19 Ocak 2011 Çarşamba

O fotoğraf Bilecik'te ise daha büyük skandaldır / Adem Yavuz Arslan

Bugün Hrant Dink'in öldürülüşünün 4. yılı. Geride kalan koskoca 4 yılda bir arpa boyu yol alınamadı.

Dosya neredeyse başladığı yerde duruyor. Bu süre zarfında çok şey söylendi, çok şey yazıldı çizildi. Gelinen noktada tetikçilerin ötesine geçilebilmiş değil.

Tartışmalar kimin ihmali olduğuna takılıp kaldı.

Oysa yapılması gereken cinayetin öncesine bakmaktı. Cinayete zemin oluşturacak 'psikolojik ortamı kim hazırladı' sorularına cevap aramaktı. Fakat kimse bu alana eğilmedi. Herkes kendine uygun senaryoyu seçti.
Ben cinayete farklı bir perspektif getirmeye çalıştım. 19 Ocak'ın öncesine bakmaya çalıştım. Baktıkça gördüm ki mükemmele yakın bir plan uygulamaya konmuş. O dönemde anlamlandıramadığımız birçok şey bugün geriye dönüp baktığımızda daha anlamlı hale geliyor.

O süreci irdelerken bulduğum çok önemli bilgi ve belgeleri kitaba koydum. Açıkçası bir kitap yazmanın, özellikle de Dink Cinayeti gibi 'dokunulmaz' bir konuda kitap yazmanın zorluğunu biliyordum. Ama daha ilk günden linç girişimin başlamasını da beklemiyordum.

Telefonla ya da başka vasıtalarla 'ayağını denk al' mesajı verenler sürpriz değil. Onlar her zaman varlardı. Bundan sonra da olacaklar.
Fakat meslektaşlarımı anlamakta zorlanıyorum.

Özellikle de bir bölümünü. Aylarca çalışıp ortaya bir iş koyuyorsunuz. Birçok yeni bilgi belge var. 4 yıl boyunca hakimlerin, savcıların, güvenlik görevlilerinin bulamadığı ya da bulmak istemediği ipuçlarına ulaşıyorsunuz.

Hrant Dink'in arkasından gözyaşı dökenler, döktüğünü söyleyenler yeni bulgulara 'sahi ya bunlar nedir' demek yerine kitapta hata arayışına girişiyorlar.

Açık söylüyorum. Bu tip bir kitapta hata olur. Binlerce sayfa evrak okuyup, soruşturma dosyaları, mahkeme evrakları arasında dolaşırken isim yanlışı, yer yanlışı ya da tarih yanlışı yapabilirsiniz. Olmamalıdır ama akışı etkilemeyecek bir yanlışsa tolere edilebilir.

Kitapta Ali Öz ile Veli Küçük'ün fotoğrafını yayınladım. O fotoğraf önemliydi çünkü Küçük, Dink'i tehdit eden kişi olarak biliniyor. Yargılamalarında boy gösteriyor, Dink'i afişe etmekle itham ediliyor. Fotoğraftaki diğer kişi ise Dink'in öldürüleceği istihbaratını aldığı halde gereğini yapmamakla itham ediliyor.

Bu yüzden ekibiyle birlikte hâlâ yargılanıyor.
Bu ilişkinin fotoğrafını hangi gazeteci bulursa üzerine atlar. Kaynaklarım o fotoğrafın Trabzon'da çekildiğini söylüyordu. Mantıklı bir tezdi çünkü Veli Küçük, Giresun'da bölge komutanlığı yaptı, bölgeyle ilişkileri güçlü ve en önemlisi kitaba da koyduğum ifadelere göre Trabzon'a gelip gidiyordu.

Bu fotoğrafın arşivde olduğu kesin. Bu durumda iki alternatif var. Ya cinayetten önce ya da sonra.

Bendeki bilgi cinayetten önce olduğu yönündeydi. Trabzon'daki ziyaret teşvik anlamına gelirdi. Fakat Jandarma'nın resmi açıklamasına göre o fotoğraf Bilecik'te çekildi. Bu daha kötü. Çünkü bu ziyaret yapıldığı zaman Dink öldürülmüştü. Üstelik Trabzon Jandarması'nın açık ihmali belgelenmiş, 2 Nisan 2007'de yargılanmalarına izin verilmişti. Yani Dink'i tehdit ettiği belirtilen Veli Küçük iradi olarak Dink'i korumayan Ali Öz'ü ziyarete gidiyordu.

Üstelik teamüller gereği bu tip ziyaretler 'geçiyorken' yapılmaz. Randevusu, onayı vardır. Yani bu ziyaret bir nevi destek mesajı anlamına gelir.

O yüzden jandarmanın açıklaması aslında skandalı katlamış oldu.

Soruşturulan bir isim, tehdit etmekle itham edilen ismi törenle karşılamış oluyor. Fotoğraf arşive kaldırılıyor. Bunca zaman da kimse Ali Öz-Veli Küçük ilişkisini sorgulama ihtiyacı hissetmiyor.

Bir gariplik de şurada.
Star ilk gün fotoğrafı manşet yaptı. Taraf'ı, Yeni Şafak'ı, Zaman'ı kitaptan çarpıcı yerleri sayfalarına taşıdılar. Kitaba ve fotoğrafa ilgi göstermeyenler jandarmanın açıklamasını internet sitelerinde manşete çektiler. Peki okur demez mi 'bu konu nedir' diye. Haberi vermeyip 'düzeltme'yi haberleştiriyorsun.

Sonuçta o fotoğrafın Trabzon'da değil de Bilecik'te olması işin özünde bir sapmaya yol açmaz. Çünkü o fotoğraf Küçük ile Öz arasındaki yakınlığın belgesi. Yeri sadece detaydır.

Cinayetten sonra iradi olarak yapılan bu ziyaret 'destek' anlamına gelir. Siz öyle değil deseniz de öyle anlaşılır.