerini herkes büyük harflerle yazmalı ve gözünün önünde bulundurmalı. Ondan sonra da ilk önce vicdanına dayanarak, sonra da seviyesine, bilgisine dayanarak hareket etmeli. Bugün buna çok ihtiyacımız olduğu kanaatini taşıyorum.''

-KIZLARI KARABEKİR'İ ANLATTI-

Panele katılan, Kazım Karabekir'in kızı Hayat Karabekir Feyzioğlu, Genelkurmay Başkanlığına anma programının düzenlenmesinden dolayı teşekkür ederek, ''Milli Mücadele'nin öncüsü, Şark Cephesi'nin muzaffer komutanı, yetimlerin babası ve örnek bir aile reisi olarak 62 sene evvel ebediyete intikal eden Kazım Karabekir'i anmak için burada toplanmış bulunuyoruz'' dedi.
Babasının kendilerini bıraktığı manevi mirası sürdürmek için Kazım Karabekir Paşa Vakfı'nın kurulduğunu anlatan Hayat Karabekir Feyzioğlu, ''Karabekir Paşa doğu illerimizde gerçek çehresiyle tanınmakta ve anılmaktadır. Ancak çevremizde maalesef aydınlarımız arasında Karabekir Paşa'yı ya tam tanımayanlar ya da daha da önemlisi yanlış tanıyanlar bulunmaktadır. Bu eksikliği ve yanlışlığı gidermek de vakfımızın görevidir'' diye konuştu.
Karabekir'in diğer kızı Timsal Karabekir Yıldıran ise babasının Atatürk ve Kurtuluş Savaşı'na ilişkin anılarından örnekler verdi. Yıldıran, ''(Kazım Karabekir) 1948 yılının 26 Ocak günü Ankara'da vefat ettiği zaman eski bir bayrağa sarılı olduğunu görenler, 'Niçin yeni bir bayrağa sarmadınız?' diye sorarlar. Ancak, tabutu örten, Kars kalesine çektiği şanlı bayraktır. O'nu son
yolculuğunda da yalnız bırakmamıştır'' dedi.

-İLK SİYASİ ZAFER-

Kazım Karabekir'i anma programı panelini yöneten Prof. Dr. İlber Ortaylı, Karabekir'i ''mümtaz bir komutan ve tarihi bir şahsiyet'' olarak niteledi. Ortaylı, Karabekir'in askerlikten sanata, müzikten eğitime birçok konuyla ilgilendiğini kaydetti.
Prof. Dr. Azmi Süslü ise Kazım Karabekir'in özelliklerini sayarken, ''Tarih yapıcılığı ve tarih yazıcılığıyla, başarılarla dolu bir öğrencilik, subaylık, komutanlık, idarecilik, diplomatlık, milletvekilliği, Meclis Başkanlığı, asker babalığı, çocuk ve yetim babalığı; samimiyet, açıklık,
inançlılık, taktik ve vizyon sahipliğiyle hiç şüphesiz Atatürk'e en yakın olanlardan biriydi'' ifadesini kullandı.
Atatürk Erzurum'a giderken, Kazım Karabekir'in onun emrine girdiğini anlatan Süslü, Karabekir'in Gürcü Anlaşması ile Kurtuluş Savaşı'nın ilk siyasi zaferini mücadeleye kazandırdığını dile getirdi. Doç. Dr. Vahdet Keleşyılmaz da Kazım Karabekir'in üniformalı ve
üniformasız olduğu dönemlerde hep Atatürk'ün yanında yer aldığını söyledi. Karabekir'in sadece cephede savaşan bir kişi olmadığını anlatan Keleşyılmaz, başta Ermeni iddiaları olmak üzere çeşitli konularda çalışmaları olduğunu söyledi.
Kazım Karabekir'i anma töreninin sonunda panele katılanlara günün anısına birer şilt verildi, Orbay Salonu fuayesinde de fotoğraf sergisi açıldı. Karabekir'i anma törenine Kuvvet Komutanları, yüksek rütbeli subaylar, İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ün kızı Özden Toker, Fevzi Çakmak'ın yakınları, basın yayın kuruluşlarının Ankara temsilcileri ve gazeteciler de katıldı.

''MHP'NİN, 'ASKERE SİVİL YARGI YOLUNU AÇAN DÜZENLEMEYLE İLGİLİ' TAVRI DEĞİŞMEDİ''

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, partisinin, ''askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyle ilgili' tavrının değişmediğini belirterek, ''Bu tavır, askerlerin, askeri suçlardan dolayı askeri yargıda, bunun dışındaki suçlarla ilgili sivil yargıda yargılanması yönündedir'' dedi.
-ASKERE SİVİL YARGI YOLUNU AÇAN DÜZENLEME-

Bir gazetede, ''iki subayın Meclise şafak baskını muhalefeti değiştirdi'' başlığıyla bir haber yayımlandığını anımsatan Vural, haberde, ''Sadullah Ergin, Oktay Vural ile görüştü'' ifadesine yer verildiğini, ancak bunun bir yalandan ibaret olduğunu söyledi. Haberde geçen 26 Haziran tarihinde kendisinin Bursa'da olduğunu belirten Vural, geziyle ilgili olarak, aracının görevlendirme yazısını gösterdi.
Habere göre, iddia edilen subayların Meclise geldiklerini, AKP'ye uğradıklarını kimseyi bulamayınca komisyon başkanına gittiklerini belirten Vural, AK Parti iktidarını kastederek, ''Belli ki burada dipçiği yemişler. Bunlar böyle zaten. Bunlar zor zamanlarda korkak, kolay zamanlarda övüngen. 28 Şubat'ı görünce nasıl, 'biz değiştik' dediler? 26 Nisanda da e-muhtıraya tutundular. Bugün de bundan medet umuyorlar'' diye konuştu.
Oktay Vural, haberde iddia edilen konuyla ilgili, Meclis kapılarından 26 Haziranda girenlerin listesini de çıkarttırdığını ifade etti. Vural, ''askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyle'' ilgili MHP'nin tavrının, ''askerlerin, askeri suçlardan dolayı askeri yargıda, bunun dışındaki suçlarla ilgili sivil yargıda yargılanması'' yönünde olduğunu, bu tavrın değişmediğini ifade etti.
Oktay Vural, AK Parti'nin, aslında Anayasa Mahkemesinin, ''askere sivil yargı yolunu açan düzenleme'' ile ilgili kanunu iptal etmesini istediğini ileri sürdü.

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL BAŞBUĞ: (4)

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Biz diyoruz ki, demokraside demokratik yönetimlerde en önemli husus, iktidarların seçimlerle demokratik yöntemlerle el değiştirmesidir ve bu düşünceye herkesin de yürekten inanması gerektiğini değerlendiriyoruz'' şeklinde konuştu.
Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda düzenlenen Kazım Karabekir'i anma töreni sonrasında, gazetecilerin soru sormakta ısrar etmeleri üzerine açıklamalarda bulundu.
''Bu kelimeyi burada söylemekten hicap duyuyorum ama mecburum'' diyen Orgeneral Başbuğ, şunları söyledi:
''Son dönemde, maalesef darbe, darbe iddiaları Türkiye'nin gündemini, ana gündem maddesini teşkil ediyor. Darbe, darbe iddiaları... Hicap duyuyorum ve bu kapsamdaki iddialardan Türk Silahlı Kuvvetleri olarak fevkalade rahatsızız.
Bu konulara ilişkin Türk Silahlı Kuvvetlerinin durumu, pozisyonu nedir? Söyledim ama bir kere daha tekrar etme ihtiyacı duyuyorum. Bakın, ben 1960'da askeri lise öğrencisiydim, 1960 yılının Ekim ayında öğrenci olarak Kara Harp Okuluna geldim ve 1962 yılında da genç bir teğmen olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlerine katıldım. Yani bir noktada, 1960-2010 yani 50 yıl... Türkiye'nin yaşadığı olayları biz de görevimizin kapsamı içinde, bazısı daha detaylı, bu 50 yılı yaşayan birisiyim. Bu kapsamda diyorum ki; Türkiye'de, elbette, 1960'lardan beri benim jenerasyonum en azından, benim de yaşadığım geçmiş dönemlerle ilgili... Elbette Türkiye'de bazı olaylar yaşandı. Ama biz diyoruz ki Türk Silahlı Kuvvetleri olarak bugün artık bu olayların geride kaldığını biz değerlendiriyoruz. Ayrıca bu süreçte yaşanan olaylardan kendi payına düşen bölümlerinden gerekli dersleri de çıkardığını düşünüyoruz.''
-''BEN, SİLAHLI KUVVETLER OLARAK BUNDAN RAHATSIZLIK DUYUYORUM'' Orgeneral Başbuğ, bugün artık 2010 yılına gelindiğini, artık Silahlı Kuvvetler olarak Türkiye'nin, toplumun, huzura ve barışa ihtiyacı olduğunu düşündüklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:
''Bugün herkesin, 72 milyonun, bizce artık yürekten inanması gereken husus şu olmalı: Biz diyoruz ki, demokraside, demokratik yönetimlerde en önemli husus, iktidarların seçimlerle, demokratik yöntemlerle el değiştirmesidir ve bu düşünceye herkesin de yürekten inanması gerektiğini değerlendiriyoruz.
Bu kadar net, açık olarak bu konuyla ilgili düşüncelerimi ifade ettikten sonra... Ben de haklı olarak şunu söylüyorum: Peki bu darbe iddialarının, darbe ile ilgili iddiaların devamlı gündemde kalmasından kim menfaatleniyor? Bunu da sormak benim hakkım. Ben, Silahlı Kuvvetler olarak bundan rahatsızlık duyuyorum. Türk milletinin de rahatsızlık duyduğu kanaatindeyim. O zaman kim bundan menfaatleniyor? Bu yararlı bir şey değil, yararlı bir konu olduğunu da düşünmüyorum. Ama bu soruyu da sormakta haklı olduğumu da değerlendiriyorum.''
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, bugün bu açıklamaları yapmasının gündeminde olmadığını, ancak basın mensupları buradayken hiçbir şey söylememesi halinde onun da yanlış yorumlanabileceğini ifade ederek, ''Dolayısıyla bu konulara ilişkin düşüncelerimizi sizlerle paylaşmanın yaralı olduğunu düşünüyorum'' dedi.

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL BAŞBUĞ: (3)

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden (TSK) bilgi sızdırması iddiasıyla şu anda 61 adet soruşturma yürütüldüğünü, bunlardan 9'unun kovuşturma aşamasında olduğunu belirterek, bir subayla ilgili yargı sürecinin tamamlandığını, bu subayın 3 yıl hapis cezası aldığını ve Silahlı Kuvvetlerden uzaklaştırıldığını bildirdi.
Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda düzenlenen Kazım Karabekir'i anma töreni sonrasında, gazetecilerin soru sormakta ısrar etmeleri üzerine açıklamalarda bulundu.
Genelkurmay Başkanı olarak TSK'nın komutanı olduğunu belirten Orgeneral Başbuğ, ''Bu bana elbette sorumluluk da verir. Elbette TSK'nın tüm personelini düşünmem gerekiyor. Ancak, şunu burada açıkça ifade edeyim, yetkili makamlarda olmak, görev ve sorumluluklara sahip olmak, sadece size şikayet etme yolunu yaratmaz. Böyle bir şeyimiz de yoktur. Yani 'sadece şikayet edeceğiz...' Yok öyle bir şey. Aynı zamanda görev ve sorumluluğu olanların, sorunları çözmek veya çözme yönünde gayret göstermek vazifeleri. Bizim anlayışımız budur'' diye konuştu.
TSK'yı ilgilendiren konularda üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları bulunduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:
''Bu görev ve sorumlulukların başında da TSK'yı ilgilendiren sorunlarla ilgili olarak elbette bunları çözmek, bu da bizim görevimizdir. Bir iki defa ifade ettim, elbette TSK'ya karşı yürütülen karşı faaliyetler var, söyledim... Ama tabii ki söylemekle şikayet etmekle konu bitmez. Elbette bir sorun varsa bu sorunun nedenlerine, köküne inip çözümler neyse bunları üretmek de bizim
görevimiz.
Bir kere şunu ifade edeyim, kimse Türk Silahlı Kuvvetlerini dünyanın başka ordularıyla mukayese yapma gibi bir hataya düşmesin. Biz ne Güney Amerika'nın bilmem ne ülkesinin ordusuyuz ne Kafkaslar'daki bilmem ne ülkesinin ordusuyuz. Böyle bir hataya kimsenin düşmemesini özellikle rica ediyorum.''

-''BİLGİLERİN SIZDIRILMASI TSK İÇİN DE BİR SORUNDUR''-

''Sorunlar var, evet'' diyen Orgeneral Başbuğ, sözlerine şöyle devam etti: ''İsmine ne derseniz, Silahlı Kuvvetlere karşı faaliyetler var. İlk önce, benim burada kullanacağım sual: Peki nedir bu sorunlar, benim sorumluluğum ne, benim ne yapmam lazım? Çok kapsamlı. Birinci, sorunların çıkış veya sorunların oluşundaki temel noktalardan bir tanesi, maalesef bilgi çağındayız, bilgi teknolojisi var. Bilgi teknolojisi ve bilgi çağında bilgilerin sızdırılması gerçekten bir sorundur. Bakın, bunu hiç şey yapmıyorum. Evet, bilgilerin sızdırılması Türk Silahlı Kuvvetleri için de bir
sorundur. Ama zannetmeyin ki sadece Türk Silahlı Kuvvetleri, bütün dünya orduları için de geçerli, diğer kurumlar için de geçerli. Şimdi biz biraz hedefte olduğumuz için belki bizim sorunlarımız çok büyük. O zaman nedir birinci konu, bilgi sızmaları konusunda ne yapmamız lazım, ne yapıyoruz? İlk önce konunun temel noktalarından birisi budur.''
''Bazı yapısal eksiklikleri bulunduğunu, bunların üzerinde durduklarını'' ifade eden Orgeneral Başbuğ, bu eksiklikleri tamamlamaları gerektiğini kaydetti. Orgeneral Başbuğ, şunları söyledi:
''Ama burada önemli olan bilgi sızdıranlarla ciddi şekilde mücadele içinde olmamız lazım. İlk defa bunu sizlere burada açıklıyorum: Bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri içinde çeşitli şekillerde bilgi sızdırmasıyla ilgili... Bilgi sağa, sola, basına, medyaya, nereye derseniz deyin, kişilere... Bilgi sızdırması kapsamında açılan soruşturma adedi 61. 61 adet bilgi sızdırması iddiasıyla şu anda soruşturmamız vardır. Bunlardan 9 tanesi kovuşturma, yani yargı safhasına dönüşmüştür. Bu 9'u devam ediyor, 9 konu mahkeme tarafından devam ediyor. 1 tanesi sonuçlandırıldı ve bu mahkemenin sonuçlandırdığı karara göre 1 kişi, 1 subay 3 yıl hapis aldı ve Silahlı Kuvvetlerden tarh edildi. Şu anda 10 kişi de bu kapsamda, çeşitli rütbelerde tutukludur.
Silahlı Kuvvetler olarak benim öncelikli olarak üzerinde durmam gereken konu, bu bilgi sızdırması konusunda tedbirlerimizi, yapılanmalarımızı aktarırken bu konuda hata yapan, çeşitli şekillerde olabilir bu, bunları mutlaka bulup, yargıya götürüp, sonuçlandırmamız lazım.''
Orgeneral Başbuğ, bu bilgileri ilk kez açıkladığını ifade ederek, ''Silahlı Kuvvetlerde hata yapanlar olabileceğini, hata yapanlar olursa gereğinin yapılacağını'' ifade etti. Bilgi sızdırmalara kapsamında hakkında işlem yapılan personele ilişkin rakamların son dönemlere ait olmadığını, geçmiş dönemleri de kapsadığını bildiren Orgeneral Başbuğ, ''Maalesef bu sızan bilgiler de değiştirilerek, eklemeler ve saireler yapılarak. İşte, zamanı geldiği zaman kullanılır'' diye konuştu.

-''TEKLİFLERİMİZİN SONUÇLANDIRILMASINI DA TAKİP EDECEĞİZ''-

Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:
''Silahlı Kuvvetlere karşı yürütülen karşı faaliyetlerle ilgili bize düşen görevler olduğu gibi elbette devletimize düşen görevler de var. Bu konuyu tek başına Silahlı Kuvvetler olarak biz tek başımıza mücadeleyi bitiremeyiz. Elbette devletimizin de bu konuda yapacağı hususlar var. Bunu daha önce de ifade ettim, burada bir defa daha ifade ediyorum: Bu konulara ilişkin görüş, düşünce ve teklifleri uygun zamanda, uygun platformlarda Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz ediyorum. Sayın Başbakanımıza da çeşitli vesilelerle arz ettim. Elbette bu görüş, düşünce ve tekliflerimizin sonuçlandırılmasını da takip edeceğiz. Bazı konuların da bizim dışımızda bazı konularda da gerekli tedbirlerin alınması zorunluluğu var.''

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL BAŞBUĞ: (2)

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, medyada yer alan ''Balyoz Planı''na ilişkin iddialar konusunda Kara Kuvvetleri Komutanlığının ''derinlemesine incelemesinin sürdüğünü'' ifade ederek, ''Bunun da bir hafta içinde neticelenmesini istiyoruz, fazla uzaması doğru değil. Bunları tabii ki sizlerle paylaşacağız'' dedi.
Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda düzenlenen ''Merhum Korgeneral Kazım Karabekir'i Özel Anma Töreni'' sonrasında, gazetecilerin soru sormakta ısrar etmeleri üzerine açıklamalarda bulundu.
Orgeneral Başbuğ, bir gazetede, 2003 yılında 1. Ordu Komutanlığı'nca icra edilen bir plan seminerine ilişkin iddialar ortaya atıldığını ifade ederek, bu çerçevedeki bir seminerle ilgili belgelerin 5 yıl sonra imha edildiğini tutulduğunu kaydetti.
İddiaların gazete yer almasından yaklaşık 24 saat sonra, o anda elde olan bilgiler ışığında açıklama yapıldığını anlatan Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu:
''Bu açıklamada 'her şeye cevap verin, bütün suallere cevap verin her kesin aklındaki...' Bunda biraz sabırlı olmak lazım. Biz, Silahlı Kuvvetler olarak, doğru bilgilere, sağlıklı bilgilere dayanarak kamuoyunu bilgilendirmek zorundayız. Bizim şöyle bir lüksümüz yok: 'Bugün A diyelim, ertesi gün çıkalım B diyelim'. Biz bunu yapamayız. Kimse de bizden bunu beklemesin. Bu 'plan semineri', efendim 'yok plan semineriyle bağlantılı bir plan' konusunda çeşitli şeyler söyleniyor.
Biz ciddi bir kurumuz. O günden itibaren gelen her iddiayı ciddiye alıp incelemek durumundayız. Bir şeyin incelenmesi o iddiaların kabul edilmesi anlamına da gelmez elbette. Ama gayet tabii ki incelemek durumundayım. Gerçeği bütün açıklığıyla ortaya çıkarıp, zamanı geldiğin zaman da bunu elbette kamuoyu ile paylaşmak durumundayız. Bu kapsamda çalışmalar devam ediyor. Özellikle Kara Kuvvetleri Komutanlığımız konuya ilişkin derinlemesine incelemelerine devam ediyor. Bu incelemeler sonuçlandıktan sonra... Bunun da bu hafta içinde neticelenmesini istiyoruz, fazla uzaması da doğru değil. Bunları tabii ki sizlerle paylaşacağız.''
-''HİÇ Mİ VİCDANINIZ YOK''-
Orgeneral İlker Başbuğ, ortaya atılan iddiaları ''vahim iddialar'' olarak niteleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''TSK'nın, eğitimde kullandığımız dokümanlara 'talimname' deriz. Talimnamelerimizden taarruzla ilgili bölüme baktığımız zaman, ki tahmin ediyorum çoğunuz da askerlik hizmetini yaparken bunları görmüşsünüzdür. Talimnamelerimize baktığımız zaman, taarruz bölümü, özellikle hücum bölümünde... Hücum bölümü ne demek? Taarruzun en son safhası... Biz askere ne dedirtiyoruz biliyor musunuz? Allah, Allah diye asker taarruz ediyor. Şimdi ben sizlere soruyorum, vicdansızlara soruyorum. Allah, Allah diye askerine hücum ettiren bir ordu nasıl Allah'ın evi camiye bomba attırmayı düşünür. Vicdansızlıktır, lanetliyorum bunları. Bu kadar vicdansızlık olur mu? Çanakkale'de de böyleydi, İstiklal Savaşı'nda da böyleydi, bugün de böyle. Bugün de bu ordunun Mehmetçiği, Allah Allah sesleriyle eğitim yapıyor. Talimnamemizde var. Böyle bir ordu, böyle bir ordunun kişileri çıkacak Allah'ın evi camilere bomba atacak, oradaki dini ibadetini yapan kişileri şey yapacak. Lanetliyorum...
Yine bu ordunun kişileri çıkacak, kendi uçağını ve saire yapacak. Lanetliyorum... Türk Ordusu'nun da bir sabrı var. Bu asker şimdi bölgede, elinde silah bekliyor milleti. Siz bu orduyu, tümü nasıl böyle itham edersiniz. Hiç mi vicdanınız yok. Yapanlara söylüyorum.''
Orgeneral Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığının konuya ilişkin incelemelerinin sürdüğünü ifade ederek, ''İnceleme sonuçlarını daha açık net olarak sizlerle paylaşacağız'' dedi.

BİRİNCİ ''ERGENEKON'' DAVASI

Birinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Osman Yıldırım, ''Alparslan Arslan, 2004'te 'devlette temizlik yapılacak' diyordu. Temizlik, 'Balyoz temizliği'. Her şey çok net anlaşılıyor'' dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada Yıldırım, çapraz sorgusuna geçilmeden önce bir açıklama yapmak istediğini belirterek, ikinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Tuncay Özkan'ın, ''Danıştay Cinayeti, Cumhuriyet'e saldırı'' adlı kitabında kendisine saldırı ve hakarette bulunduğunu öne sürdü.
Özkan'ın kitabını ''Danıştay gazilerine atfettiğini'' söylediğini ileri süren Yıldırım, ''Eğer bu sözünde samimiyse, bana alçakça saldırmak yerine beni sahiplenirdi'' dedi. Tuncay Özkan'ın kitabında yayınladığı örgüt şemasını da eleştiren Yıldırım'a, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, konuyu dağıtmaması konusunda uyarıda bulunarak, ''Net ve açık konuş. Yargılandığın konuya gel'' dedi.
Ankara'daki yargılama sırasında savcılara şifreli bir mektup gönderdiğini belirten Yıldırım, mektubunda yer verdiği konu ve kişilerle ilgili bilgileri 14 başlık altında anlattı.
Yıldırım, kendisine göre 29 harfi kullanarak şekillerle mektup yazdığını ifade ederek, ''Bir takım kendim şahit olduğum olaylar ile duyduğum bilgileri savcıya açıkladım. Bana kötülük yapan insanlarla ilgili duyduğum bilgileri gizlemek ters geliyor. Bu yüzden o bilgileri devlete verdim. Değerlendirilsin, gerekli tedbirler alınsın diye'' şeklinde konuştu.
Yıldırım, yazar Orhan Pamuk'a, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'e suikast yapılacağını anlattığını öne sürerek, daha sonra bu iddiaların bu davanın iddianamesinde de yer aldığını kaydetti. '' 'Bülent Eczacıbaşı'na çökecekler' dedim, yurt dışından arayıp tehdit ettiler onu'' diyen Yıldırım, şöyle devam etti:
''(Vural Savaş, Sabih Kanadoğlu) dedim. İşçi Partisi'nden kroki çıktı. 'Deniz Baykal'a suikast yapacaklar' dedim. MİT kendisi uyarmış. 'Sinagoglara, patrikhanelere saldıracaklar' dedim. İbrahim Şahin'den böyle bir saldırı planı çıktı. Tuncay Özkan bana değil, kendisini öldürtmeye çalışan suç ortağına saldırsın. 'Başbakan'a suikast yapacaklar, AK Parti iktidarını devirecekler'
dedim. Suikast planları çıktı. Sarıkız, Yakamoz, Eldiven, Ayışığı... En son Balyoz. Bulut da gelebilir. Dikkat edelim, Balyoz'a şükür. Ergenekon'un sağ yanağına dikkat çektim.''
Başkan Şengün'ün tekrar konuyu dağıtmaması yönündeki uyarısı üzerine Yıldırım, ''Alparslan Arslan, 2004'te 'devlette temizlik yapılacak' diyordu. Temizlik, 'Balyoz temizliği'. Her şey çok net anlaşılıyor'' diye konuştu. Başkan Şengün tekrar müdahale ederek, ''Senin tarafından her şey net
anlaşılıyor. Kendine göre anlıyorsun. Kendine göre konuş'' dedi. Alparslan Arslan'a, Danıştay saldırısının ardından ''Bu çocukları İstanbul'da teslim edelim'' dediğini, Arslan'ın bunu kabul etmediğini ifade eden Yıldırım, ''Alparslan Arslan, 'Çocuklar yanımda bulunsun. Yakalanan arkadaşlarımı kurtarmak için devletin önemli kurumlarına patlayıcı yerleştirerek kurtaracağız'
dedi'' şeklinde konuştu. Başkan Şengün de ''Kaç gündür niye bunları söylemedin, yeni mi aklına geldi?'' diye tepki gösterdi.
Üye Hakim Hasan Hüseyin Özese, Yıldırım'a, şifreli mektup yazdığını söylediğini hatırlatması üzerine Yıldırım, cezaevi idaresinin bazı mektuplarını sakıncalı gördüğünü belirterek, bu nedenle mektubunda şifre kullandığını kaydetti.
Yıldırım, Danıştay saldırısıyla ilgisinin olmadığını ileri sürerek, alacağı cezanın 2 yıl olacağını, ancak 4 yıldır cezaevinde bulunduğunu ifade etti. Yıldırım, ''Beni niçin tahliye etmiyorsunuz? İşlediğim suçlardan dolayı beni en ağır şekilde cezalandırın. Bu zalimlerin zulmü üzerimden kaldırılsın'' diye konuştu.
Daha sonra duruşmaya ara verildi.

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL BAŞBUĞ:

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Biz diyoruz ki demokrasilerde en ideal husus iktidarların seçimlerle, demokratik yöntemlerle yer değiştirmesidir'' dedi. Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda düzenlenen Kazım Karabekir'ı anma toplantısının ardından gazetecilerin gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
Kazım Karabekir'in ''vatandaş! yanlış bilgi felaket kaynağıdır. her işin evvela hakikatini ara ve öğren, sonra münakaşasını istediğin gibi yap'' sözlerini anımsatan Orgeneral Başbuğ, ''Bugün buna çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum'' dedi.
''Biz diyoruz ki demokrasilerde en ideal husus iktidarların seçimlerle, demokratik yöntemlerle yer değiştirmesidir'' diyen Orgeneral Başbuğ, ''Darbe iddialarının gündemde kalmasından kim menfaat sağlıyor?'' diye sordu.
Orgeneral Başbuğ, ''Balyoz Planı''na ilişkin iddiaların 7 yıl önceki bir tatbikat planı çerçevesinde olduğunu ifade ederek, iddialarla ilgili soruşturmanın sonuçlarının en kısa zamanda açıklanacağını bildirdi.
Silahlı Kuvvetler'in talimnamelerinin hücumla ilgili bölümlerinde, ''Allah, Allah'' diye askere taarruz ettirildiğini belirten Orgeneral Başbuğ, ''Nasıl olur da TSK camiyi bombalattırmayı düşünür. Bu vicdansızlıktır'' ifadesini kullandı.
Orgeneral Başbuğ, bugüne kadar TSK içinde bilgi sızdırmalar kapsamında açılan soruşturma sayısının 61 olduğunu belirterek, bunlardan 9 tanesinin yargı safhasına dönüştüğünü, 3 yıl hapis cezası alan bir subayın da TSK'dan uzaklaştırıldığını kaydetti. Orgeneral Başbuğ, şu anda 10 kişinin de bu suçlamalardan tutuklu olduğunu söyledi.

ERDOĞAN, MGK GENEL SEKRETERİ BURCUOĞLU'NU KABUL ETTİ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri Tahsin Burcuoğlu'nu kabul etti. Başbakanlık Merkez Bina'daki kabul yaklaşık 45 dakika sürdü. Türkiye'nin Paris Büyükelçiliğine atanan Burcuoğlu, Başbakan Erdoğan'a veda ziyaretinde bulundu.
CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ OKAY: -''BANA VE CHP GRUBUNA, YASANIN KABULÜNÜN ARDINDAN BİR TEK ASKER GELMEDİ''
CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay, askere sivil yargı yolunu açan kanunun kabulünden sonra ''iki subayın Mecliste kendileriyle görüştüğü'' haberlerini, ''Bana ve CHP grubuna, o gün bir tek asker kişi gelmedi'' diye yalanladı.
Okay, Devlet Bakanı Faruk Çelik'in ziyaretinin ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Askere sivil yargı yolunu açan kanunun kabul edilmesinden sonra ''iki subayın Meclise gelerek kendileriyle görüştüğü'' yolundaki haberlerin anımsatılması üzerine Okay, ''Zaman gazetesi, Taraf gazetesiyle senaryoda yarışıyor'' dedi. Okay, senaryo yarışının başladığını, sabah erken kalkanın, bir senaryo hazırladığını savundu.
Gazetecilerin, ''Böyle bir görüşme gerçekleşti mi?'' sorularını Okay, ''Kendi aranızda birbirinize sorun. Bana ve CHP grubuna, o gün sabah 08.30, 09.30, 10.30, 11.30'da veya o gün, cuma günü bir tek asker kişi gelmedi. Basın mensupları, bu olayın ortaya çıkışının hangi zaman diliminde olduğunu çok iyi biliyor. Ama maalesef TSK üzerinde böylesine senaryo hazırlamada mahir olan gruplar, bu tür şeyleri ifade ediyorlar'' diye yanıtladı.
Okay, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın, ''AK Parti'yi ziyaret etmişler'' açıklamasının hatırlatılması üzerine, bunun muhataplarına sorulması gerektiğini söyledi.
Daha sonraki günlerde bir görüşme olup olmadığı sorusunu Okay, ''Ben Ankara dışına çıktım'' diye yanıtladı. Yasanın gece yarısı saat 00.59'da çıktığına işaret eden Okay, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ertesi gün Cumaydı, daha sonraki günlerde Meclis tatile girdi. Bunu haber haline getireceksiniz...Böylesine gerçek dışı bir olayı, haber yapabilmek için yoğun çaba gösteriyorsunuz, gerçeklerle meşgul olsanıza. Bu yasal düzenleme sonrası ortaya çıkan tabloya baksanıza. Bir kelimeyle, bir maddeyi felç haline getiren AKP'ye sorsanıza. CHP bir kelimenin iptalini istedi, Anayasa Mahkemesi 4 kelimeyi iptal etti. 4 kelimenin iptali nedeniyle ortaya çıkan tablonun sorumlusu AKP'ye, 'niye bu hale getirdin, niye laf cambazlığı yaptın' diye sorsanıza.''
Okay, ''Sizdeki bu dönüşü neye bağlıyorsunuz? Yasaya önce destek verdiniz'' diyen gazeteciye, ''Ne demek dönüş? Kim çıkardı, onu sen söylüyorsun. Başbakan, 'uyanık olsaydınız', 'baskına hazır olun' dedi. Madem böyle bir uzlaşı oldu, niye bunları söylüyorsun? Niçin 7. maddenin Meclis TV'deki oylamasını, hiçbir ekranda göremedik. Başbakan, 'kabul oyu' verdiler dedi, bir tek CHP'nin eli havada değil. Gerçek dışı bir olayı haber haline getirip, kendi haberine inanıp, bunun peşinden gidiyorsunuz. Önce gelen düzenlemeyle yaşanan gerçekleri kronolojik bir sıraya koyup, ondan sonra fotoğraf çekmek daha doğru olur'' karşılığını verdi.

ASKERE SİVİL YARGI YOLUNU AÇAN KANUN...

MHP Grup Başkanvekilleri Mehmet Şandır ve Oktay Vural, askere sivil yargı yolunu açan kanunun kabul edilmesinden sonra ''iki subayın Meclis'e gelerek kendileriyle görüştüğü'' iddiasının gerçeği yansıtmadığını bildirdiler.
Meclis'de yaptığı açıklamada, iddiaları ''kuyruklu yalan'' şeklinde nitelendiren Vural, ''Benimle görüşülmedi. Sadullah Ergin'in görüştüğü söyleniyor. Ben o gün gece yarısı geldim zaten. Bu konuyla ilgili görüşme yapmış değilim. Böyle bir ziyaret olmamıştır'' dedi.
Vural, söz konusu iki askerin AK Parti Grubunu ziyaret ettiğini ileri sürerek, şöyle konuştu: ''AKP Grubunu ziyaret ettiklerini biliyorum. Ama öyle bir konuyla ilgili bize herhangi bir ziyaret olmadı. Bu zeminde, o tartışmayla ilgili bir görüşme olmuş değildir. Bunu yazanı ispata davet ediyorum. Sadullah Ergin, Oktay Vural ile ne zaman görüşmüş? Sadullah Ergin'in benimle görüştüğü hususu külliyen yalandır. Ergin'i bunu açıklama yapmaya davet ediyorum. Söylenenin bir tarafı yalansa diğer tarafı da yalan. Sadullah Ergin'in benimle görüştüğü yalan mı, yalan. Benimle görüşen herhangi bir asker de yok; bu da yalan mı, yalan. AKP ile görüşmüş olabilirler. Benimle böyle bir görüşme yapılmış değil. Ben kuyruklu yalanı ifşa ettim.''
Konuyla ilgili soru yönelten gazetecilere ''Sizi ziyaret etmiş olabilirler belki'' karşılığını veren Vural, ''MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın, o konuyla ilgili Sadullah Ergin ile konuştuğu yalandır, herhangi bir askeri şahısla görüşmüş değildir, yalandır. Teyyo Pehlivan yalanlarından...'' diye konuştu.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır ise gazetecilerin konuyla ilgili sorularına ''O yönde bir iddia mı var?'' sorusuyla karşılık verdi.
Şandır, ''Birileri Türk milleti, Türk halkı ve Türk medyası ile alay ediyor. Bu oyuna gelmemek lazım. Kim görüşmüş, nerede görüşmüş, adam gibi çıkıp açıklanması lazım. Görüşme yalandır'' dedi.

POYRAZKÖY'DE BULUNAN MÜHİMMATLA İLGİLİ HAZIRLANAN İDDİANAME

Anayasa Mahkemesinin ''askere sivil yargı yolunu açan düzenlemenin iptaline ilişkin kısa kararı''nın ulaştığı İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Poyrazköy'de ele geçen mühimmata ilişkin hazırlanan iddianamenin kabul edilip edilmeyeceğine çarşamba günü karar verecek.
Alınan bilgiye göre, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca 21 ve 28 Nisan 2009 tarihleri arasında Poyrazköy Keçilik mevkisinde yapılan kazılarda ele geçirilen mühimmatla ilgili 5'i tutuklu 17 kişi hakkında hazırlanan iddianamenin açıklanması için beklenen Anayasa Mahkemesinin ''askere sivil yargı yolunu açan düzenlemenin iptaline ilişkin kısa kararı'', 12. Ağır Ceza Mahkemesine ulaştı.
Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararını inceleyen mahkeme, iddianamenin kabul edilip edilmeyeceğini 27 Ocak Çarşamba günü açıklayacak.

İŞTE CUNTANIN 'İŞBİRLİĞİ' YAPMAYI PLANLADIĞI O 137 GAZETECİ:

Abbas Güçlü
Adnan Bulut
Ali Baransel
Ali Can Değer
Ali Kırca
Ali Sirmen
Alper Turgut
Altemur Kılıç
Arslan Bulut
Ayşe Nur Bulut
Ayşe Nur Arslan
Ayşe Özgün
Baki Şehirlioğlu Behiç Kılıç Bekir Coşkun Bülent Özdemir Can Ataklı Cem Aydın Cüneyt Arcayürek Coşkun Kırca Emin Çölaşan Enis Berberoğlu Erdal Güven Erdal Şafak Erdem Arif Sürek Ergun Ayaz Erol Manisalı Erol Mütercimler Ertuğrul Özkök Esin Dalay Faruk Kırtay Fatih Altaylı Fatih Çekirge Fikret Bila Filiz Güler Gül Sülün Güler Kömürcü Gündüz Aktan Güneri Civaoğlu Güngör Mengi H. İbrahim Büyükfuran Hakan Aygün Haluk Şahin Hasan Pulur Hasan Ünal Hayati Arıgan Hayrullah Mahmud Hikmet Bila Hulki Cevizoğlu İbrahim Yıldız İclal Aydın İlhan Selçuk İlker Sarıer İsmail Küçükkaya İsmail Polat İsrail K. Kumbasar Kadri Gürsel Kemal Yavuz Kemal Yurteri
Kerim Can Kamal
Levent Gençelli
Leyla Umar
Mehmet Ali Kışlalı
Mehmet Faraç
Mehmet Güler
Mehmet Soysal
Mehmet Şehirli
Mehmet Tezkan
Mehmet Yakup Yılmaz Melih Aşık Metehan Demir Metin Uca
Mine Kırıkkanat Mine Şenocaklı Muharrem Sarıkaya Murat Çelik Murat Demirel Murat Yetkin Mustafa Bağdiken Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mümtaz Soysal N. Oktay Apaydın Nail Güreli
Namık Kemal Zeybek Necati Doğru
Necdet Sevinç Nejdet Coşkun Nuray Başaran Nuri Çolakoğlu Nuri Elibol Nuri Sefa Erdem Oktay Ekşi Olga Ünaydın Orhan Birgit Orhan Saat Özdemir İnce Rahmi Turan Rıza Zelyut Ruhat Mengi Ruşen Çakır Sabahattin Önbikar Saygı Öztürk Sedat Ergin Sefer Darıcı Serdar Akinan Serhar Alaattinoğlu Soner Yalçın Sultan Uçar Süheyl Batum Süleyman Arat Şenol Demirci Şükran Pakkan Şükrü Küçükşahin Taki Doğan Taşkın Şenol Tayfun Devecioğlu Taylan Sorgun Tufan Türenç Tuncay Özkan Ufuk Büyükçelebi Ugur Cebeci Uğur Dündar Uğur Şefkat
Ümit Özdag
Ümit Zileli
Ünal İnanç
Yalçın Bayer
Yalçın Bel
Yaşar Nuri Öztürk
Yavuz Gökalp Yıldız
Yazgülü Aldoğan
Yılmaz Özdil
Yücel Yener
Zafer Mutlu
Zafer Tokuş
Zekeriya Beyaz
Zübeyir Kındıra

Tutuklanacak Gazeteci Listesi

Düşmanın bile akıl edemeyeceği bir şekilde kendi milletinin kanını akıtmayı planlayan Balyoz cuntası 36 gazetecinin tutuklanmasını istemiş. 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan tarafından hazırlanan darbe planında gazetecilere ilişkin ayrıntılar da yer alıyor. Gazetecileri iki gruba ayıran cunta, tutuklanacak 36 gazetecinin ismini sayarken, 137 gazeteciden de faydalanmayı umuyor.
İŞTE CUNTANIN TUTUKLAMAYI DÜŞÜNDÜĞÜ 36 GAZETECİ:
Abdullah Aymaz
Abdullah Yıldız
Abdurrahman Dilipak
Ahmet Altan
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Bayramoğlu
Ali İhsan Karahasanoğlu
Cengiz Çandar
Ekrem Dumanlı
Emre Aköz
Etyen Mahçupyan
Fehmi Koru
Gülay Göktürk
Haluk Örgün
Hasan Celal Güzel
Hasan Karakaya
Hidayet Karaca
Hrant Dink
Hüseyin Gülerce
Kazım Güleçyüz
Mehmet Altan
Mehmet Ocaktan
Murat Belge
Mustafa Erdoğan
Mustafa Kaplan
Mustafa Karaalioğlu
Nazlı Ilıcak
Nuh Gönültaş
Perihan Mağden
Sadık Albayrak
Serdar Arseven
Sibel Eraslan
Umur Talu
Yavuz Bahadıroğlu

EN KANLI DARBE PLANI BALYOZ

Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan cuntasının 2003 yılındaki darbe planlarını Taraf ele geçirdi.
FATİH CAMİİ BOMBALANACAKTI
2003 tarihli Çarşaf ve Sakal kodlu eylem planlarına göre, darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camilerinde cuma günü bombalı saldırı düzenlenecekti
FATİH’E DOKUZ KİŞİLİK ÖZEL TİM
Jandarma Yüzbaşı H.T. komutasındaki dokuz kişilik eylem timi, cep telefonu düzenekli patlayıcıyı cemaate en yakın ayakkabılığa yerleştirecek ve cuma namazının farzının kılınmasının ardından düğmeye basılacaktı. Bölgedeki ajanlar da provokasyon amacıyla harekete geçecekti.
EZAN ÖNCESİ KAN DÖKÜLECEKTİ
Beyazıt Camii’ne yönelik Sakal Eylem Planı’na göre tahrip düzeneği, bir çantaya yerleştirilecek ve şadırvanda unutulmuş görüntüsü ile bırakılacaktı. Jandarma Binbaşı H.Ö. komutasındaki tim, bombayı yine cuma günü, ezandan 10 dakika önce patlatacaktı. Eylemde özellikle yaralı sayısının fazla olması isteniyor.
ÖFKELİ KALABALIĞI AVLUDA TOPLAYIN
Çarşaf Planı'na göre, patlama sonrası oluşacak panik havası iki kamera ile görüntülenecek, avluda toplanacak öfkeli kalabalığın da caddeye taşması sağlanacaktı. Ayrıca operasyonda kiralık araç kullanılması ve kiralamada gerçek isimle kayıt yapılmaması isteniyor.
KENDİ JETİMİZİ DÜŞÜRECEKTİK
Sıkıyönetim ilan edilmesini sağlamak için hazırlanan Oraj Hava Harekât Planı’nda, Ege’de uluslararası kriz çıkarmak amacıyla gerekirse bir Türk jetinin düşürülmesi yer alıyor.
AMAÇ AK PARTİ’Yİ ZORDA BIRAKMAK
Org. İbrahim Fırtına’nın Harp Akademileri Komutanlığı sırasında hazırlanan plandan: Mümkünse bir Türk jetinin Yunan uçaklarınca düşürülmesi sağlanacak.
ÖZEL FİLO PERSONELİNE GÖREV
Planda bu gerçekleşmediği takdirde, Özel Filo personelinden bir pilotun, uygun bir yer ve uçuş sırasında kendi jetlerimizden birini düşürmesi hedefleniyordu.
HAVA MÜZESİ BASILSIN
Planın icra bölümünde 134. Filo’nun Kadıköy ve Fatih’te iki gösteri yapması hedefleniyor: Gösterilerin yapıldığı gece, cübbeli ve sarıklı grupların Hava Müzesi’ni basması sağlansın...
MODELLLERİ 12 EYLÜL'DÜ
AKP'nin 2002'de hükümet kurmasından rahatsız olan bir grup üst rütbeli subay "Balyoz Harekatı" aldı altında çok ayrıntılı bir darbe planı hazırladı. Bu planın her veçhesini anlatan elektronik, sesli ve yazılı askeri belgeler, amacın Türkiye çapında sıkıyönetim ilanı, ardından da Meclis'in kapatılması ve hükümetin devrilmesi olduğunu ortaya koyuyor. 12 Eylül'ü model alan darbe planı, kaos amaçlayan bir dizi eylem planıyla destekleniyor.
Bu eylem planları, halkın kanını akıtmayı ve Türkiye'yi Yunanistan'la savaşa sokmayı göze alan dehşet verici senaryoları en ince ayrıntısına kadar tarif ediyor. Darbe planını destekleyen Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj başlıklı eylem planlarının 2003'te Birinci Ordu Komutanlığı'nın öncülüğünde, Karacıların yanı sıra Hava, Deniz ve Jandarma'dan üst rütbeli personelin katılımıyla gerçekleştirilmesini öngören beş bin sayfadan fazla belge var.
29'U GENERAL 162 SUBAY VAR
Darbe öncesi dört, darbe için tek plan var
Darbe öncesi kaos ortamı yaratmak içni yapılan dört eylem planı ile darbenin bizzat kendisini nasıl organize edileceğini öngören Balyoz Güvenlik Harekat Planı'nda 29'u general, 133'ü subay olamk üzere toplam 162 askerin isimleri yer alıyor.
ÖZDEN ÖRNEK DE VAR, SAYGUN DA, FIRTINA DA...
Bu isimler arasında Darbe Günlükleri'nin yazarı Özden Örnek, Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına, Ergin Saygun, Süha Tanyeri, Nejat Bek, Hayri Güner, Şükrü Sarıışık ve Ergenekon sanığı Fikri Karadağ dikkat çekiyor.
BASINDAKİ DOST VE DÜŞMANLAR
Darbe planlarında tutuklanacakların isimleri, kurulacak yeni kabinenin üyeleri, işbirliği yapılacak 137 gazetecinin ismi, tutuklanacak 116 gazetecinin ismi, görevden alınacak belediye başkanları dahil herşey var.
TÜRKİYE'Yİ 'BALYOZ'LA EZECEKLERDİ
2002 yılının son günleriydi. 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden yirmi iki yıl geçmiş, 28 Şubat 1997 post modern müdahalesinin hedefi olan siyasetçilerin bir bölümünün kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidara gelmişti.
Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bir grup bu sonuçtan çok rahatsızdı. Bu grup, 12 Eylül'deki Bayrak Harekâtı'nı birebir model alan çok kapsamlı bir darbe planı için düğmeye bastı ve yaptığı çalışmaya Balyoz Güvenlik Harekât Planı adını verdi.
Balyoz, daha önce basına yansıyan Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planlarından farklı olarak, icra sürecinin bütün aşamaları en ince ayrıntılarına kadar tasavvur edilmiş bir darbe planı.
Her şey hazır ve kayıtlıymış
Bu planın her veçhesi bilgisayar ortamında belgelere dökülmüş durumda. Darbe hazırlık toplantılarının ses kayıtlan, bu toplantılara kanlan üst rütbeli muvazzafların ellerinden çıkma notlar, "çok gizli" kaydı altındaki resmî harekât emirleri, sıkıyönetim ve darbe zeminini hazırlama amaçlı Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj kod adlı eylem planlan, darbe sırasında gerçekleştirilecek gözaltı ve el koyma süreçleri ile darbe sonrasında uygulanacak hükümet programı bu belgelerde en ince ayrıntısına kadar yer alıyor.
Ayrıca, darbe sırasında görev alacak personel ve sorumlulukları, gözaltına alınacak gazetecilerin ve darbecilerin öngördüğü bakanlar kurulunun üyeleri de bir bir listelenmiş.
5000 sayfadan çok belge var
Taraf Balyoz Darbe Planı'nın 2002 sonunda başlayan ve 2003 martına kadar süren çalışmalarının, basılı haliyle toplam beş bin sayfayı aşan belgelerine ulaştı. Bu belgeler arasında, "ıslak" yazışmalar, pover point sunumları ve orijinal antetli askeri CD'ler var. Dönemin Birinci Ordu Komutam Orgeneral Çetin Doğan'ın, dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına'nın ve Dönemin Donanma Komutanı Oramiral özden örnek'in imzasını taşıyan harekât planlan ile Birinci Ordu Harekât Başkanı Kurmay Albay Süha Tanyeri'nin darbe hazırlıklarının konuşulduğu toplantıda aldığı özel notlar, darbe planının konuşulduğu kapsamlı bir toplananın kesintisiz ses kayıtlan ve planın icra aşamasına geçtiğini gösteren çok kapsamlı fişleme tutanakları da bu belgeler arasında yer alıyor.
Taraf, 2004'te emekliye ayrılan Orgeneral Çetin Doğan önderliğinde yürütülen ve Kara Kuvvetleri'nin yanı sıra Hava, Deniz ve Jandarma'dan adları belirlenmiş personelin katılımı sağlanan darbe planının, Türkiye'nin sadece yakın geçmişine değil güncel meselelerine de ışık tutan ayrıntılarını bugünden itibaren okurlarına sunacak.
İzleyen paragraflarda, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grubun sıkıyönetim ve darbe hevesini gerçekleştirebilmek için İstanbul'un büyük camilerinde Cuma namazı kılan cemaatin havaya uçurulmasından bir Türk askerî uçağının yine Türk askerlerince düşürülmesine varan bir dizi suçu nasıl planladığının ibretlik hikâyesini okuyacaksınız.
Org. Çetin Doğan'ın öncülüğünde
Balyoz Güvenlik Harekât Planı'nın bir babası varsa, o da dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan.
Doğan, AKP'nin iktidara gelişinden hemen sonra tüm birliklere tebliğ ettiği "Laik Cumhuriyet İlkelerine Karşı Son Zamanlardaki Davranışlar" konulu, belgesi Tarafta mevcut yazıyla doğrudan AKP'yi hedef alıyor.
Hükümeti devirme amaçlı girişimlere zaman kaybetmeden başlanması gerektiğini ifade eden Doğan, bu hedefe yönelik olarak, her yıl düzenlenen rutin Birinci Ordu Plan Seminerleri'nde değişikliğe giderek "iç tehdit" olgusunu dış tehdidin önüne alıyor ve söz konusu semineri de hazırlattığı darbe planını kamufle eden "jenerik bir senaryo çalışması" olarak lanse ediyor.
Rutin toplantıda örtülü görev
Ayrıntılarını yan sayfada yayımladığımız Balyoz Güvenlik Harekât Planı, Türkiye genelinde sıkıyönetim ilân edilmesi yöntemini tarif ediyor ve 12 Eylül'deki Bayrak Harekât Planı'nın 2003 Türkiye'sine uyarlanması esasına dayanıyor.
Planın altında "Balyoz Sıkıyönetim Komutanı" unvanıyla imzası olan Orgeneral Doğan, yukarıda sözü geçen Birinci Ordu Plan Semineri'nin "kamuflaj" işlevini ve öncesinde yapılmasını emrettiği hazırlıkları şöyle anlatıyor:
"Balyoz Planı'nın, 'Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo' isimli jenerik bir plan şeklinde oynanacağı plan seminerine kadar, irticai, yıkıcı ve bölücü gruplara ait mevcut tüm listeler ile teşkil edilecek olan özel görev timlerinin listeleri güncellenecek ve devamlı olarak güncel tutulacak. Buna paralel olarak, Balyoz Güvenlik Harekât Planı, 'Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo' isimli jenerik bir plan şeklinde, 'GİZLİ' gizlilik derecesinde ve özel olarak seçilmiş, sınırlı sayıda personelin katılımıyla icra edilecek bir plan seminerinde denenecek ve müzakere edilecek."
Bu ifadeler ve toplam 29 generalle 133 subayın katıldığı toplantı esnasındaki konuşmalar, söz konusu rutin seminerden bir "örtülü görev" çıkarıldığının da kanıtı.
12 Eylül'ü model aldılar
Tarafın, akışını gerek yazılı dökümden gerekse, bizzat Doğan'ın emriyle yapılan ses kayıtlarından takip ettiği 4-6 Mart 2003 tarihli Birinci Ordu Plan Semineri'nin bir "darbe provası" olarak cereyan ettiğini, seminer esnasında kurmay bir subayın sarf ettiği şu sözler de kanıtlıyor:
"12 Eylül darbesiyle ülke süt liman hale geldi. Şimdi böyle bir tehdidin ortadan kaldırılması için fazla uğraşa gerek yok. Yani kuvvetleri sağa sola göndermenin... Bana göre yapılacak en kolay hareket tarzı, 12 Eylül gibi bir harekâtın baştan itibaren organize edilmek suretiyle, bir anda söndürülmesine imkan sağlar diye düşünüyorum. Tabii, bunu burada söylemek istemedik ama sonunda bunu vurgulamaya çalışıyoruz."
Sıkıyönetim uğruna katliam
Birinci Ordu Plan Semineri öncesinde hazırlanan hareket planları "Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesi" ve "darbe için elverişli koşulların oluşturulması" hedeflerini taşıyor. Bu hedeflerle çok sayıda insanın ölmesine yol açabilecek, büyük tepki ve kaos yaratacak, Türkiye'yi Yunanistan'la savaşa sokabilecek eylemler öngörülüyor.
Bu planlardan biri "ÇOK GİZLİ" damgasını, Şubat 2003 tarihini ve Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına'nın imzasını taşıyan Oraj Hava Harekât Planı.
Planın "Vazife" bölümünde aynen şöyle deniyor:
"Hava Kuvvetleri Komutanlığı olarak Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesini sağlamak ve Sıkıyönetim Komutanlıklarının faaliyetlerinin başarıya ulaşmasını sağlamak maksadıyla; Yunanistan'la gerginliği artıracak ve irtica yanlılarını tahrik ederek TSK aleyhine faaliyetlere başlamalarını sağlayacak, envanterindeki mevcut silah sistemlerini kullanarak psikolojik etki yaratarak hükümet ve TBMM üzerinde baskı kuracak, personel görevlendirmesi destek verecektir."
Jetimizi düşürtelim ya da düşürelim
Oraj Hava Harekât Planı, "Türk Hava Kuvvetleri'nin Ege Denizi'ndeki uçuşlarının sayısının arttırılmasını" ve "Türk savaş uçaklarının Yunanistan tarafından engellendiğinin ve taciz edildiğinin gündeme getirilmesini" öngörüyor.
Oraj'in "İcra" bölümünün tüyler ürpertici ikinci maddesi aynen şöyle:
"Emirle Ege uçuşları sırasında Yunan Hava Kuvvetlerine ait uçaklar taciz edilerek tahrik edilecek bir çatışma ortamı oluşturulacaktır. Mümkünse bir uçağımızın Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi sağlanacak, bu gerçekleşmediği takdirde yeniden teşkilatlandırılan ÖZEL FİLO personelinden bir pilotun uygun zaman ve yerde kolundaki uçağa atış yapmak sureti ile kendi uçağımızın düşürülmesi sağlanacaktır. Uçağın, Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldüğü yönünde medyada haberler yaptırılarak, AKP Hükümetinin bu konudaki acizliği ortaya konulacaktır."
Ege'de savaş provokasyonu
Orja'nın devamında, Türkiye ile Yunanistan'ı savaşın eşiğine getirebilecek gerilim planı şöyle ayrıntılandırılıyor:
"Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde ve özellikle Filolarda Yunan Hava Kuvvetleri'ne yönelik husumet ve gerginlik kontrollü olarak artırılacak, pilotların uçuşlarda daha agresif olmaları sağlanacaktır. Benzer olaylarda meşru müdafaa kapsamında atış dahi yapabileceği gayri resmi olarak pilotlara deklare edilecektir."
Bu provokasyon havada devam ederken, Trakya sınırında gerginliğin arttırılması ve bütün bölgede seferberlik havası yaratılması da hedefleniyor:
"Gerginlik Trakya sınırında da arttırılacak, Trakya sınırına yakın bölgelerde devriye görevleri icra edilecek, Deniz Kuvvetleri ile Ege Denizinde sürekli müşterek eğitim yapılacaktır. Balıkesir, Bandırma, Çiğli, Çorlu ve Dalaman meydanlarında 24 saat esasına göre yerde uçak bekletilecek, en küçük olaylarda dahi scramble uçakları kaldırılacaktır. 134 üncü Filo K.lığı (Türk Yıldızları) iki günde bir sanayi odaları, iş adamları, barolar vb. davetlisi olarak farklı şehirler üzerinde gösteriler yapacak, halkın TSK'ne duyduğu sempati pekiştirilecek, gösteriler sırasında halka ve özellikle de çocuklara hediyeler dağıtılacaktır."
Hava Müzesi'ne cübbeli baskın
Orja'nın Türk-Yunan gerilimi senaryosunu iç karışıklığa tahvil etme ve ordu ile "irticacı" tabir edilen kesim arasında çatışma ortamı yaratma amaçlı icra hükümleri, Fatih ve Kadıköy semalarındaki gösterileri de kapsıyor. Bu gösteriler ardından, "cübbeli, sarıklı, çarşaflı" gruplar oluşturularak Hava Müzesi'ne saldırılması planlanıyor:
"34'üncü Filo Komutanlığı İstanbul'da birer gün ara ile iki gösteri yapacaktır. İlk gösteri Kadıköy Meydanı üzerinde olacak ve büyük bir kalabalığın katılması sağlanacak İstanbul garnizonu içerisinde bulunan askeri öğrenciler ile er ve erbaşlar sivil kıyafetli olarak gösteriye katılacaktır. İkinci gösteri ise Fatih'te Çarşamba semti üzerinde gerçekleştirilecektir. Gösterinin yapıldığı gece yarısı cübbeli, sarıklı ve çarşaflı gruplar ellerindeki yeşil bayrakları ve molotof kokteylleri ile Hava Müzesini basarak müzedeki uçakları tahrip etmeleri sağlanacaktır."
Şiddete şiddetle karşılık verilecek
Planın devamında şöyle deniyor: "3'üncü ve 8' inci Ana Jet Üs Komutanlıkları başta olmak üzere tüm hava birlikleri nizamiyelerine şeriat isteyen gruplar tarafından saldırılar düzenlenecek, mülki amirlerin izinleri beklenmeden olaylara müdahale edilecek geçici süreler ile hava birlikleri etrafındaki bölgelerde sokaklarda, caddelerde ve çevre yolu ve karayollarında güvenlik bölgeleri oluşturularak denetim sağlanacak, arama yapılacak, şüpheli olduğu gerekçesi ile bazı şahıslar belli süreler alıkonulacaktır. Şiddet gösterenlere şiddetle cevap verilecek gerekli durumlarda silah kullanmaktan çekinmeyecektir."
Ankara Ticaret Odasının davetiyle
"Tek yol sıkıyönetim" şiarını taşıdığı izlenimi veren Orja, hedefini açıkça ortaya koyuyor:
"Hükümetin sıkıyönetim ilan etmesi sağlanıncaya kadar faaliyetlere aralıksız devam edilecektir. Meclisin sıkıyönetim ilan etmesi için gerekli oy oranı yakalanamazsa, Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) davetlisi olarak Ankara şehir merkezi üzerinde hava gösterileri yapılacak, TBMM'nin çalıştığı gün ve saatlerde meclis üzerinden çok alçak uçuşlar yapılmak sureti ile TSK'nin varlığı hissettirilecektir.
Sıkıyönetim ilan edildikten sonra Ege ve Trakya'da faaliyetler tedricen azaltılacak ve gerilim ihtiyaç nispetinde düşürülecektir. Özellikle İstanbul'daki sivil itaatsizliğe karşı Bandırma, Çorlu Meydanlarında 4'er uçak 24 saat hazırlık durumunda gösteri uçuşu ve gerçek atış yapabilecek şekilde yerde karışık yükle hazır bekletilecek, bu maksatla 162'nci Filo Komutanlığı'nın yarısı Çorlu Meydanı'na intikal ettirilecektir."
İSTANBUL'UN CAMİLERİNİ HAVAYA UÇURACAKLARDI
Balyoz Güvenlik Harekât Planı'yla bağlantılı eylem planlarından en vahim ikisi "Çarşaf ve "Sakal" adlarını taşıyor.
Çarşaf Eylem Planı Harekât Emri'nde Jandarma Yüzbaşı Hüseyin Topuz'un, Sakal Eylem Planı Harekât Emri'nde ise Jandarma Binbaşı Hüseyin Özçoban'ın imzaları var. Belgeleri Taraf'ın elinde bulunan her iki eylem planı da, İstanbul'daki camilere saldırı düzenlenmesini öngörüyor.
Çarşaf Planı
İstanbul Fatih, Sakal Plan ise Beyazıt Camii'ni hedef alıyor ve her iki plan da hemen hemen aynı keşif taarruz ve tahrip talimatlarını içeriyor.
Bu talimatları Çarşaf Planı'ndaki haliyle, ilgili belgeden aktarıyoruz:
Fatih ve Beyazıt'a Cuma saldırısı
Vazife bölümünde "Darbe için elverişli koşulları oluşturmak maksadıyla, İstanbul Fatih Camii'nde G Günü S Saatinde tedhiş faaliyetler icra edilecektir" yazan Çarşaf Eylem Planının 'İcra" hükümleri şöyle:
"Keşif Emniyet Timi tarafından faaliyetten bir hafta ve bir gün önce Cuma namazı vaktinde yapılan keşif neticeleri Keşif Emniyet Tim Komutanı tarafından Ekip Liderine bildirilecek ve hedef bölgesindeki son değişikliklere göre faaliyet planı güncellenecektir. Faaliyetten bir saat önce bölgenin son keşfi yapılacak, faaliyeti etkileyebilecek herhangi bir husus varsa ivedi olarak Ekip Liderine bildirilecektir. Üç kişiden oluşacak olan Keşif Emniyet Timinin iki personeli hedef bölgesi dışında, bir personeli ise içeride (cami avlusu ve cami içerisinde) keşif yapacaktır. Dış keşifte; bir personel camiin yakın çevresinin keşfini (Cami avlusu yakın çevresi) diğer personel ise uzak keşfini (Cami 500 m. Çevresi) yapacaktır. Hedefte tahrip, cep telefonu düzenekti patlayıcı ile gerçekleştirilecek, patlayıcı madde aynı bir Ekip tarafından hazırlanacak ve faaliyetin icra tarihinden bir gün önce Taarruz Tim komutam tarafından teslim alınacak ve faaliyet zam anına kadar Tahrip Unsuru tarafından eğitim ve provaları yapılacaktır."
Çarşaf'ın devamında şöyle deniyor: "Tahrip düzeneği Cuma namazının farzının kılınmasını müteakip patlatılacaktır. Tahrip düzeneğini patlatacak Taarruz timi en geç S saatinde yerlerini almış olacaktır. Taarruz timi icra edeceği faaliyetin provasını bir gün önceden aynı saatte aynı mekânda yapacaktır. G günü sabah S-2 saatinde tüm hazırlıklar yapılmış ve malzemeler alınmış olarak hedef bölgesine hareket edilecek, (hedef bölgesi ve civarı G günü kalabalık olacağından) araçlar tenha bir yerde park edilecek ve hedef bölgesine yaya olarak yaklaşılacaktır. Keşif Emniyet Timi hedefte son keşfini yapmasını müteakip Emniyet görevi için tertiplenecek Keşif Emniyet -A Camiinin kuzeyinde, Keşif Emniyet -B camiinin güneybatısında Keşif Emniyet-C Camiinin güneydoğusunda hedef bölgeyi gözlemleyecek şekilde yerleşecektir. Keşif Emniyet Timinin yerleşmesini müteakip Taarruz Timi yerini alacaktır.
Tahrip düzeneği bir çanta içerisine yerleştirilmiş olarak Tahrip -A tarafından camii içerisinde caminin iç kısımlarındaki cemaate yalan ayakkabılığa bırakılacak kendisi de cami çıkışında kapıya yakın bir yerde yerini alacaktır.
Keşif Emniyet Timi en geç S saatinden 10 dakika evvel yerleşmiş olacaktır. Tahrip düzeneğini patlatacak Taarruz Timi en geç S saatinden 5 dakika önce yerlerini almış olacak, faaliyet Cuma namazının farzının kılınmasından sonra icra edilecektir. Tahrip-A farzın kılınmasını müteakip süratle camiden çıkacak ve "Tahrip Hazır" İşaretini verecektir.
Tahrip-A'nın camiden çıkmasını müteakip avluyu terk etmesi "Tahrip Hazır" camiden çıkmayı müteakip avluda şadırvanda ellerini yıkaması ise "Tahrip İptal" işareti olacaktır. Tahrip -A'nın "Tahrip hazır işaretini" gören ve camii avlusunda bekleyen Tahrip-B, camii avlusundan çıkıp 300 m. kadar uzaklaştıktan sonra ilgili telefon numarasını arayarak tahribi gerçekleştirecektir. Tahrip timi patlamayı müteakip bölgeden süratle sıyrılacaktır. Patlama esnasında; Kayıt -A camii üst katından, Kayıt-B camii alt katından patlama ânını ve sonrasında oluşan panik havasını çekecek, patlama sonrası önce camii avlusunda toplanan ve sonra ana caddeye intikal ederek caddeyi kapatan öfkeli kalabalığın camii avlusunda toplanmasını ve caddedeki eylemlerini hem Kayıt-A hem de Kayıt-B birbirlerinden bağımsız ayrı noktalardan üzerlerindeki video kayıt cihazlarıyla kaydedeceklerdir. Kayıt timi (Kayıt-A ve Kayıt-B) kaydettikleri görüntü kayıtlarını Keşif Emniyet Tim Komutanına teslim edecek ve müteakiben bölgeyi geldikleri araçlarla terk edeceklerdir. Keşif Emniyet Tim K.'nı söz konusu görüntüleri ivedi olarak internet üzerinden yayılmasını sağlayacaktır. Patlamayı müteakip oluşan kargaşadan da istifadeyle cami içerisindeki Tahrik timinden Tahrik-A bir kısım radikal Fatih esnafı içerisine sızdırılmış Tahrik-B ile irtibata geçecektir. Tahrik- A ve Tahrik-B irtibatlı bulundukları ve halkın içerisine sızmış bulunan provokatörleri harekete geçirecek. Böylece Cami cemaatinin, çoğunluğunu Fatihli esnafın oluşturduğu öfkeli radikal grupla ana cadde üzerinde birleşmesi sağlanacaktır. Yapılacak manipülasyonlarla öfkeli grubun yaşananları irticai söylemler ve sloganlar eşliğinde protesto etmesi sağlanacaktır. Faaliyetin icrasından sonra; Tahrip unsuru tahribi müteakip, Kayıt Timi kayıtlarını tamamlamalarını ve Keşif Emniyet tim komutanı ile buluşmayı müteakip yaya olarak ayrı güzergâhlardan arabalarını park ettikleri bölgeye intikal edecek ve kendi araçları ile bölgeden uzaklaşacaklardır. (Tahrip unsuru bir araca, Kayıt timi diğer araca binecek şekilde)Faaliyet sonrası durum, trafik sıkışıklığı, yol kapaması, arama ve bunun gibi sebeplerle araçlı intikale imkân vermediği takdirde, unsurlar yaya olarak ayrı ayrı güzergâhlardan toplu taşım araçlarını kullanarak "emin ev"de buluşacaklardır."
Amaç yaralı sayısını arttırmak
"Çarşaf ve "Sakal" eylem planlarının "koordinasyon talimatı" başlıklı bölümlerinde hedef "yaralı sayısını arttırmak" olarak kayda geçiriliyor. Çarşafın ilgili bölümü şöyle:
"Ekip Lideri ve ekibi tarafından; Fatih esnafı içerisinde yer alan ve dini grup cemaatlerle faaliyet içerisinde olan şahıslarla irtibat çok dikkatli kurulacak, içeriden yürütülecek propagandanın çerçevesi operasyon öncesi bildirilerek yönlendirilecektir. Faaliyette kullanılacak tahrip düzeneği başka bir Ekip tarafından temin edilecek ve üst komutanlığın yapacağı koordine neticesinde, emredilecek yer ve zamanda Tahrip Unsur komutanına teslim edilecektir.
Konulacak malzemenin ölümden daha çok yaralanmaya sebep olacak şekilde hazırlanması sağlanacaktır. Cami ve çevrede bulunan kameraların durumu tespit edilecektir. TV'lerde canlı yayına bağlanarak fikir ifade edebilecek olanların tespiti ve yönlendirmesi Ankara'dan yapılacaktır."
Emniyetli telefonlar, kiralık araçlar
"Çarşaf planının "Komuta ve Muhabere" bölümünde ise şöyle deniyor:
"Operasyon Ekip Lideri tarafından yönetilecektir. Ekip lideri Tahrip Timinde Tahrip-B görevini icra edecek, görevi müteakip, faaliyetleri hedef bölgeye hakim bir noktadan takip ve kontrol edecektir.Ekip lideri etkisiz hale gelmesi durumunda Tahrik Tim Komutanı(Tahrik-A) emir komutayı alacaktır. Operasyon esnasında muhabere, emniyetli cep telefonları ile sağlanacaktır. Operasyon timinin cep telefonları evlerinde ve eşlerinde olacaktır. Operasyon günü için kullanılacak cep telefonlarını Keşif Timi temin edecek aynı gün sabah tüm telefonlar personele dağıtılacaktır. Sadece ihtiyaç olduğu takdirde telefonlar kullanılacaktır. Olayı müteakip cep telefonları kapatılıp Keşif Emniyet Tim K.'na geri teslim edilecektir. Operasyonda kiralık araçlar kullanılacak ve araçlar kiralanırken gerçek isimle kayıt yapılmayacaktır."
BALYOZ HAREKAT PLANI
Harekât planının altında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın imzası var. Doğan'ın imzasında adlandığı unvan "Balyoz Sıkıyönetim Komutanı."
Planın vazife bölümünde hedef şöyle anlatılıyor: "Balyoz Komutanlığı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlayarak muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmak maksadıyla; derhal, AKP Hükümetini iktidardan uzaklaştıracak mevcut irticai yapılanmayı şiddetle bertaraf ederek, belirlenen kadroları iktidara getirerek laik devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis edecektir."
İşte icra planını da yarın Tarafta okuyacağınız Balyoz Harekât Planı'nın geniş bir özeti.
Maksat:
(ı)Balyoz Komutanlığı,İç Hizmet Kanunu'nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına yerine getirme azim ve kararlığı içerisinde laik devlet otoritesinin temini için gerekli olan tedbirleri alacaktır.
(2)Harekatın maksadı; ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmaktır.
Düşman Durumu:
(ı)İrticai grupların, hedefe giden yolda engel olarak gördükleri TSK'ya karşı bir taraftan sızma gayretleri artarak devam ederken diğer taraftan yıpratma, komuta zafiyeti içerisinde ve dinsiz gösterme çabaları da artan bir ivme ile devam etmektedir.
(2)Mevcut iktidarın uygulamalarından cesaret bulan irticai grupların, devlet düzenimizin temelini oluşturan laiklik ilkesini kendi çıkar ve amaçlarına göre yorumladıkları görülmektedir. Bu kapsamda; başta öğretim kurumlan olmak üzere, kamu hizmetlerinin yerine getirildiği çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında, irticai hareketin simgesi olan türban ve başörtüsü kullanılmasında ısrarlı davrandıkları gözlenmektedir. Bu yoldaki ısrar, masumane bir tercihten ziyade, laik cumhuriyet ilkelerine karşı dine dayalı bir devlet düzeni kurmaya yönelik din ve vicdan hürriyetini aşan sistemli çabaların bir parçası olarak devam ettirilmektedir.
(3)ABD ve AB ülkelerinin karşılıklı paslaşmalarını seyreden ve ülke menfaatlerini gözetmeden her talebi emir telakki eden, Büyük Atatürk'ün deyimi ile müstevlilerin siyasi emellerine boyun eğmiş AKP Hükümeti;
(a)İrticai faaliyetlerin ülke içerisinde artmasına, güç kazanmasına, kadrolaşmasına ve
teşkilatlanmasına tam destek vermekte,
(b)Ekonomik çözümsüzlüklerin yol açtığı boşluklardan da istifade ederek, istediği karşı devrimi gerçekleştirebileceğini hissettirmekte ve tüm ülke genelinde AKP yandaşları, tarikat ve cemaatler ile devlet kademelerinde hızla kadrolaşmakta,
(c)İktidarın kendisine sağladığı imkân ve kabiliyetleri kullanarak medya, sivil toplum örgütleri ve bürokrasiyi kendine bağımlı hale getirmeye çalışmakta,
(ç)Mevcut yetkiler ile hukuki boşluklardan da istifade edilerek mürteci ve dogmatik yapıda insan yetiştirmeye uygun ortam sağlayan medrese, tekke ve zaviye tipi, eğitim ve öğretim birliğini ortadan kaldıran çarpık bir eğitim sisteminin yeniden hayata geçirilmesini hedeflemekte,
(d)Bu amaçlarına ulaşmak maksadıyla, anayasa değişikliği ve hukuk reformu adı altında TSK ile birlikte laik cumhuriyetin en önemli teminatı anayasal kurumların etkinliğini kıracak, kendi amaçlan doğrultusunda evrimleştirecek yollar aramakta,
(e)Başta dışarıdan müzahir ABD ve AB ülkeleri olmak üzere, içeriden irtica ile iltisaklı medya, hukuk, bürokrasi, emniyet, maliye ve daha birçok kamu kurum ve kuruluşunda örgütlenmiş yandaşları ile koordineli ve planlı çalışmalarla laik kesimi ve rakiplerini hareket edemez hale getirmekte,
(f)AB üyeliğini ve terör sorununu bahane ederek, Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye yönelik çabalarını, dış desteğin de etkisiyle devam ettirmektedirler.
(4)AKP Hükümetine, AB üyeliği kapsamında dış güçler tarafından sağlanan mali ve siyasal destek devam ederken, Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile İslami gruplar tarafından sağlanan ekonomik destek de artmaktadır. ABD, AB, irticai unsurlar, bölücü unsurlar ve AKP ortak eylem ve söylem birliği ile hareket etmektedirler.
(5)İktidar ve irtica yanlısı basın yayın organları her geçen gün cesaretlenip palazlanırken, muhalif basın, geçmişte yaptığı şahsi yanlışlıkların bedelini, görevini yapmayarak ve/veya yapamayarak ödemektedir. Toplumsal muhalefet sindirilmiş, muhalif basın ekonomik ve mali denetim tehdidi ile susturulmuştur.
(6)İrticai faaliyet gösteren vakıf ve dernekler ile yıkıcı bölücü unsurlar işbirliklerini alenen yapma pervasızlığını göstermektedirler. Bunu AB süreci, birlik -beraberlik, kardeşlik, demokrasi vb. evrensel temalar kullanarak yapmaktadırlar.
(7)Buna karşın muhalefet partileri de etkin, önleyici, alternatif oluşturan, siyasal iktidarın faaliyetlerini denetleyici ve geniş halk kitlelerinde yankı bulan bir muhalefet sergileyememekte; basit, tutarsız, kişiliksiz, silik ve günü kurtarmaya yönelik söylemlerle muhalefet yapmaktadırlar. Mevcut durumlar itibari ile halkta giderek artan bir umutsuzluğa yol açmaktadırlar. Laik cumhuriyeti kurtaracak, birlik ve beraberliği sağlayacak ve gerekli tedbirleri alacak siyasi ufuktan yoksun liderler, koltuklarını korumanın ötesinde, kısır ve uzlaşmaz tavırların üstünde bir davranış ortaya koyamamaktadırlar.
Dost Durumu:
(1)3 Kasım seçimlerinde AKP, % 30 civarında oy almıştır. Ancak son günlerde öne çıkan ümmetçilik faaliyetlerine rağmen, bu oranın tamamının irticayı desteklediği sonucunun çıkarılmasının uygun olmayacağı değerlendirilmektedir. Bunlardan birçoğu daha önceki hükümetlerin icraatsızlığına tepki oyları olup, AKP içinde de harekatımıza, müzahir ve dost gruplar bulunmakta, ihtimaller karşısında yönetici elite yakın durmaktadırlar.
(2)Buna rağmen, şimdiye kadar içimizde barınmayanlar meclise taşınmıştır. Bu meydan okuma karşısında kategorili personel pervasızca biraz daha cesaretlenmiş ve kadrolaşma faaliyetlerine hız vermişlerdir. Bu nedenle anılan personelin, sadece Silahlı Kuvvetler içerisinden değil, bütün kamu kurum ve kuruluşlarından derhal uzaklaştırılmaları bir zorunluluk haline gelmiştir.
(3)Her türlü olumsuz şartlara rağmen cumhuriyeti koruma ve kollamaya yönelik eylem ve planlamalarımız devam etmektedir. Bu kapsamda;
(a)TSK bünyesindeki dost ve müzahir unsurlar dışında kalan, özellikle yüksek rütbeli personelin kontrol altında tutulmasına,
(b)TSK'nın her kademesine müzahir eleman temini konusunda referans uygulamasına (ÇYDD, ADD, Türkiye Gençlik Birliği vb.) devam edilerek azami koordinasyon sağlanmasına,
(d)TSK haricindeki dost unsurlar tarafından yapılacak ekonomik operasyonlar, basın yayın faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinin yakından takip edilmesine ve gerektiğinde koordinasyonun sağlanmasına,
(e)Aleyhe yapılan her türlü propaganda ve yasal düzenleme girişimlerinde muhalefet partileri ile koordineli fikir ve eylem birliği içerisinde hareketler sergilenmesine devam edilecektir.

CUMHURİYET'LE BALYOZ'CULAR PİŞTİ OLMUŞ!

Camileri bombalayarak kaos oluşturmayı öngören Balyoz darbe planında isimleri geçen valiler yargıya gidiyor. Fişlenen ve tasfiyesi planlanan valiler, haklarını hukukî yollardan arayacaklarını açıkladı. Görevden alınacaklar listesinde bulunan dönemin Samsun Valisi Mustafa Demir, "Diğer arkadaşlarla konuştuk. Avukatlarımızla görüşüyoruz. Gereğini yapacağız. Hakkımızı hukukî yollardan arayacağız." dedi. Aydın Valisi Hüseyin Avni Coş'un, cuntanın tasfiye listesine tepkisi sert oldu: "Öyle bir listede yer almak bizim için bir şereftir." 2005 yılında emekliye ayrılan Mustafa Demir fişleme iddialarıyla ilginç bir detaya da değindi. 2002 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nce İçişleri Bakanlığı'nda görev yapan 33 vali hakkında yine benzer iddiaları içeren bir listenin yayınlandığına dikkat çekti. Demir, şöyle devam etti: "O dönemde de avukatımız aracılığı ile hakkında çeşitli ithamlarda bulunulan valiler dava açtı. Her birimiz Cumhuriyet Gazetesi'nden oldukça yüklü tazminatlar kazandık." Görevden alınacak valiler listesinde Hüseyin Avni Coş'un da ismi geçiyor. Demokrasi ve hukuka inanan bir insan olduğunu, onbaşı psikolojisiyle hareket etmediği için adının çizildiğini belirten Coş, "Ben demokrat bir insanım, darbeciler beni görevden almasalar da ben darbecilerle çalışmam. Kendim istifa ederim. Yani demokrasiye, hukuka inanan bir insan olarak bu atmosferin olmadığı bir ortamda çalışmam, darbecilere bırakın vali olarak, hiçbir sıfatla hizmet etmem. O tür bir listede yer almak bizim için bir şereftir. Bizim demokratlığımızın, hukuka inanan bir insan olduğumuzun tescilidir. O açıdan iftihar ederim." ifadesini kullandı. Aklıselim olan hiçbir kimsenin darbeyi savunmayacağını aktaran Coş, uzun yıllar terörle mücadele başta olmak üzere birçok alanda devlete hizmet ettiğinin altını çizdi: "Ben devletin her bölümünde, her yerinde çalıştım. Dolayısıyla bizim vatana millete hizmetten başka hiçbir gayemiz olmadı, olamaz. Niye beni oraya yazmışlar onu bilmiyorum ama tahmin ediyorum ki, bizim mesleki yeterliliğimiz konusunda hiç kimse bir şey söyleyemez. Sadece kendilerine olumlu bakmadığımız, darbeci görüşleri savunmadığımız, demokrasi dışı tutum ve davranışları asla tasvip etmediğimiz ve onları eleştirdiğimizin bilinmesinden dolayı ve bizi bu hükümetin atamış olmasından zannederim ismimizi o şekilde değerlendirmişler."

SAVAŞ ‘OYUN’, DÜŞMAN GERÇEK

Genelkurmay’ın “bilgimiz dahilinde savaş oyunu” dediği plan seminerindeki power point sunumlarda Sezer’den İHD ve Mazlumder’e, AKP’den Fethullah Gülen’e her şey gerçek.
Genelkurmay Başkanlığı, 5-7 Mart 2003 tarihinde 1. Ordu’nun Selimiye Kışlası’nda yapılan seminerin 2003-2006 tatbikatları çerçevesinde, dış tehdide yönelik bir harp oyunu çalşıması olduğunu duyurmuştu. Ama dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın başkanlığındaki “Jenerik senaryo çalışması”nda kolordu komutanlıklarının kullandığı Powerpoint sunumlar konuşulanın hayali bir senaryo olmadığını ortaya koyuyor.
Sunumlarda tamamen gerçek isim, makam ve istihbarat bilgilerine yer verilmiş, Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasının aksine, bütün tespit veteklifler de iç tehdit olarak adlandırılan halka yönelik.
AHMET NECDET SEZER MESAJI
Seminerde 1. Ordu’nun hazırladığı açılış sunumu Atatürk’ün “Önemli olan iç cephedir. İç cephe sağlam olmadan hiçbir şey yapılamaz” sözleriyle başlıyor. Ardından gelen sunumda “Ülkenin ve devletin rejimini ve bekasına yönelik tehditlerden en önemlisi ülkenin bekasına yönelik tehdittir” deniyor. Ve bir sonraki sunumda “İrtica tehdidinin ülkenin gündeminden tamamen çıkartılması için, Kurtuluş savaşından sonra olduğu gibi, gerekli tedbirler alınmalı ve irtica sempatizanları asimile edilmelidir” önerisi getiriliyor. “İç ve Dış Tehdit” başlıklı bir sonraki sunumda da “Türkiye Cumhuriyeti devletin bekasına yönelik, bertaraf edilmesi için icra edilecek harekatın başarı durumu, rejimin geleceğini tayin edecektir” ibaresiyle birlikte, ekrana dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in resmi geliyor.
KAPALI GÖREVLER NELER
1’İNCİ Ordu’nun yaptığı açılış sunumunda bu tehdidin ortadan kaldırılmasında açık ve kapalı görevler olduğu dile getirilmiş. Kapalı görevler içinde polisin resmi konularak “kolluk kuvvetlerinin emre alınması ve kamu yönetiminin devralınması”ndan bahsediliyor. Sunumda Avrupa Birliği de iç tehdidi destekleyen düşmanlardan bir olarak gösterilmiş. AB’nin öne sürdüğü koşulların irticai, bölücü ve yıkıcı unsurlara yarayacağı söylenen sunumda AB, irtica ve bölücülüğün ortak amacının “Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatmak, bölmek ve rejimi değiştirerek Anayasal düzenini bozmak” olduğu söyleniyor.
Gerçek kişi isimleri ve istihbaratlarının kullanıldığı tek sunum 1. Ordu’nun yaptığı sunum da değil. Yanı seminerde diğer kolordu komutanlarının yaptığı Powerpoint sunumlarda da yasal dernekler, partiler, gerçek kişiler ve kurumlar adlarıyla yer alıyor.

ÖDP DE VAR MAZLUMDER DE
3. Kolordu tarafından yapılan sunumda Sakarya, Yalova, Bursa, İzmit illeri irticai ve sol gruplar açısından incelenmiş. Bu sunum içinde düşman unsurlar arasında ÖDP ve EMP gibi yasal partiler de var. Sunumda rejim karşıtı dernekler içinde gösterilen İHD, Mazlumder ve TİHV, AB ve ABD bağlantılı olarak kodlanmışken, Türkiye’de faaliyet gösteren Alman Vakıfları da “Türkiye’yi güçsüz durumda bırakmak isteyen örgütler” olarak adlandırılmış.
BU DA SEÇİM OYUNU
En çarpıcı slaytlardan biri, aynı seminerde 15. Kolordu tarafından Marmara için hazırlanan sunumda irtica ve bölücülük tehdidi anlatılırken 3 Kasım 2002 seçimlerinden AKP, CHP ve DEHAP’ın oy oranlarını gösteren slayt. Oy oranlarının altında “Gerçekleşen bu tablonun büyük oranda tepki oylarından kaynaklandığı değerlendirilmektedir” ibaresi var. İslami ve sol gösterilerden resimlerin kullanıldığı sunumlarda Barzani, Fethullah Gülen, Said Nursi, Patrik Bartholomeos’un resimleriyle de karşılaşılabilir.

İÇ TEHDİDİN HALLEDİLMESİ İÇİN İKİNCİ KARDAK KRİZİ ÇIKARILACAKTI
Plan seminerinde Tuğgeneral Yurdaer Olcan da konuştu: İç tehdidin çözülmesi için Yunanistan’la düşük yoğunluklu çatışmaya girelim
KÜÇÜK ÇAPLI KRİZ İŞE YARAR
TUĞGENERAL Yurdaer Olcan, Birinci Ordu’daki seminerde Yunanistan’la küçük çaplı bir askeri kriz çıkarılmasını önerdi.
KUZEY EVROS’U İŞGAL EDELİM
ORGENERAL Çetin Doğan onu destekledi: Sınırdaki Kuzey Evros’u işgal edebiliriz.
MİLLİ MUTABAKAT İÇİN İKİNCİ KARDAK
Balyoz Harekat Planı’ndaki ses kayıtlarına göre Tuğgeneral Yurdaer Olcan, “milli birlik için” Yunanistan’a kaşı düşük yoğunluklu çatışmaların planlanmasını teklif ediyor.
Genelkurmay’ın “bilgimiz dahilinde yapıldı” dediği 5-7 Mart 2003 tarihli 1. Ordu’daki plan seminerinde üzerinde durulan senaryolardan biri akla Kardak krizini getiriyor. Plan seminerinin 175 sayfalık ses kayıt dökümlerinde Tuğgeneral Yurdaer Olcan birinci öncelikli olarak gördüğü iç tehdidin halledilmesi, ülke içinde milli mutabakatın sağlanması için Yunanistan’a karşı düşük yoğunluklu çatışmaların planlanmasını teklif ediyor.
BASINI DA KULLANALIM
Dönemin 1. Zırhlı Tugay Komutanı olan Olcan’ın teklifi şöyle: “İç tehdidin birinci öncelikli hal edilmesi gereken bir tehdit olduğunu düşünmekle birlikte bence komutanım iç tehdidin çözülmesi, ülke içerisinde özellikle vatandaşlar arasında birlik, beraberlik dayanışma duygusunu da artırması bakımından küçük çaplı düşük yoğunluklu çatışmalarla Yunanistan’ın psikolojik destek sağlaması amaçlı –yoksa oradaki mil kararının çözülmesi zor bir konu büyük bir çaplı harekat veya siyasi çalışmalar gerektiriyor- bu nedenle komutanım, Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’nden hatta sınırda küçük çaplı olayların gerekirse basını da kullanarak halkın bir amaçla birlik etrafından toplanmasının sağlanmasına fayda sağlayacağını, siyasi tedbirleri de alarak iç tehdidin öncelikle ve yurt sathında giderilmesinin sağlanmasını müteakiben uzun vadede komutanım, Güneydoğu, Kuzey Irak meselesinin halledilmesinin uygun olacağını düşünüyorum. Arz ederim.”
KUZEY EVROS KRİZ PLANI
Seminerin 3. Gününde bizzat dönemin 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan tarafından bu teklif dile getiriliyor ve tartışmaya açılıyor. Doğan’ın teklifi Yunanistan’ın Türkiye sınırındaki Kuzey Evros’un bir kısmına Türk ordusunun girip suni bir kriz çıkartması.
Doğan şöyle diyor: “Bunun dışında diğer bir harekat tarzı da tabii Hava Kuvvetleri’nin tahsisi sureti ile bölgeye yeterli hava gücünün tahsisi sureti ile iç güvenlikte eş zamanlı sınırlı kuvvetlerle Sulucadere Tarafeyni, Kızıldere güneyinde belli bir dar alanda Yukarı Kuzey Evros diyeceğimiz bölgenin ele geçirilmesi sureti ile her iki harekat tarzını yani hem iç güvenliği hem bunu yapabileceğimiz konusunda bir görüş belirdi. Bu harekat tarzımızın da yanı zamanda içte, dışa karşı bir harekat olacağı için milli birlik ve beraberliğin sağlanmasına bir katkı sağlanabileceği düşünceleri belirtildi.”
GÖKÇEAADA’YI NASIL RUMSUZLAŞTIRDIK
Aynı seminerde Plan Harekat Şube Müdürü Albay Tuncay olarak adı verilen bir subay tarafından yapılan sunum ise Gökçeada’dan Rumların nasıl sistematik bir plan içinde göçe zorlandığını ortaya koyuyor.
Tuncay’ın sözleri Gökçeada’ya ilişkin anlatılan 1965’te kurulan Açık Cezaevi’ne gelen mahkumların tacizleri sonucu Rumların göçe zorlandığı iddialarını doğrular nitelikte: “Şimdi burada çok mahrem çok gizli şeyleri de ne yapıcağız görüşeceğiz. Zaten öyle yani plan çalışmasının ana amacı bu. İlk kapsamda buradaki Rumları Gökçeada’dan göçertmek için jandarma komando birliği gönderdik. Bölgeye açık hapishane yaptık. Bölge içerisinde bunun sonuçları da önemli işte miktarda göç oldu. Adım adım sanıyorum devlet kuruluşlarında bölgeye bir işte açık cezaevinde bazı şeyler yapıldı bazı ekimler dikimler falan filan. Bunun ortaya saldığı bazı konular bunu tartışmıyorum. O zamanki şartlar içerisinde şimdi böyle bir şey yapmak olanak dışı ama o zamanki Türk Yunan ilişkileri çerçevesinde böyle bir şey yapılma zarureti çıkmış onlara da Batı Trakya’daki uygulamalara karşı. Sonra kuvveti çekince de bölgeye komando birliği koyduk.”

DARBE TİMLERİ HAZIRDI

Birinci Ordu Plan Semineri’nin hazırlığı esnasında Balyoz Planı’nda görev alacak subayların isimleri belirlenmiş. Listede 24 generalin adı tek tek sıralanmış
Selimiye Kışlası’nda 5-7 Mart 2003’te gerçekleştirilen plan seminerinde, Balyoz Harekat Planı’nın uygulanması için hazırlık yapılıyordu. Taraf’ın elindeki 5 bin sayfalık belgeler arasında bulunan, darbede görevlendirilecek askeri personelin listesi de bunu kanıtlıyor.
Plan seminerinden üç ay önceki bir tarihte Tümgeneral Nejat Bek, Birinci Ordu Komutanı emriyle İstihbarat Başkanı Kurmay Albay İzzet Ocak’tan, harekatta görevlendirilecek personel isimlerinin tespit edilerek komutanlığa gönderilmesini istiyor.
Aralık -2002 tarihini taşıyan talimatın konu bölümünde, “1’inci Ordu Plan Semineri-2003” yazıyor. Bu yazılı emrin bir nüshası harekat planının uygulanmasını koordine ettiği anlaşılan Kurmay Albay Süha Tanyeri’ye de gönderilmiş. Emrin Ek-B kodlu belgesinde, 10 maddeden oluşan görev kategorisi çizelgesi bulunuyor. Darbe harekatı hazırlığını ele veren bu çizelge aynen şöyle:
a. Özel operasyon ve sorgulama timlerinde görevlendirilecek personel
b. Özel görevli toplama timlerinde görevlendirilecek personel
c. Sıkıyönetim mahkemelerinde görevlendirilecek personel
ç. Darbe harekatı timlerinde görevlendirilecek personel
d. Gözaltı timlerinde görevlendirilecek personel
e. Hasar tespit timlerinde görevlendirilecek personel
f. Kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilecek personel
g. Özel hastaneler ve ilaç depolarında görevlendirilecek personel
ğ. Gümrükler, depolar, ambarlarda görevlendirilecek personel
h. Alışveriş merkezleri ve gıda toptancılarında görevlendirilecek personel.
Yazılı emrin yerine getirildiğini gösteren görevlendirme çizelgesi ise İstihbarat Başkanı Kurmay Albay İzzet Ocak tarafından hazırlanarak, Birinci Ordu Komutanlığı’na gönderilmiş. Ek-A kodlu belgede, “Görevlendirmede Yetkili” 24 general ile 72 subayın isimleri ayrıntılı bir şekilde yer alıyor. 10 maddede sıralanan timlerin başına ise rütbesine, isim ve görev yerlerine göre belirlenen 274 subay getirilmiş.
Bu görevlendirme listeleri, Balyoz Harekat Planı’nda yer alacak askeri personelin Selimiye Kışlası’ndaki “rutin” seminerden tam üç ay önce, büyük bir gizlilik ve özen içinde seçildiği gösteriyor.
İŞTE ‘SEMİNERDEKİ’ GENERALLERİN LİSTESİ

1.Tümg. Nejat BEK (1 nci Or. Kur. Bşk.)
2.Tuğg. M. Korkut ÖZARSLAN (1 nci Or.Hrk.Kur.Ybsk.)
3.Korg. Engin ALAN (2 nci Kor.K.)
4.Tuğg. Nuri Ali KARABABA (95 nci Zh.Tug.K.)
5.Tuğg. M. Kemal TUTKUN (4 ncü Mknz.P.Tug.K.)
6.Tuğg.Uğur UZAL (8 nci Mknz.P.Tug.K.)
7.Tuğg. Gürbüz KAYA (18 nci Zh.Tug.K.)
8.Korg. Şükrü SARIIŞIK (5 nci Kor.K.)
9.Tümg. Behzat BALTA (3 ncü Mknz.P.Tak.Tüm.K.)
10.Tuğg. Halil KALKANLİ (54 ncü Mknz.P.Tug.K.)
11.Tuğg. Tuncay ÇAKAN (3 ncü Zh.Tug.K.)
12.Tuğg. Hasan Fehmi CANAN (33 ncü Mknz.P.Tug.K.)
13.Tuğg. Erkal Bektaş (65 nci Mknz.P.Tug.K.)
14.Tuğg. Ahmet YAVUZ (55nci Mknz.P.Tug.K.)
15.Korg. Ayhan TAŞ (15 nci Kor.K.)
16.Tuğg. Faruk O. MEMİOĞLU (1 inci P.Tug. K)
17.Tuğg. Kaya VAROL (2 nci Zh.Tug.K.)
18.Korg. Ergin SAYGUN (3 ncü Kor. K)
19.Tümg. Metin Yavuz YALÇIN (3 ncü Kor.K.Yrdc.ve 52 nci Zh.Tüm.K.)
2O.Tuğg.Yurdaer0LCAN (1 nci Zh.Tug.K.)
21.Tuğg. İhsan BALABANLI(66 nci Zh.Tug.K.)
22.Korg. Doğan TEMEL (Harp Ak. K.Yrdc.)
23.Tümg. Hayri GÜNER (Harp Ak.K.Kur.Bşk.)
24.Tümg. Recep Rıfla DURUSOY (Slh.Kv.Ak.K.)