Türkiye'de (de) "yargı birliği"ne ulaşılması, (Bülent Arınç'ın yerinde ifadesiyle) "yargıda düalizme" son verilmesi, yani sonuç olarak sadece disiplin suçlarına bakan askeri mahkemelerin yerinde bırakılarak "askeri yargı"nın diğer mahkemelerine sağlanan anayasal teminatına son verilmesi yolunda bir sürecin işlediğini söyleyebiliriz. "Yeni Anayasa" şekillenirken bu konuya da epeyce tartışılacaktır herhalde.
Bu çerçevede AYİM'i tekrar ele alacak olursak, bu mahkemenin tarihinin ülkenin hukuk tarihine ilişkin önemli bilgiler içerdiğini gözlüyoruz. Bu tarihte benim son derece önemli gördüğüm gelişmeler yaşanmış. Mesela, Danıştay, TBMM ve Milli Savunma Bakanlığı arasında son derece ciddi biçimde cereyan eden "yetki" tartışmaları.
Başlangıçta idari yargıda "düalizm" söz konusu değilmiş. 1924 Anayasası'nın idari dava ve uyuşmazlıkların çözümü için görevlendirdiği Danıştay, asker-sivil ayrımı yapmadan her iki kesimin davalarını da yetkisi içinde görüyor ve sonuçlandırıyormuş. Yani bir bakıma "idari yargıda birlik" dönemi söz konusuymuş.
Asker kişiler tarafından ilk dava 1924 tarihinde açılmış. Bir subay, rütbesinin yükseltilmesi gerekirken sicilinin yeterli olmadığı iddia edilerek terfi ettirilmemesi üzerine dava açınca, kendisini görevli gören Danıştay, Milli Savunma Bakanlığı'nın gelişmelere ilişkin savunmasını istemiş. Ancak –tahmin ettiğiniz gibi- Milli Savunma Bakanlığı, Danıştay'ın araya girmesi üzerine Başbakanlık aracılığıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden "tefsir isteği"nde bulunmuş. (Bu gelişme bizi şaşırtmasın, çünkü "kuvvetler ayrımı" henüz ortada yoktur.) TBMM'nin "tefsir kararı", bu idari davaya bakmak yetkisinin Danıştay'da olmadığı şeklinde tecelli etmiş.
TBMM'nin bu kararında, "bir subayın söz konusu kanuna göre mükafatlandırılmasının, her şeyden önce hizmet ve liyakat derecesinin, hiyerarşik amirlerinin bilfiil işbaşında hasıl edeceği ve doğrudan doğruya meslek ve ihtisasının ortaya kayacağı takdir ve kanaate bağlı olduğu" hatırlatılıp bu takdirin "herhangi bir kurul tarafından nazari olarak eleştirilmesinin hukuken mümkün olmadığı" belirtilmiş.
Yani özetle, "Senin meşgul olduğun nazariyat askeriyede geçersizdir" şeklinde Danıştay'a haddini bildiren bir karar bu... Önümdeki metin bu kararı "Türk İdare Hukuku"nda "Hükümet Tasarrufu" fikrinin ortaya atıldığı ilk örnek olarak yorumluyor. Kararın "Hükümet-Meclis Tasarrufu" olarak adlandırılması sanki daha doğru bir seçim olurdu.
Ancak "asker kişiler"i bu "tefsir kararı" hepten caydıramamış. Bazı asker kişiler, Milli Savunma Bakanlığı'nın benzer kararları karşısında Danıştay'a başvurmaya devam etmişler. Nitekim bu çerçevede açılan bir dava bir kere daha Danıştay ile Milli Savunma Bakanlığı'nı ve dolayısıyla TBMM'yi karşı karşıya getirmiş. Danıştay, Başbakanlık'a konuyla ilgili gönderdiği yazıda, "idarenin işlem ve eylemlerine karşı asker kişiler dahil, tüm vatandaşların Danıştay'da dava açmalarının tabii olduğunu, asker kişilerin ayrıcalıklı olarak bu haktan yoksun bırakılmalarının yerinde olmadığını, bu gibi karar ve işlemlerin Danıştay'ın yargı alanı dışında sayılmasının ve bu yolla Meclis'çe karar alınmasının lüzum ve gereğinin olmadığını" görüşünü iletmiştir.
İsterseniz burada kısa bir ara verip 30'lu yılların başındaki Türkiye'de Başbakanlık-Meclis ile Danıştay arasında yaşanmış olan bu "yetki" mücadelesinin altını özellikle çizmeyi unutmayalım. 30'lu yılların başında, yani Tek Parti diktatörlüğü altında, yani hâkimlerin "kuvvetler ayrılığı" ilkesinin koruması altında olmadığı bir dönemde, Danıştay'ın Başbakanlık-Meclis karşısında verdiği bu "yetki" mücadelesi hukuk tarihimizin sayısı çok fazla olmayan parlak sayfalarından birisini oluşturmuyor mu? Demek ki, Tek Parti döneminde de bu ülkede bugün saygı ile hatırlanması gereken "hâkimler varmış".
Bilmiyorum (ve araştırmadım) doğrusu; acaba Danıştay'ın bugün -30'lı yıllardaki Danıştay'ın ısrarla savunduğu gibi- "Asker-sivil ayrımı tanımam, idarenin har alandaki tasarruflarına ben bakarım, AYİM'i de istemem!" benzeri bir itirazı var mı?
AYİM Tarihi'ne devam edelim:
Danıştay'ın Milli Savunma Bakanlığı- Başbakanlık- TBMM'ye karşı yürüttüğü özetlemeye çalıştığım mücadelesi sonunda yönetimi yıldırmış. TBMM Savunma Komisyonu, bu gerginliği ortadan kaldırmak (daha doğrusu Danıştay'ı devre dışı bırakmak) için üst askeri makamların karar ve işlemleri aleyhine yapılacak şikâyet ve itirazlara adres olarak "Zat İşleri Son Tetkik Mercii Encümeni" adı altında kurulun kurulmasına ilişkin bir kanun tasarısı hazırlamıştır. Kısa sürede kanunlaşan bu tasarıya göre, Milli Savunma Bakanlığı'nda kurulacak olan bu komisyon Genelkurmay Başkanını'nın (veya onun seçeceği bir kişinin) başkanlığında toplanan, üyelerini Cumhurbaşkanının Genelkurmay ve Milli Savunma Bakanlığı bünyesi içinden atadığı 5 kişilik bir son karar merciidir. Bu doğrultuda askeri kişilerin Danıştay'a başvurmaları yasaklanmıştır.
Bu yeni düzenleme önemli olarak, söz konusu "komisyon"un kararlarına karşı Millet Meclisi'ne itiraz için başvurulması hakkını tanımaktaydı. Ancak kimi yorumcuların söylediği gibi bu düzenleme "kanunla tezat" teşkil ediyor gibidir. . Çünkü bir taraftan "asker kişiler"in Danıştay'a başvuruları askeri disipline aykırı görülerek yasaklanırken, yeni durumda aynı kişilere "siyasi bir kuruluş olan" TBMM'ye başvuru hakkı tanınmıştır.
Nitekim, bu çerçevede TBMM'ye yapılan başvuruların sayısı hızla artınca, çözüm yolu olarak getirilen "Encümen"den de birkaç yıl sonra vazgeçilmiş. Şimdi gözler artık Askeri Yargıtay'a çevrilmiştir.
AYİM Tarihi'nin devamı da ilginç. Yarınki yazıya devam ederiz.